Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 21 Kasım 2004 Alpay Durduran | ||
TERÖRİZM VE PEŞMERGELER Kıbrıs AB üyesi olunca biz de Avrupalı olduk. Elimde Avrupalı olduğumuzu gösteren belgelerle dolaşma hakkı elde ettik. Henüz Avrupalı denilen aslında sadece bir tanımı ifade eden o deyimi anlayıp da ona göre düşünmeyi öğrenenlerimizin sayısı belli değil ama hepimiz Avrupalılığın verdiği haklara bildiğimiz kadar sahip çıkmaya başladık. O kadar ki Denktaş’ın torunu da belgeyi almış. Yani epeyi yararlı bir şey. Dedesi de çıkarı vardı kullandı dedi ve eleştirileri göğüsledi. Kendisine ters oldu ve zoraki bunu kabullendi. Demek ki epeyi yarar var.Kıbrıs’ın AB’ye üye olması için çok şeyi göğüsledik ve kutladık. Barışçı CTP ise bizi Peşmerge ilan etti. Bu ilan yapıldığında Peşmerge ülkesini işgale hazırlanan ABD ile işbirliği yapıyordu. CTP bizi düşmanla işbirliği yapanlar olarak tanımladı. Şimdi de Mehmet Ali Talat, “...kendisini çözüm yanlısı olarak tanımlayan bazı çevreler ve ‘dost çevreler’ dediğimiz çevreler, bu kez yine bizim dünyanın tersine bir politika gütmemizi istiyor. Avrupa Birliği’nin, Birleşmiş Milletlerin, Dünya’nın tek tek ülkelerin 17 Aralık sonrasının planlandığı ve 17 Aralık’a kadar her hangi bir sorun yaratarak Rumların Türkiye’yi veto etmesini engellemeye çalıştığı şartlarda, dünyanın bu tutumuna karşı çıkmamızı, buna marjinal faaliyetler ortaya koymamızı önerebiliyorlar.” dedi. Bekle gör politikası mı diyenlere de “Bekle gör değil, 17’sine kadar bütün dünyanın gündemi, Kıbrıs’ın, Türkiye’nin AB tarihini veto etmemesine, bu bağlamda Kıbrıs’ta her hangi hareketlenme yaşanmamasına odaklanmıştır. Konjonktür budur. Biz konjonktüre aykırı hareket etmeye davet ediliyoruz. Yani bunun anlamı “terörist harekette” bulunmaktır, başka bir şey değil, bir anlamda, mecazi anlamda, tırnak içinde ‘terörist harekette’ bulunmaktır, başka bir şey değil” dedi. Mecazi anlam demek terörist değil ama teröristin bir özelliğine benzer demektir. Ne demek istedi? Talat diyor ki konjonktüre aykırı davranmak terörist bir davranıştır. Maşallah! Bize terörist demek için kendini kurmuş ve fırsatı yakalayınca da kullanmış olmalı. İktidarların geri ülke örneklerine uygun bir tutum. Acaba bizi terörist diye dava ettirmeye kalkar mı? Bilemeyiz ama mahkemeye tanık diye çağrılsa terörist diye hakkımızda tanıklık edecek. Konjonktür demek o zaman kesitinde tüm ülkenin içinde bulunduğu durum demektir. Bizimki dünyanın durumunu resmettiği iddiasında. Peki AB yetkililerinden gelen girişim Kıbrıs’tan gelmeli çağrısı bir masal mı? BM’den gelen bize güvence verin ki bir girişim başlatırsak bu kez çözüm çabası için elinizden geleni yapacaksınız çağrısı nedir? Hepsi de 17 Aralık’tan önce sakın ha diye şartlı mı yapılıyor? Bunlar konjonktüre girmiyor mu? Talat anımsasın ki konjonktür sözünü en çok kullanan ustası Denktaş’tır. Aman konjonktüre dikkat diye Atatürk’ün uyardığını hatırlatarak konjonktüre uygun davrandığını söyler durur. Gitti Denktaş geldi Talat demeyi mecazi anlamda söylettiğini bilsin. Dost çevreler diye tırnak içinde atıfta bulunduklarından kim Talat’a Türkiye’nin tarih almasını engelleyecek bir kriz yaratmasını öğütlüyor? Annan planı kabul edilseydi mahvolurduk diyenlerle hükümet etmektedir. Annan planının noktasını değiştirtmeyiz derken Kıbrıs’ta çözüm için yeni bir girişimi Rum yönetiminin hayırdan vazgeçmesini yani teslim olmasını, tükürdüğünü yalamasını isteyen hükümeti ve Türkiye dışişleridir. Bu tutum konjonktüre uygun ama barışçı çözüm için açık gündem isteyenler konjonktüre ters düşer ve terörist gibi davranmış olur demek hangi mantığa sığar? Belli değil mi? Ezkaza evet denildi, bundan sonra ganimeti toplamak gerek anlayışı konjonktüre uygun olsaydı “verilen sözler tutulmadı” iddiasıyla “serzeniş”lerde bulunmaya yer olur muydu? Toplumun çözüm isteği havada kaldı. Ne zaman ve nasıl bir çözüm soruları halkın dilinde ama Talat konjonktüre uygun davranıyormuş! Tabii ki 17 