Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 1 Temmuz 2004

Alpay Durduran

 

SORUN BİZİM SAHİP ÇIKMALIYIZ

Herkesin sorup durduğu konu Kıbrıs sorunu ve ne olacağı. Ancak bu soruya yanıt vermek kolay değil. İşi başından almak gerek. Ne idi Kıbrıs sorununun kaynağı?

Bazılarına göre soğuk savaşın moda ettiği düşünce kendine göre yanıtını verir. Yabancı güçler öyle istedikleri için öyle oldu denilir. Onlara göre İngiliz Amerikan oyunu her şeyi izah eder. Lakin neden oyuna gelen hep bizim gibi olanlar olsun? Biz oyuna gelmesek ille de bizi oyuna getirirler mi? Gene de getirebilirlerse o zaman çareyi oyuna gelenler olarak oynamayı seçmemiz mi gerekecek? Buna verilebilecek yanıt sadece İngiliz ve Amerikan’a karşı güçlerle yani o zamanın gücü Sovyetlerle veya hepsine karşıt güçlerle birleşip galip gelmeyi beklemek gerekir diyenler oldu ve uzun bir mücadele dönemi yaşandı ve şimdi de Sovyetlerin olmadığı dönem mücadelesi konuşulur.

Fakat mücadele sürerken yığınla olay olur ve etkili olmak için yani mücadeleyi ileri götürmek ve başarıya ulaşacak daha iyi ortamlar için kazanımlar elde etmek için İngiliz Amerikan diye tanımlanan emperyal politikaların uygulanmasına ve etkili olmasına neden olan şeyler iyice anlaşılmak gerekir. Onun için galip gelmeyi beklemeden yapılması gerekenler olduğu kanısındayım.

Kıbrıs’ta neden oyuna geldiğimiz, oyuna gelmemek için yapılması gereken varsa ortaya çıkarılsın diye yapılacak bir çalışmaya gerek gösterir. Oyuna gelmemek için onların bizi bir birimize karşı kullandıklarını, bunu sırf oyun olsun diye yapmadıklarına göre çıkarlarına göre hareket etmemizi sağlamaya çalıştıklarını, bizim de birleşip kendi sorunlarımızı çözmemekle onlara sorun çıkardığımızı ve sonunda sorunlarımızın çözümünü istediğimiz gibi sağlamak için onlara baş vurduğumuzu görüyorum.

Onun için anahtar sözcük olarak aramızda anlaşmayı ve sorunumuzu çözersek onlara da sorunumuz dolayısıyle sorun olmaktan çıkacağımız için emperyal güçlerin geri kalan ülkelerle olan genel sorunlarına ancak çözüm bulmak için harekete geçebileceğimiz ve o zaman anti emperyal mücadeleye katılabileceğimiz düşünürüm. Aksi halde yönetimler emperyal güçlerden yardım beklerken biz yönetimimizi de karşımıza alıp genel sorunlar için çabalayan etkisiz bir muhalefet durumunda kalmaya mahkum oluruz ve durumumuz da budur.

Güney’de mücadele etmekte olanlar bile kendi aralarında emperyalizme karşı mücadelede şimdi Kıbrıs sorununda onlardan yardım beklerken ne yapalım konusunda kavga ederler ve hatta tuhaf bir şekilde emperyalizmden medet uman yönetimler mücadele edenlerle beraber görünürler ama ülke olarak mücadeleye katılmayı engellerler ve muhalif bir güç gibi davranırlar. Yani gece silahlı gündüz külahlı gezerler.

Emperyalimin yanında görünmek isteyen olmaz ama hükümetlerimiz emperyalizmle sorunu olmayan yandaş ülke olarak kalır.

Şimdi AB üyesi Kıbrıs’ın hükümetinde AKEL vardır da emperyalizme karşı ne yapacaktır? Bir açıklama var mı?

Bu garip durum emperyalizmin günümüzdeki politikalarının tahliline dayalı bir politikanın olmadığını bağıra bağıra anlatmaktadır. Anti emperyalist politika olarak entilikten başka ortada Seattle’dan dünyaya tanıtılan politikalar vardır ama o politikaları ortaya koyanların ülkeleri IMF, DB, DTÖ ve sairenin ve hatta NATO’nun üyesidir ve oralarda hisselerle veya oyla kararlar alınmaktadır ve onlar bir sorun oluşturmamaktadır. Daha da kötüsü önemli kısmı ki gelişmemiş ülkelerdirler emperyalist devletlerin politikalarından daha kötü ve dünyanın mahvına yönelik önerilerle tanınmaktadırlar. Örneğin Çin’in istekleri olsa global ısınmadan dünyanın yaşanmaz hale gelmesi bile olasıdır.

İşi uzattım ama acı gerçek budur.

Bize gelince aramızda anlaşamazsak bizi tepe tepe kullanacaklar ve günün sonunda onlardan sorunlarımızı çözmek için yardım istemeye devam edeceğiz.

Bazılarımızın Rum evet demedi cezasını çeksin diye direnmek yüzünden anlaşma olanağını reddetmesi çok cesaret kırıcıdır.

Papadopulos öneriler yaptı. Örneğin askersizleştirilecek yerler teklif etti. Örneğin askerin zırhlılarla tatbikat yapmayacağı bir sınır önerdi. İki misilini teklif edecek kadar güç bu tarafta olduğuna göre “sırası mı?” diye yanıt vermek cesaret kırıcı değil mi? Türkiye Rusya’dan BMGK kararını veto etmesini istedi ise bu bize kendimize sahip çıkmazsak neler olacağını göstermiyor mu? Demek ki Türkiye Rum tarafının evet dememesini istedi. Nedenini anlamıyor muyuz?

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org