Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 28 Mayıs 2005

Alpay Durduran

 

MART KARARI VE NÜFUS MÜBADELESİ

Erkanı iktidarı izliyoruz. Hep söylenen geçmişin devamı şeklinde oldukları.

İnsafsızlık etmemek için dinlemeye devam ediyorum. Acaba bunların esiksinden farkı var mı diye. Ancak farkı farketmek olanaksız gibi. Çünkü onların anlayışlarına bakıyorum. Yoksa yaptıkları zaten Türkiye’den gelen işara bağlı. Eskisi de öyle yapardı. Yalnız Türkiye hükümetlerini zora sokacak bir karizması olan Denktaş eksildi. O kadar.

Talat, Ferdi, Denktaş üçlüsü olarak konuşuyorlar.

Talat ve Ferdi de 3. Viyana mutabatını nüfus mübadelesi andlaşması diye yorumlayan Türk tarafının bu yorumuna kimsa katılmadığı gibi orada varılan mutabakatın (andlaşma değil) nüfus mübadelesi değil insanların rahat yaşamaları için gereken şeyler ve isteyenlerin bir taraftan diğer tarafa geçmesine izin vermek olduğu belirtilmekte ve Karpaz Rumlarının sorunlarının çözümü için baskı yapılmaktadır.

Tüm dünya nüfus mübadelesi yok derken Denktaş ve Türkiye var derdi diye eleştirirdik. Şimdi de Talat, Ferdi, Sedar üçlüsü var demeye başladı. Rumların malları hakkında dava açmalarına karşı savunma yaparken nüfus mübadelesi andlaşması diye ibr andlaşma olduğunu iddia etmeye başladılar.

Buyrun beyler AİHM’de Türk yönetimini savunanları görevden atın çünkü öyle bir andlaşmayı bulup hatırlayıp davanızı savunacak başkalarını bulun. Yoksa aranızda casuslar mı var?

O kadar da değil. Türk tarafının Rum tarafı ile eşitliğini vazeden ve Türk toplumunun temsilcilerini görüşmeler yoluyla Kıbrıs’ın kaderini belirlemede yetkili kılan Mart 1964 Güvenlik Konseyi kararını da kınama yarışına girdiler. Sanki kınadıklarında eski takımı dinleyen olduydu, yeni takım da sıraya girdi. O günün koşulları içinde alınan o karar dengeli ve çare bulucu bir karardı. Lakin Ne Türk Tarafı ne de Rum tarafı iyi niyetle BM barış gücü ile normalizasyon için çalışmadılar ve bugünlere kadar çözüm bulunamadı. Fakat o karar olmasaydı iki toplumluluk için uğraşmak gerekecekti. Şimdi iki toplum arasında görüşme başlatma çalışması varsa o karar olduğu için vardır. Papadopulos Erdoğan ile görüşme yapma isteğine taraftar bulamadıysa bu yüzden bulamadı.

Niye böyle yapıyor bu efendiler diye sorarsanız; açıktır ki efendiler halkımızı güvensizlik içinde tutumak ve idare etmek içindir. Ayne Denktaş gibi halka sizi savunmasam yandınız demek istiyorlar.

Giden gelen hikayesi devam ediyor.

Tek fark bunlar barış vizyonu deyip duruyorlar.

Balayı bitti. Şimdi barışçı olup olmadıklarını BM aracılığıyla ABD ve AB’ye kanıtlamak durumundadırlar.

Kıbrıs Türk Halkı deyimini Denktaş millileştirdiydi. Hemen yutmayın diye uyarmalarıma rağmen TKP dahi halk deyimine saplanıp kaldıydı. Yeniler de ayni saplantı içinde bulunuyor. Bu deyim ayrı devlet kurma hakkı iddiası idi. İddialarında vaz geçtiler ama deyimden vaz geçilmiyor.

Rum tarafı da elini açmamak ve görüşmelerde açmak istediğini ileri sürdü ise de başaramadı. BM ile pazarlık olmayacağını ve Türk tarafı ile pazarlık edeceklerini ileri sürmüştü o da olmadı. BM Türk tarafına kabul ettirilebilecek noktaya gelmezlerse görüşme çabasına başlamayacağını söylediği için Rum tarafı ister istemez BM’ye elini açtı ve önerilerini beğendirme çabasına girdi. Yani BM ile pazarlık başlattı.

Talat ve Erdoğan da ayni sınava başlayacaklar. BM onlara da Rum görüşlerinden bahsedecek ve karşılıklı kabul edilebilir bir noktaya gelmelerini isteyecek. Yoksa onları uzlaşmaz ilan edecek.

Bakalım Talat, Ferdi, Serdar (TFS) o noktaya gelecek mi?

Yoksa yeni uzlaşmaz olarak yeni staüko ortaya çıkıp afişe olacak.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org