Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 9 Ekim 2004

Alpay Durduran

 

EŞEĞİNİ KAYBETTİRİP BULDURMA AVUNTUSU

Yazarın 17/10- 10/10- 24/09- 17/09 tarihlerinde Yeniçağ Gazetesinde yayınlanan yazıları

Sevinme hakkı yok mu derseniz vardır derim. Halkın coşkusunu hatırladığımda bu zavallılaştıran ortamda lehine olanları bile aleyhedir diyen statükoyu değiştirdiğine inandırılanlara bir avuntu vermek iyi bir şey. Amma aslında eşeğini kaybettirip semersiz dahi olsa buldurarak sevindirme bu...

1986’da Paris’e davet edilip orada bir asıl bir yedekle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde temsil edilmeye ne deriz diye bize sormuşlardı. Biz evet dedik diye bizi Denktaş rejimi haini vatan ilan etmişti. O zaman tam üyelik söz konusuydu. Şimdiki gibi oy hakkı olmadan temsil değil tam temsil.

O zaman Kipriyanou Cuellar belgesini reddetti idi. Onun için itibar kazanmıştık ve ödüllendirilmiştik ama Türkiye izin vermedi, Denktaş da bizi vatan haini ilan ettiydi.

Şimdi referandumda evet dedik diye Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi oy hakkı olmadan temsil olanağı verdi. Olumlu bir adım ama Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üç sandalyesinden birisini işgal edecekler. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altında Kıbrıs Türk toplumu temsil edilecek. “Yes be Annem” çekenlere göre Kıbrıs Cumhuriyeti heyetinin içinde olmayacaklarmış! Sevsinler. AKPM’de heyet odaları vardır ve orada Rum temsilcilerle ayni odayı paylaşacaklarının umulduğu da açıklandı. Kuşku yok Kıbrıs heyetinin içinde olacaklar. Eşeklerini kaybettirdiler sonra da semersiz buldurdular. Oy hakkı olmasa da iyi oldu.

Onları Kıbrıslı Rum temsilcilerle ayni odada görmek çok büyük bir mutluluk olacak. Uygarlaştıklarının delili olacak. Ama nerde...

Talat tanınma istemeyiz demiş. Demiş ama İslam konferansı ile AB ortak toplantısını akamete uğratmanın sorumluluğunu bile umursamadan Kıbrıs Türk Devleti olmaya bile kalktılar. Dünyanın önemli bir kazanımına olasılık bırakmadılar. İçte anayasayı değiştirme isteği ile KTD ilanı kabul etmediler, hayalcilikle suçladılar isteyenleri ama KTD tabelası uğruna dünya çapında bir olayı engellediler. Onun için bunlardan Avrupalı bir kafa beklenmez.

İyi ki Avrupalı politikacılar bunlar gibi davranmazlar. Yoksa ceza keserlerdi. Onun yerine gümrük birliğini Kıbrıs’a da teşmil ettirdiler. Gül işin farkında ve bunun Türkiye’ye fayda sağlayacağını hatırlattı ama basın siyasi mahzurlar görüp saldırmakla meşgul. Öyle bir basın ki hala Avrupa Konsey Parlamenterler Asamblesi ile Avrupalılar Parlamentosu’nu ayırt edemiyor. Bunun AB’nin parlamentosu olduğunu sanıyor. Utanmadan da yorumlar yapıp sonuçlar çıkarıyor.

Peki Kuzey Kıbrıs için olumsuz mu olacak? Ekonomi canlandı diyenler üretimin hangi dalında ne gibi bir ilerleme olduğunu hiç açıklamıyorlar. Çünkü ekonomi ilerledi ama iki yüz kusur milyon Türkiye yardımı ile ilerledi. Gerisi gene evet demenin sonucu artan Güney’le ilişkilerden dolayı ilerledi. Şimdi de gümrük birliği dolayısıyle ilerleyecek ve bu kez üretimi arttırarak ilerleyecek yani kalıcı ilerleme görülecek. Yeşil hat tüzüğü ve geçecek olan diğer tüzüklerle de ilerleme olacak.

Siyasi bakımdansa ayrılıkçılık vizyonu terk edildi ise hiç bir mahzur yoktur. KKTC’yi tanımayan devletlere Türkiye de katılsa ne artar ne eksilir.

