Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 6 Ekim 2005 Alpay Durduran | ||
NOLACAK HALİMİZ Türkiye artık üyedir. AB’nin üyesi olması için yeniden yapılanma çalışmalarını yapacak ve bu sürede AB içinde her konuda görüşünü söyleyip savunacak ve işbirliği yaptıkları ile konu konu çıkar birliği oluşturup kopmaz parçası haline gelecek.AB’nin fikir babaları öyle bir bağ oluşturalım ki bir daha bir birlerine düşmesinler deyip Avrupa ülkelerini bir birlerine bağımlı hale getirme yoluna çıktılar ve başardılar. Türkiye için de bu doğrulanacak. Üyelik müzakere belgesinin çıkmayabileceğini gören borsanın pat diye düşmesi ama işlerin yoluna girdiğini görünce rekora fırlaması bunun işareti. AB üyesi bir Türkiye ortaklar arasında müzakerelerin nasıl yürütülüp son dakikada olsun uzlaşmanın sağlanabildiğinin örneklerini gördü, kendisinin bunu vermezseniz ben de bunu yaparım gibi tehditlerle yaklaştığı konuya aman sesini çıkarma nasihatleri sonunda son verince çerçeve belgesini elde etti. Bu tutumunu da artık gözden geçirmeli ve ortaklarla görüşme adabını öğrenmelidir. Şimdi bazı milliyetçiler belgedeki ifadeler içinde cımbızla ayırım yapacaklar ve bunları başımıza bela edecekler ve bizi kapının önünde tutacaklar veya Kıbrıs’ı elimizden alacaklar diyeceklerdir. Bu onların huyudur ve can çıkmadan huy çıkmaz. Bir kere Kıbrıs onların elinde değildir. İkincisi kapının önünde tutmaya kalkacak olanlarla on onbeş yıllık işbirliği yapacak hala daha onlarda öfke ve rest duyguları yaratıyorsa aynaya bakmalı ve kendini sorgulamalıdır. Neden kimse beni sevmiyor diye sormalı ve şizofreniden kurtulmalıdır. Papadopulos iktidarı AB’den bizi aldattı diye fırça yedi ama AB üyesi olarak Avusturya’dan önce işbirliğine girdi. AB üyesi olmak isteyen önce kafasını buna uydurmalıdır. Ülkemizi parçalamak amacındadır diye düşünenlerin orada ne işi vardır? Ortaklık yapacaklarına saygı duymuyorsa bu işten vazgeçmeliydi. Kıbrıs AB üyesidir ve Kuzey aki kommünüter askıda bile olsa onun parçasıdır. Kıbrıslı Türkler de üyeliği istemişlerdir. Hatta Annan planıyla birlikte onaylamışlardır.Onun için biz de AB üyesi gibi davranmak durumundayız. Hem AB üyesi olmak hem de onun Kıbrıs’la ilgili kararlarına karşı olmak kabul edilecek bir şey değildir ve anlaşılamaz. Her dediğini yapalım demek çok safça olur. Ancak müzakereye açmak, açıklığa kavuşturmak ve özel durumları ya da ayrıntıları eklemek şeklinde bir çalışmaya girmek gereklidir. Ne olacakmış halimiz veya Türkiye istediğini aldı ama biz ne kazandık gibi sorulara oyuna katıl ki sen de kazanasın demek ve yönetimi oyuna katılmaya çağırmak görevimizdir. AB kararlarına göre Kıbrıs BM kararlarına göre müzakereler ile yeni bir nizam kurulması gereken bölünmüş bir ülkedir ve iki taraf vardır. Bu iki taraf bazı konularda uzlaşarak gelecekleri için antlaşmalar yapmıştır. BM’nin fikirler demeti de AB tarafından onaylanmıştır. Hatta Annan planının Aki’ye ters olmadığı da kararlaştırılmıştır. Bunlara itiraz etmeye kalkan sadece Denktaş takımıdır; halk bunları benimsemiştir. Onun için Kıbrıslı Türklerin şikayet edeceği ve AB’nin yardımından kaçınacağı bir husus yoktur. O halde niye korkalım. Bizi hiç sayan yoktur. Bizim belamız Denktaşçılardan başka…Denktaşçılara göre biz yokuz; biz hasbelkader Kıbrıs’ta kısılmış olan Türkleriz. Kimliğimiz de özgün isteklerimiz de olamaz. Amma AB için Kıbrıs’ın iki ortağından birisiyiz ve Kıbrıs’ın kaderi bizim rızamıza bağlıdır. Hem de kaderimizi tayin edinceye kadar ekonomik ve sosyal rahatımızın artması için AB üstüne görev almıştır. Yani bizi ezip de bir karar dayatması yapılmaya kalkışacaklara karşı yanımızda olmayı kabul etmiştir. Yöneticilerse “biz dışlandık” ve “yanız bırakıldık” haleti ruhiyesini taşımakta ve halkı korkutmaya çalışmaktadır. Böylece sorunumuzu buz dolabına kaldırmanın kabahatini gözlerden saklamaya ve “biz savunmasak yandıydınız” diye halka göz dağı vermektedir. “Kararlılıkla durduğumuz sürece her sorun çözülür” diyen başbakan durmak değil yürümek gerektiğini anlamamış olabilir lakin halk ortak olmaya çalışanların davranışının ne olması gerektiğini düşünüp ona yürü demelidir. Bizi dışladılar dediler ancak insan AB’nin gene Kıbrıs sorununun Türk tarafının istediği şekilde BM çerçevesinde kalmasını istediğini bir kere daha parlamentosunda hatırlatırken Annan planı çerçevesinde olmasını da belirtti. Aşırı kötü diye nitelediği karşı deklarasyon uzlaşmasının ardından başlayan müzakerelerde bizimkileri de işe katıp da onlardan Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirmeme hakkı olduğunu onun için limanlarını Kıbrıs bandıralı taşıtlara açmamasını istediklerini mi dinleyeceklerdi. Yoksa NATO konusu dalaveredir beyanlarını mı? Halk bunlara yürü demeli ve nereye yürüyeceklerini de belirlemelidir. Halkın sesi de tabii ki sivil toplum örgütleri olmalıdır. copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org
| ||