Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 26 Ekim 2005

Alpay Durduran

 

BİR BİRİMİZE GÜVEN VERMELİYİZ

Bir türlü bir birimizi anlayıp anlaşma yoluna gidebileceğimizi kabul edemiyoruz. Hep elimizde bir şey olsun da diğerinin başına vuralım ki isteklerimizi kabul etsin veya elimizde feda edebileceğimiz bir şey olsun ki karşılığında bir şey alalım veyahut yabancıları yanımıza alıp bastırmalarını sağlayalım diye düşünürüz. Başka anlaşma umudu olduğunu kabul edemiyoruz. Halbuki bu kurban pazarlığı değil. Kurbanı alıp gidersiniz biter. Satıcıyı bir daha görmeniz bile gerekmez. Amma Kıbrıs’ı beraberce yönetecek olacağınız bir andlaşma söz konusu olunca bırakıp gitmiyorsunuz. Onunla bir ülkenin yönetimini paylaşacaksınız ve pazarlıkta kandırılmış hissine kaptırırsanız o da "ilerde de ben bunlara kazık atarım" diyecektir. Veya tersi olacak siz intikam arayacaksınız yahut bir kere kandırdım gene kandırayım diyeceksiniz.

Bu durumda vardığınız anlaşma çözüm mü, başka türlü bir sorun mu yaratmış olursunuz?

Kafaları değiştirmemiz gerekir.

Kafalarımıza sorunumuzu başkaları çözsün fikri de iyice yerleşmiş bulunuyor. Onun için ne yaparsak ABD ne der, AB ne der, İngiliz ne der gibi sorular takılı duruyor ve imajını veya mesajını vermek deyimini bol bol kullanıyoruz. Akıncı da Meclis’te Kıbrıs sorunu hakkında karar önerisi görüşülürken imajını veririz demeden edemedi. “Kıbrıslı Türklerin 1960 haklarına basarak “Kıbrıs Türk Devleti”ne yönelmesi ve “federasyona hazırız”mesajını vermesi gerektiğini” söyledi. Elbette mesaj vermek uluslararası bir sorunda önemlidir ama mesajdan önemli olan Kıbrıs’ta geçmişin sorunlarının yarattığı yasadışılıkları temizlemeye hazır olup Kıbrıs için bir çözüm görüşmesine başlamaya hazır olmak ve Rum tarafında halkı uzlaşmaya hazır olduğuna inandırmak esas konudur. Bu başarılmadan yabancı dayatmasıyla diğer tarafa empoze bir andlaşmayı sağlamak hayırlı bir iş olmayacaktır. Didişmeye devam eden iki ortağın yönettiği bir ülkede kim nasıl huzurlu bir hayat yaşayabilir?

Dayatmalardan, baskılardan, tehditlerden ve korkutmalardan da bunu veririm ama bunu kabul edersen veririm anlayışını da terketmek gerekir.

Rum’un kalbini kazanmak zor görünüyor çünkü samimiyetle çözüm aramayı denemedik ve olası olduğuna inanmayanlar hep başta kaldı. CTP Kıbrıslı çözüm diye kararlara imza attı ama eline siyaset uygulama gücü geçer geçmez bana karşılığında ne verecekler ki demeye başladı. Çağır şu Maraşlıları oraya yerleşsinler dediğimizde cevabı karşılığında "ne verecekler, orası bizim elimizde çözümü ilerletmek için kozdur" dedi.

Rum yönetiminin Maraş’a karşılık Mağusa limanının serbest ticarete açılması önerisini ise stratejik mülahazalarla ret eden Talat stratejinin aslında Rum’un gönlünü kazanmak olduğunu düşünmüyor. Ona göre strateji elde kozlar bulundurup yerinde kullanmaktır. Bu ise sadece bir taktiktir. Strateji federal devlette ortaklığını Türkiye için değil Kıbrıs için kullanacak kadar samimi olduğunu kanıtlamaktır.

Annan planını destekleyen ABD ve AB üyesi devletler Rum’un gönlünü kazanmayı ve o zamanki koşullarda en iyi çare olacağını anlatmayı ihmal ettilerdi. Reddedilse bile Türkiye’nin AB yolu açılır diyerek planı revize ederek Türkiye’nin rızasını sağlamaya önem verdilerdi. Sonuç iki tarafın ilişkilerini daha da acılaştıran referandumlarla felaket oldu. Amerikan düşmanlığı ve İngiliz haklarının daha da pekiştirilmesi için sinsi çaba anlayışı karşımıza dikildi. ABD de İngiltere de bu nedenle Rum toplumuna hitap etmekte zorlanmaya başladı. Meclis’te mesaj sallamayı düşünerek destek bekleyenler onlardan sabır nasihatı alacaklardır, bu yüzden...

Strateji Rum toplumunun güvenini kazanmaya çalışmak olmalıdır ve mümkündür. En çetrefilli ikinci sorun olan mülkiyet sorunu bile ilerde hakkımızı teslim edip tazminat alacak olduktan sonra uzlaşmaya hazırız diyorlar, üçüncü sorun olan yerleşikler sorununu da 40 000 civarında kalacaksa kabul ederiz diyerek çözüme razıdırlar. Ancak mallarını tehdit olsun da andlaşmaya yanaşsınlar mazereti ile yağmalamaya devam eden bir anlayışa sahip bir yönetimi tüm Kıbrıs’ın ortağı olarak nasıl içlerine sindirecekler?

1960 haklarına basıp KTD’e gitmekten ve federasyona hazırız mesajını verdiğini sananlar oturup düşünsünler bakalım KTD ile KKTC arasında ne fark vardır. 1960 haklarına basıp da Kıbrıs temsilciler meclisi ve bakanı olmaya kalkmanın yeni oldu bittiler yaratmanın adı yeni oldu bittiler yaratmak değil midir?

YKP’nin önerileri Rum’un gönlünü kazanmak ve yönetimde ortak olmak için hazır olduğumuzu kanıtlamak yönündedir. Buyurun size öneri.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org