AB’nin kararlarına saldıranlar hala daha KKTC beklentisi içinde olanlardır ve gizli gizli Kıbrıs Türk devleti hülyası kuranlardır. Annan planı onlara göre gizli bir devlettir ve Annan planını anlamadıkları evet derlerken de belli idi şimdi de reddedildikten sonra da bellidir. Evet dediler diye mal alıp götürebileceklerini sandılar. Hayal kuruyorlar.

Ayrı devlet yoktur ve gizlisi de olmayacaktır. İki yüzlü politikalara yer yoktur. Garanti andlaşmasıyla asker için ilelebet kalma hakkı elde ettik derlerdi ama AB yetkilileri kalıcı derogasyon yok ve Kıbrıs’tan yabancı askerler işin sonunda çekilecek derlerken havadan mı konuşuyorlardı? AB’ye askerlerin sonunda çekileceğini taahhüt ettiklerini gizleseler de dikkatli gözlemci bunu görür.

İşler iyiye gidiyor ama bizimkiler ağlıyorlar. Biz de memnun değiliz çünkü daha hızlı iyileşme gerek. Geçici işlerden bıktık.

HÜKÜMET ETMEK SANATI

İktidar olamayız ama hükümet olduk diye cevher yumurtlayanları hatırlarız. Önce Talat AB ile izolasyonları kaldırmayı konuştuklarını anlattıktan sonra gerekli düzenlemeleri yapmak gerek ama yapacak bilgili kişi var mı bilmem gibi laflar etti. Sonra yüksek mahkeme başkanı yasaların anlaşılmaz olduğunu adli yılı açış konuşmasında dile getirdi ve şikayet etti. Yanıtını CTP’nin amigosu Sonay Aden’den aldı ve izahatta bulunma gereği duydu. Şimdi de CTP’li Hasan Hastürer “kafalar değişmedikçe...” makalesinde “hiç unutmayalım bu ülkede kolokasın ana kütlesi ile soğanının oranından, olgunlaşmış hıyarın ölçülerine kadar her konuda yön verecek yasal düzenleme vardır” dedi. “önemli olan, mevzuatı yaşama geçirecek anlayışın, siyasi erki elinde tutanlarda olmasıdır” diyerek “arabanız isterse teknolojinin en harikası olsun, direksiyondaki ...tan ise o araba sizi Lefkoşa’dan Gönyeli’ye bile götürmez” dedi.

Bunlar olurken elimizde meclise gönderilmiş yasa tasarıları vardı. Birisi hükümetin iftihar ettiği ve meclisin oy birliği ile geçirdiği muhaceret değişiklik yasası idi. Bu yasada başsavcılığın anayasaya aykırı olarak nitelediği bir kural vardı. Muhaceret memuru ceza kesecek diyordu halbuki ceza kesmek ancak yargıca mahsustu. Tek istisna bir polis memuruna yol trafik suçları için verilebilir diyordu anayasa ama hükümetin umurunda değildi. İngiliz döneminde bir yasada değişiklik yaparak başka yasalarda da yol trafik suçu olmasa da polise yetki verilmişti ama o da anayasaya aykırı idi. Uyardık dinletemedik. Şimdi muhaceret memuruna verilmek isteniyordu.

Anayasayı dinlemeyen hükümet diğer yasada yani sığınak değişiklik yasasındaki tek maddede “başka her hangi bir yasada aksine kural olup olmadığına bakılmaksızın...” diye söze başlıyordu. Halbuki meclisin çalışmalarını düzenleyen İçtüzük yasası madde 82(9)’da “... tasarı ve önerilerde “başka herhangi bir yasanın kurallarına bakılmaksızın,”, “yürürlükteki yasaların bu yasaya aykırı olan veya bu yasa ile çatışan kuralları yürürlükten kaldırılır”, biçimindeki düzenlemelere yer verilmez;” diyordu.

Hükümet bu kuralları iplemiyor. Halbuki bu mecburiyetler bir yasa yaparken ilgili tüm yasaları gözden geçirmeye ve hata yapmaktan uzaklaşmaya yöneliktir. Böyle yasayı uygulayacak olan da ilgili yasaları görmüş olur ve uygulama saşma olmaz.

Ayni anda diğer bir tasarı da ihtiyat sandığı yasasını değiştiriyordu. Gerekçede eski CTP-DP koalisyonunda yapılmak istenen bir kuralın tamamen ters uygulanması nedeniyle yeni CTP-DP koalisyonunun eskisinin yapamadığını yapmak istediği yazıldı. Hükmet ki ne hükümet yasa yapmış ama tersi uygulanmış ve şimdi değiştirerek doğrusunu uygulayacaklarmış.

