Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 11 Mart 2004

Alpay Durduran

 

SAYİŞ BERKEMAL

Gece yarısı birileri apartmanın kapısına kundak koyup yangın çıkarmak istedi. Yediği haltın yanına kartını bırakmadı, mesaj da bırakmadı. Kimse farketmese, az olasılık ama yangın apartmanı sarabilirdi. Yangın merdivenleri tutsa can kaybı da olurdu.

Yukarda radyo merkezi var yani geç saatlere kadar inen çıkan olur. Biri görüp itfaiyeye haber vermiş, gelip söndürdüler.

Kundakçı acaba kundağın görülüp söndürüleceğinden emin mi idi?

Polis bermutat gelip en saygılı bir şekilde sorgulamasını yapıp gitti. Bir süre önce de asayişin baş sorumlusu, halen başbakan olan Mehmet Ali Talat’ın da evinin önüne zaman ayarlı bomba konulmuştu. O zaman da bermutat sorgulama, vaka (Türkçecilerden özür dilerim olay) mahalli (pardon gene özür dilerim yeri) inceleme ekibi tarafından da inceleme yapıldıydı. Adam başbakan olsa bile güvende olamayacağını herkes gördü.

Annan planı kabul edilse Annanistlerin bir kısmının kurban edileceğini ileri sürenlere rahatsızlık verdiklerini duymadık. Onun için kimlerin bu olaylar karşısında huzursuz oldukları bellidir. Kıbrıs’ta barış isteyen herkes barış istese bile bunu ifade ederken tepki çekmemeyi yoksa başına işler açılacağını düşünmek zorunda iken naannanistler rahat oluyorlar mı?

Nanannanistler Türkiye hükümetinin kendilerini ortada bırakacağından kuşku duyuyorlar. Tek rahatsızlıkları bu. O zaman soru şu: Kime güveniyorlar?

Gene Türkiye’deki birlerine güveniyorlardır. Çünkü durum öyle ki Türkiye’den birileri Kuzey Kıbrıs’ta hakimdirler. Onların desteği olmadan kuş uçmaz. Bunları sadece Türkiye’deki devletten bağımsız olan siyasi guruplar olarak görmek yanlıştır. O tür guruplar Türkiye’de devletle haşır neşir çalıştıklarından onlar da bağımsız hareket edemezler. Elemanlarının burada bile kayrıldıkları, özel burslarla üniversitelere yerleştirildikleri, iş olanakları verildiği falan hep bilinen gerçeklerdir.

Demek ki devlet içinde çatlaklık vardır. İlk defa da değil. Böyle çatlaklar hep olagelmiştir. Gerçek veya yasal iktidarın yoldan çıkması ihtimaline karşı da önlemler alınması özel harp tekniklerinin doğası gereğidir. Teoriye göre yasal idare düşman eline geçerse vatan nasıl savunulacaktır diye örgütlenme yapılır. Bu tür örgütlenmeler sivillerle iş görür. Onun için tipik bir durumla karşı karşıyayız.

Tamamen bağımsız hareket edebilecek olanlar daha önceden beslenen dolayısıyla devlet tarafından bilinen kişilerdirler. Polis serbest olsa onları izleyip olayları aydınlatabilir.

Polise göre binanın kapısının önündeki paspasa yanıcı madde kondu ama içeri sızması içinde üfleyici bir aygıt kullanılmış olmalı yoksa içeri sızması olanaksız. Demek ki polis cahil değil. BDH’nın kapısına da benzer bir üfleme yapılmış.

Radyoda çalışanların görüp haber vereceği hesabına yapıldığı anlaşılsa da hasarın paspasla sınırlı kalmaması da amaçlanmış. Yangın çıkıp korkunun daha şiddetli olması da istenmiş olmalı.

Seçim sırasında halk bölündü çare bulunmalı diye feryadı figan edenleri düşününce birlik ve beraberliğin ne ile sağlanacağı da ortaya çıkıyor: Korku.

Korku salıp birlik ve beraberlik sağlamak beslendikleri yegane şey olsa gerek.

Seçimden sonra şimdi içi barış sağlanmalıdır diye demeç üstüne demeç veren CTP liderlerinin şimdi düşünmeleri gerek. Kendileri içi barış derken korku ile barış sağlamaya çalışan devlet destekli gücün saldırılarına maruz kalıyorlar. Sorumluluk ise şüphesiz başbakana ait. Polis ve istihbarat örgütü ile polisin bağlı olduğu asker korkuyu yaymak isteyenlerle mücadele içinde görünmezse başbakan, bakan ve milletvekili olmakla neye hizmet ediyorlar?

Türkiye’nin görüşmelerde Amerika’ya verdiği Türk görüşlerini incelemeye aldığı haberleri duyulurken kim inanır ki Talat haberdardır? Öyleyse ne işe yararlar “işte barışçılarınız da heyette veya Meclis’te beraber çalışıyorlar” deme fırsatı vermekten başka...

Bol terörlü günler dileyemeyiz ama bu devlet kültürü böyle gittikçe terörle iç barış sağlama çabası devam edecek. Bunu milli devlet sayarsanız demek ki milli devlet terör devleti demektir. Halbuki milli devletlerin çıkışı imparatorlukların milli çıkar anlayışına karşı galip gelmelerine dayanırdı. Şimdi milli hudutlar kafi gelmediği için globalleşme kendini dayatıyor ve AB ortaya çıktı. Artık milli devlet sadece bir engeldir. Milletini seven milli devlet değil devletler üstü örgütlenmeler peşindedir.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org