Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 28 Temmuz 2003

Alpay Durduran

 

Saraydan Canlı

Saraydan canlı yayın halinde olan BRT öfke ile çiğnemedik şey bırakmıyor. Bir taraftan da “bunlara böyle yapmak gerek” gibi de konuşuluyor. BRT ile ilgilenmek aslında gereksiz. İzleyeni olmayan, sadece kendini orda görmek ya da ordan işitmek isteyen kimselerin ilgilendiği bir devlet organı. Aklı evvel, herşeyi, faul birisi sabah akşam oradan konuşuyor ve aklınca izah yapıyor: Devletten yana olmak yandaş olmak, taraf tutmak değilmiş. Sıraya dizdiği kendinin kopyaları ile sabah akşam konuşuyorsa ne söylerse söylesin sadece gülünç olduğunu bilemeyecek kadar saf değil her halde.

Burada onun tavrını yalnızca vesile olarak kullanıyorum. Yoksa yalnız değil. BRT’yi eleştirmek de gereksiz. Bir kimse devleti o kadar yüceltiyorsa ona Faşist demezler de ne derler? Aklına göre devleti savunmak yan tutmak değilmiş. Yani devleti savunurmuş gibi yapıp sahibinin sesini vermek serbest. Kim onun devleti savunduğunu ve kime göre savunduğunu ölçecek ki! Biri yetkili ise orda tarafsızlık kalmamış demektir. Örneğin Denktaş’ın varlığının ne kadar önemli olduğı devlet erkanı tarafından sürekli dile getiriliyor. Onun Kıbrıs’ın değil Türklük Dünyası’nın lideri olduğu söyleniyor. Öyleyse onu devirmek için politkalarını eleştirmek suç ve devleti yıkmaya yöneliktir. Faşist böyle iddialarda bulunur. Şimdi gözden düştüğü için Faşist görünmek istemezler ama devleti yücelttiklerinde kendilerini ifşa ederler.

Türk kültürü ne yazık ki Faşist yetiştirmek için kullanılıyor. Devlet de okullardan yayınlara Faşizmi reklam ediyor. O kadar ki poltikacıların anti Faşistleri bile Faşistleşerek oy arttıracağını sanıyor.

Saraydan canlı yayın alan BRT her gün Kıbrıs’ta çözüm fikrine saldırarak halkın çözüm isteğini öldürmeye çalışıyor. Başarsa Denktaş reijimi devam edecek ve seçimle reijimin onaylanması numarası becerilmiş olacak. Ondan sonra da demokrasi falan diye atıp tutumaya devam edebilecekler. Yoksa oy almışlar diye Kıbrıs sorununu çözme baskısı üstlerinden kalkmayacak. Gene ameliyattan dün çıktı önceki gün çıktı gibi mazeretler dinlemeden oraya buraya taşınıp Kıbrıs sorununu görüşmeye devam edilecek.

Helsinki kararını Türkiye kabul etmiş. Aslında etmedi. Sadece kendi işine gelenleri aldım dedi. Gerisini reddetti. Ama Helsinki kararını alanlar onu uygulamaya çalışacaklar. Gelecek yıl Kıbrıs sorunu bitmeli yoksa hakeme başvurulmalıdır. Gelecekler. Gelirken BRT canlı yayınla halkın beynini yıkamaya muvaffak olduğu için oyunu öyle kullandı mı kullanmadı mı diye düşünmeyecekler. Kim ki insan haklarına ve uluslararası hukuk ilkelerine ters oylama yapar ona itibar edilmez.

Seçimlerde halkın çözüm arzusu mu oylanacak yoksa çıkar hiziplerinin hangi köşeleri tutacağına göre mi kullanılacak? Soru budur. Çözüm ertelenebilir izlenimi verilirse o güne kadar çıkarını kim kollayacak diye oy vermeye alışkın bir halk ne yapar bilemeyiz. Bildiğimiz şey şudur ki toplumumuz daha demokrasinin yakınlarında dolaşmaktadır. Kırk yıldır ayni adamın başında durmasına, ikinci adamın da yirmi yıldır etrafta dolaşmasına engel olmadığına göre iç ve dış koşullar demokrasinin yerleşmesine izin vermemiştir.

Her seçim “Aman öyle deme. Böyle de sonra başın ağrımadan ben öyle dediydim deyip dilediğini yaparsın” sözlerini duyduğuma göre demokrasi daha yolda. Belki yakında gelir. Ancak şurası gerçek ki Kıbrıs sorunu beylerin keyfine kalmadı. Halkın çözümü istediği de belli olduktan sonra çözüm için gerekli koşullar tamamlandı. Buna engel olamayacaklar. Silahla yaratılan oldu bittiler düzeltilip Kıbrıs sorunu çözülecektir. Engel olmak için ihlallerin üstüne kurulu insan hakları ileri sürmeye kalkanlar da yetmeyecektir. Toplumsal hakların yeni savunucusu neo nasyonalistler de yetmeyeceklerdir. Uluslararası hukuk siyasi desteklerle sonuca götürecektir.

Bir halk BRT gibi kendi vergilerini harcayan kuruluşların kendine sövmesine engel olamıyorsa self determinasyonu da ona göre olur. Önce kendi Rejiminden kurtarılmalıdır ki sözünün değeri olsun.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org