İş tam bir rezalet. Ne bir yas ne de bir tüzük yazıp da yüzünün akıyla amacını gerçekleştiremiyor. İnşaatları düzene sokmak için geçirmek istediği yabancılara 125 yıllığına kirayla mal satma yasasının inşaatları durdurmasını hayretle karşılamamak gerek. Vah zavallı halkımız diyeceğim ama dönüp dönüp benzer adamları seçen onlar değil mi?

Mevzuat birimi oluşturup yasa karmaşasını önlemek istediklerini hatırlıyoruz ama nerde o mevzuat birimi? Her bakanlığa hukukçu istihdam edip devletin hukuk danışmanı olan hukuk dairesini aştılar, planlama örgütünün esas fonksiyonları olan organizasyon, ekonomi ve saire gibi konular için de ekonomistler istihdam ettiler ama netice değişmedi.

Hasan Hastürer “odacıdan hükümet, devlet başkanına kadar herkes için o görevde bulunmak, hizmet için araçtır. Bizde bakalım durum böyle mi? Göreve geliş biçimi ne olursa olsun göreve gelenler kısa bir süre sonra “işgal operasyonu” başlatıp orada ölene kadar kalırım hesabı yapar” dedi. “kurumlaşma siyasi erki elinde tutanların işine geldiği için kurumlaşma olmamış kişiler hep önemli ve belirleyicidir” dedi.

Kısacası “siyasi yelpazenin neresinde olduklarını söylerlerse söylesinler, şu ana kadar ciddi bir fark gösteremedi politikacılar bu konuda...” diyen Hasan Hastürer hangi konuda diye bakılınca devlete adamlarını yerleştirme, ölene kadar orada kalma hesabı yapma ve emri kullarını atama konusu olduğunu anlatıyor.

Halk da bunlar da koltuk hastası ve adamlarını doldurmakla uğraşıyorlar diyerek ona katılıyor.

SEÇİM ZAMANI GELMİŞ

Seçim zamanı gelmiş diyenler vardır. Anlaşıldığına göre CTP erken seçim yaptırmak istiyor çünkü karışıklıkta en güçlü parti durumuna geldi. Bir seçimin görece oy oranlarını arttıracağını sanıyorlar ki erken seçimi önerdiler. Bazılarına göre aslında reddedileceğini bile bile önerirler ki bütçe geçerken erken seçim olmasın diye oy vereceklerini sanıyorlar. Çünkü bütçesi reddedilen hükümet istifa edecekmiş. İstifa edecek ve Rauf bey siyasi partilerle görüşmeye başlayacak ve onlarla pazarlık edecekmiş. Böylece Rauf beyden korkanlar CTP’li hükümetiin devamına razı olacaklarmış.

Hükümetin mecliste çoğunluk elde etmesi kolay görülmüyor. Rauf beyin onayına bağlı DP parçalandı ama UBP’nin ve ona karşı diğer partilerin tutumu yüzünden kilit gibi duruyor. Kıbrıs sorununda Türkiye ve Rauf bey dengesini koruyacak bir hükümete razı olmaları gerekecek. Neden? Çünkü ara sıra Türkiye, hükümetlerinden karar isteyecek. Bu Kıbrrıs sorununun nasıl ele alınacağı olmayacak. Hükümet gibi olmak için ele almak isteyecekleri her konuda Türkiye sivil ve askeri bürokratlarından talimatlar gelecek. Onları meclis gurubunu koruyarak ancak kısıtlayabilir.

Halbuki meclis’te oluşan parti gurupları Kıbrıs sorununda patırtı çıkarırlar ve güya o politika ile kendilerini tanımlarlar. Partileri ve partilileri de o kafayla değerlendirme yaparlar. Kıbrıs konusunda ahkam keserler ama karar alma yetkileri yoktur. Rauf beyin Türkiye’nin politikasını etkileme niyetleri de emin olun ki meclisin bu niteliği ile dizginlenmektedir. Kıbrıs sorunu onların varoluş nedenleri ve kazanç kapılarıdır. Hükümet olmak için onları aşmak gerek ama kafa yoran yok. Bir Türkiye gerçeği lafının arkasına saklanıp gün geçsin para gelsin derler.

Bunların içinde barışçı olanlar varmış yokmuş ne umurun! Barışçı imiş ama devran ol devran. Öyleyse barışçılıklarından kime ne?

