Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 17 Temmuz 2003

Alpay Durduran

 

Aptalları Oynamayalım

Muhalefet ikiye mi bölünmüş, seçim ne getirecekmiş gibi şeyleri düşüneceğimize bugün çözüm gerekliliğini anlatmak için ne yapmalıyız diye düşünmeli ve yapmak için organizasyonlar düşünmeliyiz.

Denktaş abuk sabuk ve bir gün önce söylediğinin tersi olan veya tersiyle ancak intibak edebilen görüşler ileri sürer çünkü kafaları bulundurmak ister. Düşünelim veya düşünmeleyelim demekle kafamızı düşünmekten alakoyamayacağımza göre düşünmemenin yolu başka şey düşünmektir. Denktaş da bunu yapmaya çalışıyor.

Geçen hafta bir Verheugen haberi patlatmak onun aklından geçmemişse de “halkın ne düşünmesi gerektiğini planlama görevlileri” yani derin devlet tarafından düşünülüp icra edildiği açıktır. Bir yerlerden, hem de büyük ve ünlü haber ajanslarından verilmiş olmalı ki Türkiye’nin anlı şanlı gazetelerinde de yayımlandı. Demek ki eli uzunlardan, haber gerekli oldu diye mesajla beraber icra edildi.

İflas etmeyen ne kaldı ki! Büyük gazete denen şeyler de maskara olmaktan korkmazlar. Yalan haberle utanıp da halktan özür dilemezler. Washinton Post da da yalan yazılırmış ya hemen oza dayanıp büyüklüklerini koruduklarını söyleyebilirler ama Washington Post özür diler, bazılarını cezalandırır ve yalan haberin giderilebilecek olan ihtilaflarını gidermeye çalışır. Bunlarsa duymamış görmemiş yaparlar.

Utanmayanlar ise nereden geldiği belli olmayan haberler yayımlayıp yalanı dallandırıp budaklandırmaya çalışırlar. Nedeni bellidir. İftirayı at izi kalsın derler. Elbette bazı ahmaklar ısrarla o kaynaklara bakamaya devam ederler ve beyinlerini devamlı banyo yaptırırlar. Bundan gurur duyanları bile gördüm. Bana basın gününde “devletim öyle bilmemi isterse öyle bilmem gerek” diyecek kadar ahmak olanlara rastladım. Yani değil kandırmak, kanmak bile milli vazife imiş.

Böyle bir devlete esir olmak mutluluksa mutlu olun efendiler ama aptalları oynamayınlara yenileceksiniz. Halkın belli zamanlarda bilmeyi tercih ettikleri son gösterilerle kanıtlandı. Bundan olsun ders alın.

Şimdi seçim peşinde koşanların başını çekenler de ayni cins devlet anlayışında olduklarını denedik gördük. Batıda eğitimde grev mi olur diye atılan nutukları, eğitimi aksatmadan grev yapın mesajlarını verenler ve devletin yeraltına bakmak gerektiğini aklına bile getirmeyenler onlar değil miydi? Daha saymayayım. Devlet anlayışları aynıdır. Ama halk değişmiştir, daha da değişme ihtiyacındadır. Gayret değişikliği arttırmaktadır.

Seçim seçilmek isteyenlerin ahlak sınavından geçtikleri bir kampanya dönemini hep içermiştir. Mesela bir partinin sözcüsü “tüm yerleşiklere yurttaşlık verecek olan Annan planını reddetmekle yapılan” kötülükten bahsetmektedir. Ama böyle bir şey yoktur. Annan planı tüm yeleşiklere yuttaşlık vermeyecekti.

Birinci saptama yalancılıktan kimsenin başının ağrımayacağına inanılmasıdır. İkinci saptama yurttaşlık alacağına inandırılmış insanların tepkisi önemsenmemektedir. Hele bir köprü geçilsin sonra başka yalanlarla onlar avutulur anlayışındadırlar. Üçüncüsü Annan planının gecikme üzerine değerini yitiridğini, Rum tarafının elinin güçlendiğini söyleyenler de onlar olduğuna göre halkın iki şeyi yan yana koyup madem gitti benim yurttaşlık da gidecek onun için anlaşmayı istemekten vaz geçeyim demeyeceğini sanıyorlar. Demek ki halkı resmen ahmak yerine koyuyorlar.

Bizim 30 yıldır doğru dürüst bir demokrasi adımı atmamamız ve hatta 1970’leri özlememiz boşuna değil. Ahlak bakımından sakatız. Demokrasi ahlakımız eksiktir ve devleti anlayamadık. İçimizden bunları anlayıp da politik mücadeleyi demokrasi için yapacak olanlar da ya kendileri de sakattırlar ya sakat değiller ama mecburen aralarına sakatları alarak ahlaksızlaşmaktadırlar ya da halk onlara dayatıp ahlakasızlarla işbirliği etmeyi dayatmaktadır. Hepsinin sonucu da aynidir.

Aptalları oynamayalım ki aptallar bizi kandırmasın. Daha dün başbakan yardımcılığı yapmış yenilerin yenilik getireceğini ve onların alternatiflerinin olmadığını kabul etmişcesine kararlar alanlar, seçilseler sadece referandum sonucunu ilan edip daha sonra sinei millete döneceklermiş gibi izlenim yaratmaya çalışıyorlar ama netice adam kandırmadan başka birşey olamaz. Referanduma çeviremezsen ve seçim sonucu yenilgi olursa istifa etseler ne, etmeseler ne? 1990 seçiminin arkasından 1993 seçimini Denktaş’ın oğluna bir parti hediye etmek için mi yaptırmışlardı! Ne kazandık ki? CTP hükümet oldu da koçan dağıtımını hızlandırmaktan ve KDV kazığı gibi kazıklara ortak olmadan başka ne elde etti idik?

Halkımız bugüne kadar hangi yürekli davranışı sadece alkışlayarak değil ileride örnek olsun diye değerlendirdi? Bunun için zemin herşeyin zemini gibi önemlidir. Seçim sırası gelince başlayacak hesaplar, rezerv tarlalardan ve kızımızın işine varacak. Referandum olacak değil. Zaten seçim sonucu referandumun amacını destekleyen partilerin oy oranından başka birşey olamaz. Dolayısıyle referandum demekle referandum olmaz, olsa tüm faşistlerin her seçime bu kutsal amaç için yapılıyor demeleri, Denktaş’ın halk görüşmeci seçiyor demesi gibi olurdu. Anayasa ne derse seçim odur. Oy dağılımı da bir anlam taşır ama o kadar. Mitingler zaten halkın kararını gösterdi. Bundan sonrası vurgulayıp baskıyı sürdürmek olmalıydı. Şimdi Türkiye’nin desteklediği daha doğrusu Türkiye’ye sadık partilerin sandıktan çıkarılması tehlikede ise tehdit o yöndedir ve çözsem mi Kıbrıs sorununu yoksa bunları mı çözsem sıkıntısı verecektir. Hadi hayırlısı.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org