Aralık’tan önce bir kriz istenmiyor ama barışçı çabalar ve konjonktüre uygun davranış kriz yaratmaz. Konjonktüre göre Kuzey Kıbrıs bir AB ülkesinin parçasıdır. Brüksel’de alınacak kararlara onay vermek de konjonktüre göre yapılması gereken bir şeydir. Ama Talat yeşil hat tüzüğünü uygulamayı işine geldiği kadar yapmakta beis görmüyor. Tam da Denktaş rejiminin ve TC dışişlerinin tutumunu uyguluyor ve konjonktüre uymayı reddediyor. Terörist olmuyor ama korkutuyor ve diğer tüzükler ha bre erteleniyor.Mayınların temizlenmesini ve yeni kapılar açılmasını da istemiyor. Kayıpların akıbetini de “öldüler” deyip kapatmak için sürüncemede bırakıyor. Yetkisiz görevli pozunda oturarak makam işgaliyle olsun olumsuzlukların sorumlusu oluyor. (19/11/04) ----------------------------------------------
GÖREV TALATIN Meclisin seçimden kaçmayı göstermek istemeyen üyelerine rağmen erken seçim kararı verememesi aslında mebusların seçim istemediklerini kanıtladı. Ancak birbirleriyle anlaşıp da hükümet kuramamaları nedeniyle erken seçimden de kaçamıyorlar. Yakında erken bir seçim yapılacağı anlaşılıyor. Böylece de meclisin önemli bir kısmı değişecek. Dikkate gelmesi gereken seçim istemedikleri halde seçime boyun eğenlerin nedenleridir. Bazıları hükümete girmek için can atarlar ama gene de boyun eğerlerse başka nedenler vardır. Seçimde mebusluğu kaybedecek olanın bir de hükümet şansı olan düzenin içine girememesi hayli ilginç. Partiler o partiyle girerim, ötekiyle girmem dedikleri için dediklerine tutsak oldular. Soranlar var: DP ile gerdeğe giren de UBP ile neden girmen, diye...Ama 25-25 olan taksime bir değişiklikle son vermek seçimi erteleyeceği gibi hükümette olmanın menfaati de eklenecekse mebus neden bunu yapmıyor? Örneğin Nuri Çevikel neden kamp değiştirip kilidi çözmüyor? Çünkü bu kez DP’den kaçıp UBP’ye geçenler var ki hükümette tekrar DP ile buluşacaklar. Bunu DP’nin hazmedemediği söyleniyor. Sorun hazmetmek ise midelerin çok sağlam olduğunu bilmeyen mi var? Öyleyse bu nedenler yetmez. Talat bir kapalı söyleşide BMBP heyetine sol iktidar olamaz olsa olsa koalisyon ortağı olur demiş. Talat bunun yalan olduğunu söyledi ama o yalanlayıncaya kadar herkese söylemiş olduğu inancı yerleşmişti. Yalanlayınca da gülümseyerek dinlediler. Onlara göre Talat koalisyona girme şansını kaybetmemek için yalanlama yapıyordu. Aslında kendisine bu kanaat yakışmıştı. O toplantıda söylemese bile ona inanıyordu. Bunlara ek olarak Türkiye’nin Talat’ın başkanlığının 17 kasım’a kadar devam etmesini istiyor kanısı yaygındır. UBP hükümeti kurarsa yabancı elçilerin bu ihtimale tepkisi o kadar fazla olmuştu ki nedenini anlaşmak kolaydır. Ama hükümete kimin gireceğini Türkiye kararlaştırılabilirse seçimin anlamı ne olur? Rum tarafı federasyona nasıl razı olur? Dünya bu duruma rağmen nasıl Annan planındaki gibi bir çözümü destekler? Rum tarafının itirazlarına ve güçlü merkez istemlerine anlayış göstermez mi? Bazıları ise hükümete kim girdi ise ipler hep Türkiye’nin elinde kaldığına göre neden Türkiye böyle müdahalelere devam eder diye düşünür. Bu görüşe “acaba risk olsun yok mu” sorusunu sormak doğru olmaz mı? Ya hükümete girmeyi başaran dönüp de Türkiye’ye rağmen adımlar atmaya kalkarsa Türkiye darbe yapmaya kalkabilir mi? O zaman siyasi zorluklar çıkmaz mı? Bir zamanlar bu soruyu Türkiye’nin Kıbrıs işleri müsteşarı sorup yanıtını vermişti. “Biz darbe yamayız. Parayı kesip bekleriz. Görüşlerimizi anlatır, uyulmasını bekleriz. Olmazsa çareler tükenmez” demişti. Acaba böyle bir durumda halk hükümete ayaklanır mı? Çünkü mali sıkıntı hemen etkisini gösterecektir. Maaş ödemelerinde bile zorluk çıkacaktır. Unutmamalı ki merkez bankası bile Türkiye’nin elindedir. Boş verin zaten bir iş yapmaya niyet eden yok. Siz onların barışçı marışçı veya bağımsızlıkçı mağımsızlıkçı lafazanlıklarına bakmayın. Hini hacette yes be annem veya yes sör derler sorun kalmaz.
(12/11/04) copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||