Bir tek kıymeti harbileri Rauf beyin kafasındakileri engellemek ve dolayısıyle ses çıkarmama ve gününü gün etmek şartıyle hükümette kalmak olanaklıdır. Bunun için aman CTP, BDH, TKP ve saire hükümette kalsın demek kime ne kazandırır?

Rauf beyi dizginlemek isteyecek bir Türkiye’nin sadece bu ihtiyaç için onu aşamamasını düşünmek ve UBP’li bir hükümetle her şeyin alt üst olacağını ve Kıbrıs sorununda politikanın değişeceğini düşünmek mümkün mü?

Kıbrıs politikası değişecek de ne olacak? Bunu da yanıtlamak gerekir. Yani politika değişecek de ayrı devlet olarak tanınma mı istenecek? Zaten Türkiye Kıbrıs engelinden kurtuldu ve yeni bir adım atılıp da sorun çıkmasın diye sustu. Hükümette CTP’nin olması da bir değişiklik getirmedi. Türkiye de bizimkiler de AB’nin ve ABD’nin BM desteğinde ekonomik konularda adım atmalarını istiyor ve bekliyorlar. Böyle bir ortamda Rauf bey ben alacakları önlemlere engeşl olacağım diyecek ve Türkiye’ye rağmen engellecek ve KKTC tanınmadan olmaz mı diyebilecek? Emin olun ki öyle bir halde dışişleri Türkiye dışişlerinden gelecek bir işar üzerine Türkiye’nin istediği gibi davranacak ve değişen sadece retorik olacak. Yani söylem değişikliği olacak. Tahsin’li Eroğlu hükümeti pasaport yasağını getirebildi mi, hastahaneye ve saire getirdikleri yasağı sürekli ihlal etmediler mi? Türkiye’de pasaport kullananlara ceza verildi mi? Say say bitmez. Türkiye dışişleri ile dayanışma denilen mekanizma hala işliyor, değişiklik yok. Değişiklik Türkiye’de oldu da Kıbrıs’ta nümayiş olabildi. Belli ki Türkiye hükümeti Kıbrıs’taki nümayişleri oradaki güç noktalarını etkilemek için kullandı. Büyük yarar bu oldu. Yoksa ne istenildiği Kıbrıs’ta açıklığa kavuşmadı.

Talat-Serdar hükümeti ayrı devlet ile Kıbrıs Türk devleti nakaratı arasında sıkışıp kalan retoriklerle havanda su döğüyorlar. TKP de ne akla hizmettir Annan planındaki Türk devleti ilan edilsin demeye devam ediyor. Retoriklerinden kendi leyhine puan toplamaya çalışıyor. Hala daha oturdukları yerde devlet ilan etmekle bir yere varılmayacağını anlayamadılar gibi retorik kavgası ediyorlar. Seçim olmazsa güzel görünmezmiş veya seçim olursa statükocular geri gelirmiş! Nesi güzel olacak? Statüko zaten tepede değil mi?

AB’nin tanımladığı bir ilişki kalıbı var. Kuzey Kıbrıs Türkiye’nin denetiminde yerel bir idaresi olan ve Kıbrıs cumhuriyetinin borusun ötmediği bir üye devletin bir parçasıdır. Kıbrıs’ın birleşmesine evet dediği için sıkıntılarını giremeye çalışacaklar diye bazı kararlar alacak ama bu kararları yerel idare yürürküğe koyacak ki uygulansın. Bunlara nasıl karar verileceği dahi düşünülüp formule edilmedi. Kısmen uygulanabildiği bir durum yaratıldı. Şimdi ise AB bizi aldattı diye nümayiş düeznlemeye çalışıyorlar.

Bunlardan ne köy olur ne kasaba. Seçim de seçim denecek bir ortamda olmayacak. Onun için yeyin bir birinizi ne yapalım!

HÜKÜMET ÖVÜNMEYE BAŞLADI

Yeni bir durum varmış gibi hükümet övünmeye başladı. Ekonomide büyüme Çin’i geçmiş. Ticaretin Güney’e doğru arttığını ve işçi gelirlerinin çoğaldığını açıkladı ama eklediği faktör gelirlerini açıklamadı. Bunun en büyük kısmı tabii ki Türkiye yardımları idi. Bir kısmı da yabancıların mal almak için yaptıkları para aktarmalardı.

Referandumdan sonra da değil daha öncesinde yani Güney’le kapılar açıldığında mandıradaki hayatın değişeceğini biliyorduk. Öyle de olmaya başladı. Bir çok ,insan hemen yollara düştü ve yeni fırsatları değerlendirmeye başladı. Ancak artan gelirlere göre bir mutluluk ortaya çıkmadı.

