Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 14 Eylül 2005 Alpay Durduran | ||
SALDIRILAR VE SALDIRANLAR 6-7 Eylül olaylarının tekrar hatırlandığı bu günlerde devletin içindeki yüksek makamların karıştığı ve aslında yabancıların etkilemesi için düzenlenmiş şiddet olaylarının üzerinde düşünmek gerek. Günümüzün şiddet olaylarının dünya çapında etkiler yarattığı hatırlanırsa konunun önemi anlaşılır.Yönetim takımından bazıları kendilerini görevlerinden daha önemli işlerle yükümlü saymışlar ve uluslararası ilginin yoğun olduğu bir zamanda yabancılara Kıbrıs konusunda halkın ne kadar hassas olduğu gösterilmek istenmiş ve sonuçta binlerce iş yeri yakılıp yıkılmış ve insan ölmüş. Sonuçta Türkün adı kötüye çıkmış. Yabancılar bu gün bile onların etkisiyle Türkiye’yi Avrupa ülkesi saymakta zorlanıyorlar. Avrupa ülkesi olmasını olanaksız sayanlar çok. Yani o, olduğundan çok kendinde misyon görenler devlet eliyle ne komplolar düzenlenebildiğini gösterip büyük zarar vermişler. Akıllanıldı mı? Hiç bir önlem alınmadığı için komplolar sürdü gitti. Kıbrıs’ta da böyle şeyleri yaşadık. Devletin güçleri kendi başına hareket edenlere yataklık etti, silahlı guruplar besledi, bazılarına yol göstererek yabancılara bunlar bir arada yaşayamaz düşüncesi yaratmak için olaylar yarattırdılar. Şimdi de Hrisi Avgi adlı bir örgüte mal edilen sataşmalar görülüyor. Yarın bunun yanıtı diye birileri de Kurtları harekete geçirebilir. İki tarafın yönetimi de onların himaye görmeyeceğini kanıtlamak zorundadır. Kontrolümüz altında olmayan yeraltı güçleri bunları teşvik ve tertip etti gibi mazeretler kabul edilemez. Yasal makamların denetleyemediği yeraltı gücü olmamalıdır. Sivil idare yeraltı güçlerini nasıl denetleyebileceğini öğrenmek ve önlemleri almak zorundadır. Böyle güçler varsa onları orada bırakmak suçtur ve mazeret olamaz. Çağdaş devletler böyle güçlerin nasıl denetleneceğini göstermektedirler. Bilmezdim demek olmaz. Kıbrıs bunun acılarını çekmiştir ve ders almıştır. Halkın bu dersi alan bir halk olarak yönetime, alması gereken önlemleri aldığını göstermesi için baskı yapmalıdır. Kurtların tepeden emir almadan bu işlere kalkışmadığı, kalkışanların himaye görmediği hallerde etkisizleştirildikleri görülmüştür. O yüzden Türk tarafı bakımından denklem tamamdır. Rum tarafında daha serbest hareket ettikleri sanılmaktadır ama himaye görmezlerse etkisizleşecekleri bilinmektedir çünkü halk desteği alamazlar. Turist otobüslerini yakanlar halkın lanetiyle karşılaşmışlardır. Türk araçlarına saldırı da halkın tepkisini çekmeli ve yönetim onların peşine düşmelidir ve bu görülmelidir. Sessizce önlem aldık lafazanlığı geçmez. Yönetim göstere göstere onların üstüne gitmelidir. Ayrıca basına tahriklerin suç olduğu öğretilmeli ve hangi tür deyim ve ifadelerin tahrik kabul edileceği ilan edilip kullananlar kovuşturulmalıdır. Bir saldırıya mukabeleden bahsetmek, meşru bir hareket söz konusu olmadığına göre suçtur. Suçlu diye tüm Türk veya Rumları göstermek veya hak ettiklerin buldular veya gördünüz mü barış diye diye nelere kapı açtılar gibi siyasi yorumlar yapmak veya bu olaylar gösterdi ki temas tehlikelidir demek suç sayılmalı ve tahrik olup olmadığı incelenmelidir. Söz ve düşünce özgürlüğüne dikkat etmek ve sınırlarını gözetmek gerek. Uluslararası normlar kullanılmalı ve şiddet propagandası, ırk ve etnik ayrımcılık propagandası yapılmasına karşı saptanan ilkeler dikkatle uygulanmalıdır. Her ülkede bazı sorunlar yaşanmaktadır. Bizde de böyle sorunlar olacaktır ama etkisizleştirilmeleri olanaklıdır. Bunları mazeret gösterip ayrı kalmayı söylemek akla mantığa sığmaz. Nitekim Rum ayrıdır diye böyle sorunlar yok mudur? Ayrımcılık, düşünceleri bastırma, yasa dışı cezalandırma, insanları arka bulmaya zorlayıp aşağılama ve şiddet. Ülke kumarhane, kerhane ve kara para diyarı haline getirilirken her tür pislik de davet edildi. Onun için ne artacak ne de eksilecek! Şeffaf, hesap veren ve rasyonel bir yönetim kurulmadan işler iyiye gitmez. Rum Türk yönetim reformunu öncelikleri arasına almalıdır. copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org
| ||