Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 25 Haziran 2004

Alpay Durduran

 

HALKIMIZ SEÇİM YAPMAYI ÖĞRENMELİDİR

Nereye gitsem “bak yahu! Bunlar da onlar gibi” diye şikayetler dinliyorum. Böyle olacağını biliyorduk ve anlattı idik ama “bunlara oy verelim, referandum hakkımızı kullandırsınlar sonra çekilsinler” diyenleri dinlemiş ve o zaman sizi kim dinler diye uyarmıştık. Olmadı. Halk o kadar idareye ders vermekten uzaktı ki partiler umursamadılar biz de seçime katılmamayı yeğledik. Çünkü değişen bir şey olmayacaktı ve olmadı.

Kıbrıs sorundaki engellere bir de Türkiye dışişlerinin uydusu olan hükümet eklendi. Uluslararası toplum öneri yapsın, biz evet dedik ve işi bitirdik politikasını sahiplendiler.

BDH hala ikinci bir referandumun yapılması için çaba göstermekten bahsediyor ama nasıl bir çaba gerektiğini açılmıyor. Şimdi hükümete girecek gibi bakalım bu çaba nasıl şekillenecek. Lakin umutlu olmak için neden yok çünkü CTP ve DP tınmıyor. BDH’nın hükümete girince bu iddiasını sürdürmeyecek diye düşünmek gerek.

Bu durumda Kıbrıs sorununu buzdolabına koymayı ve Rum tarafının görüş değiştirmesini ve Türk tarafının da izolasyonlar azalır ama temelden bir değişiklik olmaz kanısına vararak yumuşamasını beklemek uluslararası toplumun da düşüncesi olacak.

Her AB, Türkiye ilişkisinde ve izolasyon kaldırma çabasında ayaklara Kıbrıs sorunun takılacağı için bu buzdolabı hikayesi uzun süremeyecek diye tahminde bulunmak mümkün.

Buna karşın halkın yoz bir yönetimle kalkınmanın olmayacağını anlaması ve hükümet sorununu çözmek için hareketlenmesi gerekir. Kıbrıs sorunu çözülse idi çok şey de değişecek ve yozlaşmaya karşı mücadele de ister istemez başlayacaktı. Olmadığına göre hem çözüm için hem de yozlaşmaya karşı mücadele için harekete geçmek şart.

Birinci görev parti üyesi olan yani siyasete katılmayı seçecek kadar meraklı olanlara görev düşer. Parti liderliğinin çözüm çabalarına sırt dönmelerine ve yozlaşmayı sürdürüp adam kayırma yöntemleriyle güç kazanmaya çalışmalarına karşı çıkmalıdırlar.

AB muktesebatının yozlaşmaya karşı mücadele ve idareyi etkinleştirme programlarının bir an önce uygulanmaya başlaması için baskı yapmak da gereklidir.

AB’ye girmeyi oylamak Euro kazanmak için değildi diyenler var da Euro hatırına evet denilmesi kampanyası açanlar nasıl olup da hayır diyen Rumlara dönüp de neden böyle yaptıklarını sormazlar? Bir AB yurttaşı böyle mi davranır? AB yurttaşı Rumlar reddetti derken bile bilir ki Rum diye isnatta bulunmak yersiz ve haksızdır. Kimi evet demiştir kimi hayır ama gerekçeler çok değişiktir. “siz bizimle yönetimi paylaşmak istemediniz” diyebilmek için sorup anlamak gerekir.

Bazıları gerçekten Türkleri idarede görmek istemez. Lakin çoğunluk güvenlik sağlanırsa ve planın uygulanacağı garanti edilirse evet diyeceğini açıklamıştır. O halde neden güvensizlik yaratıldı ve kim yarattı diye sormak gerek.

Bir başbakan uluslararası basın önünde “korkacak bir şey yok. Plan adım adım uygulanacağına göre istediğimiz zaman frene basarız” derse Rum toplumu endişe etmez mi? Sonra meclisin kapalı toplantısında ayni şeyin söylendiği ortaya çıkar ve bu Rum tarafına aktarılırsa korkmazlar mı? Bana göre bu gereksiz korkuydu çünkü başbakan hakim değil. Amma Rum endişe etmez mi? Rum benim gibi burasını Türkiye yönetir diye emin olabilir mi? Ve çok daha önemlisi aslında burayı Türkiye yönettiği için Rum korkmuyor mu?

Artık halkın devreye girmesi ve çözüm isteğini dayatması bu arada “talimatla yönetilemeye hayır” sloganını hatırlatmalıdır.

Çözümün yerini hiç bir şey tutamaz ve izolasyonların tümü de kalksa değişen sadece yüzeysel olur. Mutluluk gelmez, refah gelmez.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org