Aslında bütün geri ülkelerde olan bir durumla karşı karşıyayız. Gelirler atar ama mutluluk artmaz. Çünkü mutluluk ancak istikrar ile gelebilir.

AB’nin yeni üyeleri de bu durumu kanıtlayacak dersler ortaya çıkardı. Kapitalizmin yeni suratı olan ve globalleşme diye yanlış şekilde tanımlanan durum da benzer dersleri öğretti. Bu konuda Nobel ödülü alan kişiler de oldu. Para artıyor demek mutluluk artıyor demek değildir. Mutluluk ancak parayla beraber istikrar da geliyor olmalı. Yani asayiş olmalı, devlet temizlenip yolsuzluklar engellenmeli, kimse kazancı atarken güvensizlik duygusuna kapılmamalı ve durum her an değişebilir diye endişe etmemelidir.

Bazı ülkelerde yabancı yatırımlara güvence verilip veya kar transferi olanağı güvenceye alınıp ki bu döviz kurlarına güvence ve dış ticareti serbest bırakma ile beraber gelir, hızla yatırım artışı sağlanmak suretiyle şaşırtıcı bir kalkınma içine girilmiştir ama halkın mutluluğu artmadığı için sosyal rahatsızlıklar arkadan gelerek her şeyi alt üst etmişti.

Uzak doğuda yaşananlar bize öğretmiştir ki insanı ihmal eden politikalar tehlikelidir. Kalınma kaliteye bağlı olmalı ve tabana yayılmalıdır.

Bunları izah etmek için uzun uzun anlatmak gerek ki burada yer yok. Anlayan gene de çoktur çünkü gazete haberleri bilgi vermektedir. Onun için halkın mutluluğunun artan gelire rağmen az olmasını anlayan çok. Bugünkü durumda hükümetin öğünmesi o yüzden havada kalıyor. Hükümet mutluluğu artıracak olan bir güvence vermiyor. Türkiye yardımlarının güven vermesi olanaksız çünkü devam edip etmeyeceği belli olmadığından geçici bir ferahlama olarak görülüyor. Rum tarafından gelmekte olan işçi gelirleri de güven vermiyor ve geliri alanlara da bunları garanti eden olmadığı gibi “sizi Rum’a muhtaç ettiler” diyerek mutlu olmamaları isteniyor. Tabii onlardan daha fazla kazanan ve güvenlik paraları daha fazla olan Rum işçileri de görerek yeteri kadar mutlu olamıyorlar. Ticaret yapabilenler de kaçak iş yapıyorlar diye hissediyorlar çünkü ticaretleri düzenlenmiş değil. Hükümette işi düzenleyip insanları rahatlatacağına Rum tarafından mal getirmek yasak deyip onları kaçakçı durumuna düşürüyor. Göz yummayla yapılan ticaretten kim emin olabilir ki!

Rum tarafına mal satan da var ama onlar da ayni durumda.

Buna karşın hükümetin kalkınmadan bahsetmesi kendisine rağmen yapılan bir takım ticari işlerden dolayı oluyor. Hayret bir şey.

Güney’den gelen turistler ve kumarhane gelirleri de güvencesiz. Turistlerden gelen para da dağınık. Kumarhane karı ise çoğunlukla Türkiye’ye kaçıyor. Resmi kayıtlara göre kumarhanelerden gelen harç ve kesintilerde ise azalma olmuş. Belli ki toplayıcılar rüşvet yeyip devlet haracını azaltmışlar.

Hükümet kumarhanelere sahip çıktığı halde gelirlerini toplamıyor. Rüşvetin kokusu buram buram.

Etkin bir yönetim olmadıktan sonra insanların kazançlardan mutluluk hissetmesi olanaksız.

Hükümet gözünü Brüksel’e dikti tüzükleri bekliyor. Fakat hala bu tüzüklerin Kuzey’de nasıl yürürlüğe konulacağını karara bağlamış değil. İçlerinden işine gelenleri yürürlüğe koyup işine geleni koymamağa devam edeceği anlaşılıyor ki AB ile kavga edecekler ve hayal kırıklığı ile bu durum sona erebilecek.

Kıbrıslı Türk belirsizlikler içinde yaşıyor. Herkes şikayetçi ama hükümet böbürleniyor. Halbuki belirsizliğin temel nedeni hükümetin kendisi.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org