Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 1 Nisan 2004 Alpay Durduran | ||
BAKALIM NE GETİRECEKLER Lucern’de taraflar görüşüyorlar diye haber var. Taraflar ne demek? Biz yokuz. Gazetelerde okuyoruz. Türk tarafına şu tavizleri vermiş, Annan; Rum tarafına şu tavizleri vermiş... Diye tablolar veya metin tasnifler var. Bunlara baktığımda kendimi bir tarafa koyamıyorum. Mülkiyet haklarını kısıtlayanlar geri dönüp de hayatında yeni bir sıkıntı yaşamaya kalkacakların onun yerine gönüllü olarak paralarını almalarını iyi bir tutum olarak görürüm ama Türk tarafı denilen Kuzey gölgesine Rum gelip yarleşemesin denildiğinde bunu bizim tarafa verilmiş bir şey olarak görmüyorum.Harita diye tutturanları tatmin eden önerileri onaylamak da olanaksız. Başarısız olurlarsa bundan üzülecek de değilim Mehmet Ali 42 000 polisle denetleyecek kapı arıyormuş. Onu tatmin edecek bir öneri elbette ki kapılarda bekletilen birisi olarak beni tatmin etmez. Kendisi de kapılarda bekletilmiş, horlanmış, bakan olduğu zamanda dahi Ledra Palas’a bile gidememiş ama hem o kapıları tutmak istiyor hem de o kapılarda kendisi bekleten ve daha sonra da hükümetten tekmeleyen bekçilerini de savunuyor. Kıçı tekmenin acısını unutmuş olmalı, ama ben onu tekmeleyenleri unutamam çünkü onu tekmeleyen beni de tekmeleyecektir. Türk tekmelerse tamam, Rum tekmelerse olmaz diyerek tekme yemek yerine tekme atacakların elinden kurtulmak gerek. Türk Türk’ü tekmeleyeni koruduğu için Rum da Rum tekmeleyeni koruduğu için tekmeden kurtulmak mümkün olmadı. Şimdi Mehmet Ali başbakan oldu diye tekmeden kurtuldu mu? Referandum kararı çıkarsa kampanya sırasında tekme atmaya teşne olanlar yolu tutup tkemeyi gösterdiler. Arkadaşlarına tekme gösterenlere Mehmet Ali ne diyebildi? Yoksa arkadaşlarının tekme yemeleri onun umurunda değil mi? Başbakan olup yakınlarını bakan yapıp bazılarının kıçını kurtarmakla iktifa mı etti? Görüşme yapılırken tarafların bir pozisyon saptayıp onun üzerinde kavga etmeleri uzlaşma tekniği bakımından yanlış. Kafanda ihtiyaçlarını bulundurmak ve esnek olmak gerek. Uzlaşma için istediklerin çalışmalar sırasında çeşitli şekillerde kaşılanabilir, bir yere asılıp durursan fırsatları değerlendiremezsin. Annan planı tam da bir mevzi. Onun çerçevesinde kalmak ve sonunda da Annan doldursun diye bırakmak var. Yani ayak dirersen olduğu gibi kalır. Karşı taraf ne der, nereye kadar Annan’dan ne alır diye kaygı duymak var. Amma benim ne ihtiyacım var demek serbest değil. Böyle bir duruma düşürenler sorumluluklarının bedelini ödemiyorlar. Onlar hala karar verici durumda ve yanlarına güya barışçı olan CTP ve birleşik güçleri almış bulunuyorlar. Hatta BDH da Meclis’i çalışır tutarak onlara yardımcı oluyor. Bize ise bu ayrımcılığı vurgulana vurgulana çirkinleştirilen plana evet demek kalıyor. Evet diyeceğimiz için de bizi bu hallere düşüren eli kanlı faşistlerle onlara kahraman diye bakan yardakçılarına göre sorumlu oluyoruz ve tehditler savuruyorlar. Sözde bizi güvenliğe kavuşturan polis ise hala güven sağlama peşinde değil. Faşoları müttefiki olarak görüyor. Sözde başbakan barışçı ama barış diyenlere kin kusulması ve uluslararası suç olan terörist saldırılar yapılması devam ediyor. Bu durumda görüşme yapılıyor ve olumlu sonuç bekleniyor. Bu resmen bir tiyatro. Alaturka ve tekrar edilmemesi gerekli bir süreç. Sonucunun iyi olmaması için yani olmaya ki sonradan iyileştirilir diye de önlemler alınmış durumda. Hem de barışçı denilenler tarafından. Anayasa diye bir taslak Ferdi’nin başkanlığında hazırlandı. Referandumda evet dersek o da yürürlüğe girecek. Anlaşma taslakları sergilenen masada onu da televizyonlar gösterdi. Yani Denktaş vermedi ama veren oldu. Ona göre memurların siyaset yapma yasağı da devam ediyor yani Ferdi’nin ve partisi ile birleşik güçlerinin de kaldırma sözü verdikleri yasal devam ediyor. O kadarla da kalmıyor yani halen aktif olarak barışı savunanların başında gelen memurlar sussa da yetmiyor ki partilere Rum üye almak ta yasak olarak kalıyor. Parti kurmak sadece Türk devleti yurttaşlarının oluyor. Halkın birleşmemesi için gereken önlem alınmış oluyor. Bize katılmadığımız süreçte hazırlanan plana evet deyin diyorlar. Evet deyip de statükonun nesinden kurtulacağımızı pertavsızla aramaya mecbur kalıyoruz. BM kararları çerçevesinde ve AB hukuku içinde diye diye bir ucubeyi nasıl deleriz diye arayacağız. Umudumuz devam ediyor. Arayacağız. Statükonun kıskacı ne derecede azaldı diye bakacağız yoksa bu planı yutmak burnumuzu sıkmadan olanaklı olmayacak gibi görünüyor.
copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||