Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 14 Temmuz 2003

Alpay Durduran

 

İdeal Rum Değil Somut Rum

Bir kez daha Avrupalı dostlarımızın önünde rezil olduk.

Taa Strasburg’a gittik, Kıbrıs’ın birlik ve Avrupalılığın tescil eden ağacı Avrupa Konseyi yanındaki bahçeye ekmek için ama birlik fikrini reddeden konuşmalar yapmaktan beri durmadık.

Madem ki et yemezdin ne gittin fırın kebabcıya?

Birileri (varın siz tahmin edin kim olabileceğini) tezgahı dokudu ve böyle işlerden hep kaçınan Derviş bile kalkıp Strasburg’a gitti ama geride durup sanki elini bu işten temizledi. Sonra da toplantılarda iki devletlilikten ve o acaip biz de barış isteriz ama safsatasından bahsetti. Durumu anlaması beklenemeyecek olan başkan mos mor oldu. Her halde Derviş’i oraya yollayanlar ona böyle laflar edeceğini söylememişti. Bize gelince Derviş zaten yalnız değildi. Mehmet Ali de Konsey’e kendilerine ayrım yapılıp temsilcisinin temsil etmesine izin vermiyormuş dedi, ambargolardan şikayet etti.

Sevsinler efendiyi. Hatırlattım ki 1986’da Konsey bize gelin temsilcinizi yollayın, biz adrese bakmayacağız ve Rum tarafından icazet alamadan gelebileceksiniz demiş ama Türkiye ve burdaki temsilcisi Denktaş KKTC tanınmadan olmaz diye reddetmişti. Genel sekreter bunu bildiğini söyledi ama Mehmet Ali kaç defa kendisine anlattı isem de bilmezmiş gibi yapmıştı.

Neden Mehmet Ali Kıbrıs’ta taksimin gerçekleşmesine engel olan Konsey gibi kuruluşlara saldırmaya başladı.

Rum ve yabancı elçiliklere göre Mehmet Ali seçimler dolayısıyle Türkiyeli oylara saldırdığında dolayı böyle konuşuyor.

Öyle ise bir Derviş veya bir Denktaş daha kazandık demektir. Kimden oy istersen ona göre bir retorik tuturacaksın, başka daha oy istersen ona göre de modifiye edeceksin ha! Al birini çal ötekine. Onlar da öyle yapıyor zaten de yalnız oy aldıklarına değil kendilerinin oralara oy alıp gelebilmelerini sağlayanlara göre de retorik saptamaktadırlar. Helal olsun.

Strasburg’ta da kısa zamanda Rum’lar da yardım etti mi etmedi mi bilmem ama herkes Mehmet Ali’nin seçim dolayısıyle böyle konuşmaya başladığını bilgiç bilgiç kafa sallayarak iddia etmeye başladı. O zaman da benim karnım ağrıdı. Biz nasıl insanlarız ki belkemiğimiz yok? Sümüklü böcek gibi şekilden şekile gireriz? Doğrusu ya kendimi ayırayım derim ama ne olursa olsun bunlar benim toplumumdan insanlar. Yanlarında da adamlarını getirmişler ki gizli kalmaz bu işler. Demek ki yüzlerce insan göre göre onaylıyor.

O kadar UBP’li var bir kalkıp da Derviş’e “Madem ki karşı idin ne gittin” demez, Mehmet Ali’ye “bizi savunan Konsey’e böyle bok atmayaydın” demez. Ertuğrul’a “barış derken oldu bittileri kabul et denemez” demezler. Dahası da var.

Mehmet Ali seçilip bu işleri halledecekmiş iddiasını yaparken yanındaki arkadaşı yerleşikler sorununu ele alırken heyecandan sap sarı olmuştu. İnsanı bu kadar hassaslaştıran bir konu o anda gündemde idi ve ağır bir tehdit altında olduğunu hisseden arkadaşı için Mehmet Ali’nin yapacağı birşey yoktu. O oyları alıp tehdit eden güçle uyum içinde çalışabileceğini kanıtlamaya çalışıyordu. O hale gelimişiz ki aramızda dayanışma da oluşmamış. “O bizimle olursa oy alamayız” diye dayanışacak insanları filtrelerken yüreklerini ortaya koyanlara da sırt çeviriyor insanımız.

Bunlar utanç verici. Biz deyip öteceğimiz şeyler karaborsaya düşmüş.

Bunlara bakıp da tevazu takınacağımıza Kıbrıs’a gelir gelmez yeni bir hayal kırıklığı yaşadım. Kıbrıslı bir aile Larnaka’dan girememiş diye hücum. Larnaka trajedisi imiş! İnsan biraz mütevazı olur yahu. Rum dediğin gökten zembille mi indi. Bu bağırtı ne? Kime hizmet ediyorsunuz ki! Bu gibi şeyleri kurcalaya kurcalaya etnik kavgalar başlatılır, unutunuz mu?

Elbette birini elinde Lünan pasaportu yanında karısı ve çocukları ve ellerinde KKTC pasaportları. Bu durumda Geçitkal’a havalanına gelen olsa senin memur ne yapar? Bana göre yurduna gelen bir insan geri görderilemez ama biz memurlarımıza böyle şeyleri öğrettik mi? Özür dilemesini de yöneticilere öğretemedik ama hiç değilse Dostum Andrea özür dilemeyi bilmiş. Fakat ne Mehmet Ali ne de kuracalayan gazeteler ölçüye dikkat etmemiş; o halde niyet ne? Biz böyle müstesna durumdan sonuç çıkaracağımıza aklımızı başımıza almalı ve her günkü olaylardaki tutumlara göre tartmalıyız, tartarken de Rum’dan müstesnalık beklememeliyiz. Üçte birlerinin mal ve mülklerini ganimetlediğimizi düşündüklerini ve bizim içimizde de sorumlu tutulmaması gerekenler olduğunu anlayacak kadar olgun olanların sayısının çok da fazla olmasını beklememek gerektiğini kabul etmeliyiz. Politik liderlerimizin bile neleri kurcaladıklarını görünce onlara karşı yabancı bir ülkenin askerlerini güvence gördüklerini ve Annan planı garantörlerin askerlerini çok azaltmadığından memnuniyetle bahsettiklerini hatırlatmak gereğini duyuyorum. Biz Rum denilen ortalama yuttaşımzıla beraber yaşayacağız ve kusurlarımızı olduğu gibi kabul edeceğiz. Yoksa bana kimse barışçılıktan bahsetmesin.

“İdeal bir insan gibi olsun da sonra Rum ile yaşarım” diyen “ben asker kuşatması altındaki mandradan memnunum demektedir.”

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org