Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 9 Eylül 2004 Alpay Durduran | ||
STATÜKO DİRENİYOR Statükoya ad takıldı, kişilerle özdeşleştirildi ve mevlidi okundu. Şakaları yapıldı. Lakin statüko tanınmamış halde Rum Yunan ikilisi denilen bir karşı tarafla didişmek ve statükoyu değiştirmemek için sürekli icatlarda bulunmak bulunmayı görev halinde yönetime ve destekçilerine vermek boyutu olan bir şeydir. Ayni zamanda Türkiye gerçeği diye bir şeyi de kabul etmek ve onun arkasında Türkiye dış politikasını izleme boyutunu da içermektedir.Statüko aslında 1974’te yeni yapısına kavuştu. Türkiye askerini yolladı, Kuzey’de bir askeri operasyon yaptı ve işgal etti, Kıbrıslı Türklerin Güney’de yaşayanlarına gelin buraya yerleşin, Rum mallarına oturun, sahiplenin dedi ve Türkiye’den geleceklerle nüfus artırarak şimdilik Türkiye politikalarına bağlı olarak idare kurun dedi. Bunların sonuçları ile beraber statüko oluştu. Andlaşma isteyen statükoyu değiştirmek Kıbrıs’ı birleştirecek ve 1974’te oluşan ve geçmişten kalan unsurlarla birleşmiş olan yapıyı değiştirecektir. Şimdi ise yönetim statükonun unsurlarını ileri sürerek statükoyu korumakta ve Rum Yunan ikilisi ile mücadele ederek daha iyi bir gelecek vaat etmektedir. Statüko değişmeden daha iyi bir gelecek olasıydı da eskiler elde edemedi miydiler? Bunlar eskilerden daha mı ustadırlar da elde edecekler? Statüko içte değişmezken Kıbrıs AB üyesi oldu. Bunun üzerine AB Kıbrıs’ın tümünün dünya ile mal ve insan dolaşımını düzenleme ve yeşil hat üzerinden dış ticaret demeden mal ve insan dolaşımını düzenleme yetkileri elde etti. Daha doğrusu bu yetkileri elde ettiği izlenimi verildi. Sanki hükümet ona bu yetkiyi verdi. Sanki verdi diyorum çünkü bu gibi konular yasa ve tüzüklerle düzenlenmiş konulardır ama yeni bir yasa veya tüzük yapmadılar. Sadece AB’ye birileri söz verdi. Söz verdiği de demeçlerden çıkarıldı. AB düzenleyecek dediler. Ancak AB’nin neyi düzenleyeceğine ne kadarını düzenleyeceğine açıklık yoktu. Düzenleyecek dediler de biz de bilmiyoruz, bekliyoruz göreceğiz dediler. Ne görmezden önce ne gördükten sonra ne de AB resmi gazetesinde yayımlayıp da yürürlüğe koyduktan sonra bunları nasıl yürürlüğe gireceğine açıklık getirmediler. Statüko bu gibi durumlara Türkiye ile ilişkilerde düşerdi. Yıllık program ve bütçe geçirirdi ama ondan sonra TC-KKTC ekonomik, sosyal ve kültürel işbirliği protokolleri imzalanıp onların yerine bir çok başka şey ikame ederdi. Bir çok yasal düzenleme böylece veya başka konularda havada kalırdı. Şimdi bir de AB’miz oldu. Karpuzları yükleyip yeşil hattın öte tarafına taşıyan tüccar yürürlükteki tüzüğün gereklerine uymadan bunu yaptı ve oldu. Maden AB dedi olur mu diyeceğiz? Diyemeyiz çünkü AB Güney’den de malların ayni şekilde kamyona yüklenip Kuzey’e geçmesi gerektiğini söyler ama yolcu beraberi bilmem kaç Euro’dan fazla mal getiremezsin kuralı AB’nin kararından üstün çıktı. Tek istisna Güney’den malı getirip işleyip geri satabilirsiniz dedi, hükümetimiz... Statüko hep böyle çalıştı. Şimdi de böyle çalışır. İzlenimler yaratılır, imalar yapılır ve imaj imal edilir; sonra gereği düşünülür. Maraşa karşı Mağusa limanının müşterek işletilmesi önerisi yapan Güney’deki statüko eski alışkanlıkların devam ettiğini gösterdi. Kuzey’deki statüko bunu Kıbrıs sorununun esasına bağlı olan konuları görüşmeyi reddederek yeni bir düşünce mi ortaya attı? Hayır. Güney’in girişimine esası bozmadan bir gerekçe icat etti ve kendini savundu. Çünkü limanları açmak işine geldiği halde statüko bozulacaktı. Kıbrıs cumhuriyetinin Kuzey için havada kalan egemenliği statükonun ta kendisi idi ve etkilenecekti. Dünyaya bu etki yapmayacağı için kimse buna karşı çıkmadı ama Rum statükosu da doğru yolda adım atmak için değil kendi amacında yürüyebilecek olduğu için destek olmadı. Hala formül arıyor. AB Güney limanlarından ihracata kapı açtı ama ihraç edecek malı olan bunu kullanmayı isteyemiyor bile...Yani statüko insanlarını tehdit edebiliyor diyebiliriz çünkü kayıp yakınlarının mezarlarını soracak çıkmadığı gibi malını satacak biri de çıkmıyor. Bir tek kişi bile milli menfaatlerin aleyhine olduğu söylenebilirse söylensin diyemiyor. Zaman bu yüzden çok önemlidir. Statükolar zaman içinde savunucular yaratır, savunmak istemeyenler de korkarlar ve susarlar. Yeni statüko şimdi Rum mallarının üzerine inşaat yapma yarışını ve bu yarış için mal satıp para kazanma iştahını yarattı. Savunucuları da bu doğaldır, kim karışabilir diyor. Overtaym yapıp inşaat izni vermek, iskana açılmamış bölgelere, dere yataklarına inşaata göz yummak, elektrik hatlarını şantiyelere uzatmak ve saire normal mi? Bir telefon için yıllar bekleyenlerin astıkları protesto pankartlarını hatırlarsak, geçit hakkı sorunlarının on yıllarca beklediğini hatırlarsak ve saire bunu normal sayabilir miyiz? Geç baba geç! Bu saçı değirmende ağartmadık. Statüko kendini savunuyor. copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||