Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 8 Haziran 2005 Alpay Durduran | ||
YENİ TÜRK ATAĞI BM’in Papadopulos hükümetinin görüşlerini değerlendirmek için taleplerini reddetmekte idiler. Onlara göre ellerini açarlarsa BM onların görüşlerini incelemeye alırlar ve sonuçlar çıkarırla; sonra da bu sonuçlar hakkında Türk görüşlerini öğrenmek için onlara sorular sorarak Papadopulos hükümetinin görüşlerini açığa çıkarmış olurlar. Onun için BM ile pazarlık etmiş oluruz dediler; çünkü BM iki tarafın görüşlerini anlamak ve antlaşma ihtimalini saptamak için onu diğer tarafa kabul ettirmezsiniz şöyle olsa siz kabul etmezsiniz gibi sorularla bir tür pazarlık yapılmış olur.Bu gerçek kaçınılacak bir şey değildi. Nitekim BM antlaşma olasılığı görmezse görüşme girişimi başlatmayacağını açıklamıştı. Başka türlü antlaşma olasılığını nasıl saptayacaklardı? İster istemez Rum tarafı bu diyaloğa girmek zorundaydı. Sonunda Rum tarafı dört gün süren bir görüşme süreci ile görüşlerini açıklığa kavuşturmaya çalıştı. Şüphesiz bazı noktalarda esneklik olsun diye belirsizlik bıraktı ve seçeneklerden konuştu. Başka yolu yok. Böylece sıra Türk tarafının Rum görüşlerinin çerçevesine girip girmeyeceğini saptamaya geldi. Bu arada Rum tarafına da sorular sorulacağını beklemek doğaldır. Bu anda Türkiye tam Talat ağzıyla bir paket açtı. Taktik olarak uygun ama pakette ne olduğu önemli. Pakette Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın Rum tarafı için koyduğu kısıtlamalar kaldırılacak, Rum tarafının da koyduğu veya tanınmamışlıktan doğan kısıtlamaların kaldırılacak, iki taraf arasında mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı sağlanacak, üçüncü ülke uyruklularına uygulana tüm kısıtlamalar kaldırılacak, Kuzey de AB ile gümrük birliğine girecek, Kıbrıslı Türklerin sportif, kültürel ve saire engelleri kaldırılacak deniliyor. Bunlara bakınca yalnız Rum tarafının değil AB ve FİFA dahil uluslararası bir uzlaşma gerekli olur. Limanların yasallaştırılması gibi işgal altındaki bölge veya yasadışı liman statüsünü kaldırmak gibi Rum tarafının elindeki tüm kozları atması gerekir. Ancak güvenlik ve Maraş’ın açılması veya mal mülk yağmasının durdurulması gibi bir taviz de yok. Buna ne denileceğini kestirmek çok kolay. Dağ fare doğurdu denilebilecek bir öneri. Güya imaj yaratılacak ama imaj hiç de iyi değil. Gerçekçi bir yakınlaşma da yok. Kayıpların akıbetinin araştırılması gibi insani bir öneri de yok. Yeni yurttaşlık verilmemesi ve acil bir andlaşma için yeniden yerleştirileceklere hazırlık da yok. Ne yazık ki bir boşuna çaba ile karşı karşıyayız. Onun yerine BM’in Rum tarafından aldığı bilgilere göre esneklik göstermeye hazır olduklarını gösterecek bir çalışma başlatsalar ve Kıbrıslıları da diyaloğa sokacak bir görüşme dönemi açsalar çok yerinde olacaktı. Anlaşılan Türkiye dışişlerinde değişen bir şey yok. Esneklik yerine patronaj ve maksimumu isteyip pazarlık kapısını yüksek çıta ile başlatmak alışkanlığı devam ediyor. Kıbrıslıları devre dışı tutmak da eski alışkanlıkları ama Talat ayni kafada olduğu için farklı bir şey olmayacaktı. Kıbrıs sorunu çözülecekse sorunun kalıntıları ortadan kaldırılmalıdır. Bunun şartları ise insanlarımızın benimseyecekleri bir model oluşturulmalıdır. Mallarını uzaktan seyredeceklere çare gösterilmezse çözüm olmaz. Suçlulara ders verilmezse tekrarından endişe kalkmaz. Bunlar eskiyi ihya veya kazançlı çıkma kavgasını terk etmediler. Çözüm ufukta görünmüyor. Antlaşma yapılabilirse çözüm ancak ondan sonra gelebilecek.
copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org
| ||