Serazat, 23 Ocak 2002
Alpay Durduran
İDAM CEZASI
İDAM CEZASI
Türkiye’de idam cezası kalksın mı kalkmasın mı diye tartışma devam ederken halkın konuşmalarına bakmakta yarar var. Önemli olan halk arasında idam cezası ne ifade ediyordur. Çünkü halk etkileri kaçınılmaz olarak hissedilen bir kitledir. Oy verir. Arasından insanların bazıları şu veya bu şekilde yetkili bir yere gelir. Bazıları başkalarının etkileyecek yerlere gelmesinden önce etki yaparlar. Daha başka etkiler de sayılabilir. Niye halk çok önemlidir deyip geçmedim? Çünkü artık insanlık öyle yere geldi ki bu gibi hususlar halka sorulmaz. Meslekten insanlar bunlar hakkında karar verir yoksa kafası kızan insanlar istemedikleri şeyleri yapanların çoğunun kafasının koparılamsını isterler.
Suç ve ceza hakkında karar vermlerini istersek kimi o suça kimi öteki suça idamdan başka ceza düşünmez ve topladığında idam bolluğundan geçilmez. Daha geçen hafta Mısır’da homosksüelllere ağır hapis cezaları verildi ve haberlerde zavallıların ailelerinin onları tanımadıklarını iddia ettikleri bildirildi. Yani aileleri onları idam ettiler bile: Yok saydılar.
İdam cezası kalkar da bu AB üyeliği için gereklidir denilirse halk idama neden karşı olmak gerektiğini anlamayacaktır. Öyle olunca da idamı kaldırmanın anlamı yeterli derecede anlaşılmayacaktır. Tam tersine idam ceza değildir, ölen kurtulur yoksa ömür boyu hapishanelerde ceza çeker, ceza olan hapistir, görüşüyle cezaya çevrildiği kabul edilir.
İdam cezasının kaldırılmasında esas baskın husus bu cezanın düzeltilemeyecek bşir ceza olması ve o kadar ağır bir sonuç ki devletin buna yetkisi olamayacağı görüşüdür.
Yargının saygınlığı falan derken işi abartmanın anlamı yoktur. Nihayeti hakim Tansel ve savcı Güsüm gibi somut kişilere ve onlara bakarak olsun diye atanmış olan daha yaşlı hakimlere yartı demek zorundayız. Polis de delil diye topladıklarını mahkemeye nasıl getirir biliriz. Bunların yargıç atarken kullandıkları oyları oylamalar sırasında nasıl değiştirdiklerinin haberlerini dinlerken yargıyı, somutlaştırmalıyız. Boşuna manevi değerler izafe etmek ve bu kadar ciddi bir kararı verme hakkını onlara vermek artık doğru görülmemektedir ve verilmemelidir.
İnsan hayatına verilen önem arttıkça bu sonuca ulaşılacağı bilinirdi ve nihayet ulaşıldı. Türkiyeli de bunu anlamalıdır. Devlet dediğinizde somutlaşan o örgüte insan canı alma yetkisi vermemeyi öğrenmeli ve devlet hakkındaki görüşü yenilenmelidir.
Bazıları, kan davası gibi suçlara olsun idam cezası kaldırılmamalı ki onlar yalnız bundan korkarlar, yoksa hapse girer, bir süre yatar ve çıkarım diyerek devam ederler derler. Bu mazerettir. Bol tarafından idam verilen ülkelerde kan davası daha çok görülür. Belki oralarda başka şartlar da çok görülmenin nedenidir ama cezanın önleyici olmadığı ispat edilmiştir.
Ceza hakkında iblinen bir gerçeği Kıbrıs’ta da denediler. Trafik cezalarının caydırıcılığının kalmadığını ileri sürerek eskisinden daha fazla ceza kodulardı. İlk ibr kaç ayda cezalarda azalma da görülünce başarılarını anlatan demeçlerinin yayımlandığı gün öyle kaza haberleri vardı ki asıl gülünç oldulardı. Ceza önleyici olmuyor. Ceza gerekli ama önlemeye yetmez. Suçun kaynaklarına yönelerek azaltmak gerekir, yok etmek de oalnaksız.
Ne yazık ki Türk kültürü henüz bunları hazmetmedi. Çünkü eline yetki geçen kendini Tanrı tarafından seçilmiş ve halkı gözaltında tutmakla görevli bir allame olarak görür. Kendi gitse memleket batar diye düşünen insanların oranı hayli yüksek. Bakın hükümetlerine biri diğerinden vazgeçilmez insanlarla dolu. Devlet dediklerinde ağızlarından bir tane daha çıkar ama kendileri orada oldukları için. Halka da bir devlet fikri yerleştirdiler ki mubarek kutsal.
Şeriatın kestiği parmak acımazmış. Hele bir onların aprmağı söz konusu olsun da görelim.
Devleti hizmetçi olarak gören toplumların yanında bunlar tarihin tozlu sayfaları arasında kalır.