Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 30 Eylül 2005

Alpay Durduran

 

KORKMAYA GEREK YOK AMA AŞIRI KÖTÜ

Yani aklımızı karıştırmak için ne yapılabilirse o yapılıyor. Karşı deklarasyon onaylanmadan önce bu bir felaket, aşırı derecede kötü, çok kötü ve saire dediler sonra korkmaya hiç gerek yok dediler. Bu demek midir ki bir şey aşırı kötü olsa da korkacak bir şey olmayabilir? O zaman korkmamız gerekeni nasıl tanımlayacağız? Korkulacak kadar kötü demeden bir şey kötü olmayacak mı?

Gümrük birliği ek protokolü de onaylanmadan önce bizim sonumuzu hazırlayacaktı, Kıbrıs’ta azınlık durumuna düşecektik. Onaylanacağı anlaşılınca neden gecikiyor bu Türkiye demeye başladıydı, M.A. Talat ve onaylanınca da oldu da bitti olduydu. Onaylamayıp da ne yapacaktı demişti.

Türkiye’de de AB ile her müzakere yapıldığında Türkiye’ye kabul edilmez şartlar dayatılıyor gibi yapılmakta ve dolayısıyla halk AB’nin elinden kurtulamadığı bir düşman olduğuna inanıyor. Haber programlarında bunun izini görüyoruz. Konuşmacıya soru soranlar peşinen AB’nin kendilerine kazık atmakta olduğu inancını kabul etmiş olarak konuşuyorlar.

Nedendir bilinmez. Ortağından sürekli kazık yiyen Türkiye’nin hükümeti bir türlü ipleri koparmaz. Vatandaş bunu böyle algılar. Biri diğerinden aciz hükümetler gelip gider diye düşünür. Onun için MHP gibi ne idiğü belirsiz ve o tezgahtan geçmiş partiyi bile yeterli bulmaz. Galiba Yeni partiyi de onun için kurtarıcı gibi karşılayanlar çok olmuştu. Onun da dalavereciliği ortaya çıkınca her halde onlar da kafalarını vuracak taş aradılardı.

Ne oynuyorsun halkla yahu! Objektif olarak haberleri ver, değerlendirmeni tercihler olarak yap ve sakın halkı korkutup korkularını AB’nin önüne koyup bunu onlara kabul ettiremem numarası yapma.

Talat’ın hali çok komik. Çünkü Barış ve AB diye diye AB’ye çok fazla roller de vererek kampanyalar yaptı. Daha sonra halka o kadar iyilikler yüklediği AB’nin nerde ise toplumu mahvedecek bir zavvcalı olduğunu ve Papadopulos’un oyuncağı haline geldiğini söylerken komik olmaz mı?

Müktesebatı askıya alınmış, bir AB ve AB dahil gümrük birliği alanı içinde bir toprak parçasının yönetiminin başında olduğunu kabul edip yeşil hat tüzüğünü kabul ettikten sonra AB’den kendisini mahvedecek şeyler bekleyen Talat ve hükümeti durumunu nasıl izah edecek? Madem seni mahvedecek kadar düşmanındır ne demeye işbirliği yapıyorsun diye sormazlar mı?

Susup otursalar ve henüz açıklığa kavuşmamış bir belgeyle ilgili olarak ileri geri laf etmekten kaçınsalar çok daha iyi edecekler.

Ben dahil bir yığın politikacı ve sair ilgiliye ha bre ne olacak halimiz diye sorular soruldu. Halk dinledi. Zaman zaman konuşmalara katılanlar oldu. Limanlarını açarsa Türkiye bizi satacak demeye getirenler oldu. Bunlar dün olacaktı, şimdi oluyor, üzülmeye neden yok dediğimde şaşıp kalanlar oldu. İki yıl içinde Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini normalleştirmeye mecbur olacak, bizim için de fena olmayacak dediğimde de şaşkınlıkla yüzüme baktılar. İçlerinden hakkımda ne düşündüklerinin yorumunu size bırakayım ama olacak değil mi? Ya Kıbrıs sorununu çözmeye muvaffak olacak ya da Kıbrıs’ta iki taraf var oturup yeni bir nizam kursunlar diyen uluslararası kararlara dayanarak Türkiye ilişkilerini normalleştirecek. Ağlamaya sızlanmaya gerek yok.

O zaman direkt ticaret yoksa yardımını almam diye direttiği için CTPBG-DP ortaklığından tazminat talep etmek ve onları siyaset tarihine gömmek halkın feraseti kalacak. Yapmazsa böyle alavereleri izlemeye mahkumiyet devam edecek.

Baba Denktaş kafasının doğrultusunda Türkiye’yi AB dışında tutmaya çalışıyor. Ona hesap soracağına işerini devlet parasıyla rahat yürütsün diye devlet desteği sağlayan yönetim aklınca kime hizmet ediyor?

Soruları al alta koyup değerlendirince halkın nasıl düşünmesi gerektiğini tayin etme işinde derin devletin etkinliğini görmek mümkün. Sürekli bir yabancı düşmanlığı devlet eliyle körükleniyor ve ha battık ha batacağız diye ürkütülen bir halk haline getirip Türkiye ve Kıbrıs insanlarını sürü gibi yönetiyorlar.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org