Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 26 Ağustos 2004

Alpay Durduran

 

SİVİL ÖRGÜTLER HAREKETE GEÇMELİ

Günlerce AB’nin insan ve mal hareketini düzenleyecek olan tüzüklerini hayal kırıklığı ile karşıladıktan sonra basının haberlere verdiği anlam tersine döndü. Manşetler büyük bir adım olduğunu takdir ettiler. Ancak tabii ki Denktaş kanadı devlet elden gitti diye değerlendirmeye devam etti. Ona göre KKTC devlet olarak kabul edilmediği için bu bir hezimetti. AB’ye devletimizden vazgeçmeyiz demek ve tavır koymak gerekli idi.

Kimse ona bunca yıl devleti tanıması için baş vuracak tek bir yer bile bulamadığını onun için yerel basına demeç vermenin ötesine gidemediğini hatırlatmadı. Ancak halk bunu görüyor ve istihza ile karşılıyor. Halkın desteği olmasına karşın açıkça devlet tanıtmak istemiyoruz, bu abesle iştigal olur diyen ise YBH ve küçük bir gurup. Demek ki halk desteklese bile partiler ve sivil toplum örgütleri bazı şeyleri konuşmaktan kaçınıyor ve üstelik gerekçeleri halkın yanlış anlaması. Bu terslik bir türlü ortadan kalkmıyor. Tanıyacak olan olsa gene de tanıtmaya kalkmayacak mıyız yani diye sorulduğunda kem küm ediyorlar. Böylece vizyonları mümkün olduğunda tanıtmak hatta Denktaş uğraştı tanıtamadı ama analar neler doğurur demek anlamında geveleyip dururlar. Vizyonu AB üyeliği mamafih şimdi devleti tanıtmaktan bahsetmenin zamanı değil demekle çözümden sonra AB üyeliği demek anlaşılsın isterler ama KKTC tanınsa da AB’ye üye olsa gene de tercih sebebidir demeden edemezler.

Elbette KKTC olarak girilse daha da iyi olur ama ne yazık ki gerçekçi değil dediniz mi dünyanın gerçeklerini reddetmiş olursunuz. KKTC silahla çizilmiş bir hududun meşrulaşması ve meşrulaşma olduğu takdirde hesabı verilemeyecek insan haklarının temelli ihlali olacakmış umursamazsınız demek olur. Bunları söyledikten sonra dünya barışından söz ederseniz gülünç olursunuz. Dünya barışı ancak kuvvetle oldu bittiler yaratılamayacağı gösterilebilirse desteklenir. O daha iyi olur ama dediniz mi oldu bittilerin kabulüyle daha iyi bir durumun yaratılabileceğine inanmış olursunuz ve sizin de oldu bittilerle sonuçlar yaratmaya iyi gözle baktığınız anlaşılır. Dünya barışını tehlikeye sokacak iyi durum olur mu? Barış tehlikeye girerse kötülüklerin en büyüğü ortaya çıkar.

Papadopulos hükümeti hayır dedirtmek için bir sürü demokrasiye ters haltlar karıştırdı ama durum onu cezalandırmayı gerektirdiği gibi sorunun çözümünü de ivedi hale getirdi. Kıbrıs sorunu olmasaydı güney yönetimi böyle davranma cesaretini bulabilir miydi? Rum tarafında abuk sabuk tutumlar hep Türk tehdidinin arkasına saklanır. Onun için sorunu çözmek için çaba harcamak bugün kendini daha önemli hale getirdi.

Sorun çözmek için baştakilerden kurtulmak hemen akla gelir ama bu o kadar kolay olmuyor. Bakın günümüzün sorunlarına; değiştirilmesi beklenen liderlerle dolu. Arafat dahil ölsün de kurtulunsun diye bakılan gırla. Onun için şimdiki Rum yönetimini de muhatap almaktan başka çare yok. Üstelik kimse, Papadopulos dahil tek başına hareket etmiyor. Çevredekileri de dikkate alırsak seçenekler bulmak için aramak şart. Türk Rum kardeşliğini yıllardır gündemde tutan AKEL de hükümet ortağı ve harekete geçse her şeyi değiştirebilecek bir meclis var. Meclis politik kararlar alması gereken ve hükümetin yapacaklarını karara bağlama organı. Geleneksel olarak meclis Güney’de de karar organı olarak işlevini yerine getirmemeye alışmış ama anayasa onun yanında ve AKEL ile DİSİ çoğunlukta. Onların mebuslarına görevlerini hatırlatacak birileri her halde bulunmaktadır.

Bizde de mecliste mebusların çoğunluğu, Türkiye’ye boyun eğenler azıcık kendimize de bakalım deseler, anlaşmadan yana. Onlara, bugün Türkiye hükümeti sular bulanmasın bakarsınız tanıtma şansı da çıkar ama asıl sorun bizim AB işimiz deyip anlaşma çabalarını duymak istemez ama bizim için çözüm olmadan rahat yok demek gerek. Bunu diyecek olanlar partilerin içinden çıkacak olsaydı çıkardı. O halde sivil toplum örgütleri göreve sahip çıkmalıdır. Yöneticilere etki etmek sivil toplum örgütlerinin var oluş nedenidir. Zaman ses çıkarma zamanıdır. CTP bize ihanet etti diyerek karamsarlığa kapılmak da CTP şimdilik durumunu güçlendirmeye çalışıyor zaman verelim, erken seçim de gelebilir, zayıflatıp da UBP’ye yolu açmayalım demek de büyük hata olur. Zaman harekete geçme zamanıdır.

Şimdi 1 Eylül mitingine hazırlık yapılıyor. Bu memleket bizim bir yöneteceğiz diye slogan atılacak. Buyurun yönetin ama Denktaş çevresi bizim de Rum tarafının hayırını gördüğümüzü söyleyip alay ediyor. Rum tarafının hayırına rağmen seçeneğimiz var mı? Bunu irdeleyip sonucunu açıklamak hepimizin vazifesi. Rum tarafında hayır diyenlerin gerekçeleri çok çeşitli idi onun için Annan planı yanlış anlaşılmış diyene de gerçekten planın karşı olduğu yanlarına göre hayır diyene de bakarak planı ele almayı kabul etmek şarttır. Planı hayır dedirtmek için referanduma sunma suçunu işleyen yönetimdi. Onun suçlanması ayrı çözüm aramak ayrı iştir. Şimdi zaman sivil toplum örgütlerinin fikirlerini oluşturma zamanıdır. Meydanı doğru dürüst AB’ye uyumu bile ele alamayan hükümete bırakamayız. Konu olanlara bırakılamayacak kadar ciddidir.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org