Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 15 Ocak 2002
Alpay Durduran

BİRLİK VE BERABERLİK

BİRLİK VE BERABERLİK

Denktaş yüz yüze görüşme çağrısı yaparak barışçı bir niyet göstermiş diye başta CTP olmak üzere muhalefet kesiminden de artık birlik içinde olmak gerekli diye demeçler verilmeye ve aman barış sürecini tehlikeye sokacak şey yapılmasın demeye başlandı.

Barışı tehlikeye sokacak şey demek barış havasını ve umutları azaltmak demek değildir. Barış havası sadece bir havadır. Umutları azaltmak uğraşacak olanın şevkini kırıyorsa dikkat edilmelidir. Ama hava dağıtma, umut kırmak kimin için söz konusudur? Bu soru işin anahtarıdır. Havayla umutla yürüyen olabilir ama kendisi görüşme yapan ve yetkili olan ayni kimse değilse konu değişir. Yetkili olan hava ile yürümez, kendi hava yaratır. Umut veren kendidir. Umutlanan yetkili değilse ama yetkili onun baskısını hissederse umuda önem verelim. Yetkili baskıyı umursamıyorsa ne önemi var?

Kamuoyu baskısı diye bir şey tanımayan ve halkına değil Türkiye’ye hizmet etmeye azimli bir kişi ve yönetim olduktan sonra umut kırılmış kırılmamış ne olur ki!

Susalım da görüşmeciler rahat olsunlar veya destek verelim diye karnı ağrıyan varsa bilmelidir ki karın ağrısı kimsenin umurunda değildir. Denktaş, git andlaşma yap diyenden değil taviz verme diyenden memnun olur. Onları kendisine destek olarak görür ve güya muhalefetim var deyip bazı şeyleri kabul edmeyeceğini söyleme şansı elde eder. Onun için muhalefetin kendisine andlaş diyen değil andlaşma diyen muhalefet olması gerektiğini söyler durur.

Geçen hafta kendisinin muhalefetinin anlaşma yanlısı olmasına karşın, Klerides’in muhalefetinin tersi olduğunu söyleyerek “Klerides’in yerinde olmak istemem” demişti. Bunun anlamı her zaman olduğu gibi terstir. Aslında Klerides’e de öyle anlaşma yap diye bağıran olsa memnun olacak diye bile değildir. Onun söylediği sadece hava basmaya yöneliktir. Kendisinin barış yapmaya yöneldiği havasını pekiştirmek içindir. Kensine de “diren, gerileme” diyenlerin olmasından memnun olacaktır.

Bu durumda Denktaş’a destek olmak değil, Türkiye’nin sorun iki toplum arasındadır diyebilmek için araya koyduğu bir aracı olduğu için “git ve anlaş” demekten çekinmemek, ayni zamanda anlaşma yaparken “demokrasiye ve insan haklarına ters davranma” diye taleplerde bulunmak gerekir. Taleplerin olmazsa olmazları varsa onları da söylemek gerekir.

Geçmişte federal organlara gönderilecek temsilcilerin doğrudan seçilmemesini, federe devlet meclisinin onları atamasını istemekte idi. Bunun anlamı federe mecliste çoğunluğu garanti edilen Türkiye yönetimine bağımlı kimselerin federal meclislere gitmesi ve muhalefete yer verilmemesidir. Bugün bundan vaz geçtiği sanılıyorsa yanılınıyor.

Geçmişte federal seçimlerde adayların kendi toplumlarının oyuna ek olarak diğer toplumdan da oy almalarına olanak veren sistemler konuşulurken Denktaş bunlara “Rum oyunu” diye bakmıştı. Şimdi de bundan vaz geçtiği sanılmasın.

Meclisler Kıbrıs’ta yetkisiz, milletvekilleri işlevsizdirler. Bunları değiştirmek ve iki liderin uyuşmamaları halinde kan akmasına engel olacak bir mekanizma olarak yürürlüğe koyacağı politika kararları ile düzeltme yapmak gerekir. En azından ABD sistemindeki kadar çek ve balans sistemine izin vermek gerekir ama tam tersine yürütmede kalıcı bir paylaşma ve başkan ve yardımcısına veto hakları vererek Türkiye’ye bağımlı bir kişi ve onun atayacağı bakanlarla Kıbrıs üzerinde bir Türkiye müdahalesi sürdürülmek istenmektedir. Mecliste siyasi partilerin işbirliğine ve ortak partilere izin vermemek istenmektedir. Bunları dile getirmek gereklidir.

Yönetim aşırı hiyerarşik ve çok sivri bir piramit şeklindedir. Bu demokrasiye engel olduğu gibi etnik farklılıkları da körükleyecek şekilde etki eder. Buna son verilmelidir. Ama tersine piramidin tepesine bir Türk ve bir Rum yerleştirerek Türkleri Türk’e, Rumları Rum’a havale etmekle yetinilmek isteniyor. Sonuçta baskıcı bir rejim etnik nedenlerle ebedileştirilmek istenmektedir. Bunların olmamasını savunmak ve Rumları da uyarmak gerekir. Çünkü şikayetçi oldukları Rum yönetimini modernleştirme çabaları ilelebet sona erecektir.

Bunları söylemek Kıbrıs sorununun çözümüne çomak sokmak değildir. Kıbrıslılar’ın işbirliği yapmasına açık bir model, ebediyen etnik bölünmeye mahkum edilecek bir yapıyı bile ileriki bir aşamada ve sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve AB mevzuatıyla çatıştırarak yıkmak ve modern bir devlet haline getirmek olanaklıdır. Toplumların uyanık kesimlerinin dayanışmasıyla olumsuz yanların törpülenmesi de mümkündür. Bugünkü durumun kötülüğü dikkate alındığında daha iyi bir durum yatacak bir modeli yutabiliriz. Ama susup onaylamak başka birşeydir. Özgürlüğümüz de çok önemlidir. Birlik ve beraberlik değil çeşitli fikirlerin çatıştığı bir çok seslilik gerektir.


Alpay Durduran|Ana Sayfa