Serazat, 22 Kasim 2002
Alpay Durduran
EMPATİ
EMPATİ
Son zamanların moda deyimi empati kendini başkasının yerine koyup öyle düşünme anlamındadır. BM palnının da öyle bir değerlendirilmesi gereklidir. Belki böylece insan kendinin çıkarların baskısı altında yanılmalardan kurtularak yaptığı yanlışları da fark etmesi sağlanmış olur. Örneğin Güzelyurt verilmemeli derken “bizim Güney’de bıraktığımız mal olmamış gibi düşünüyorlar. Halbuki nüfusumuz az olsa da mallarımızın oranı %30 %35 cıvarındaydı.” diyen birisine bu arada %12.6 idi nereden çıkardın %30 %35’i diye sormak gerektiğini ancak Rum’un yerine kendini koyabilen birisi söyleyebilir. Söyleyen bir Rum’un sorumlu olan olmayan birisi olduğu halde malından olduğunu, 28 yıldır evini ve bahçesini başkalarının kullandığını, evlerindeki her şeyin yok edildiğini ve kendisine buna karşılık teşekkür edilmediğini, tam tersine geri vermek istenmediğini; ayni zamanda toplum olarak da mülkün %85’ine sahip olduğu halde ülkenin %%62’siyle yetinmelerinin istendiğini sineye çekmesinin zorluğunu anlamış demktir. Türk mülkiyetinin %30 %35 olduğunu söyleyen de şayet acaba yanlış mı biliyorum der de sorup öğrenmeye çalışırsa empatik davrandığını gösterir.
Empati yabancı bir deyim değil, kendi aramızda da “bir de kendini onun yerine koy diye uyarıldığımız” olmaktadır ki bu da empatinin bilindiği ve değer verildiğini gösterir.
İnsanca davranabilmek için empatik davranmak gerekir. BM planını eleştirirken arada bir nefes alıp kendini bir Rum’un yerine koymayanlar barışçı olduklarını söyleyemezler.
28 yıl bir insanın evini kullanıp kira vermeyenler kalkıp da hak iddia etmeye nasıl kalkabilirler.
Zorunluluklardan eş değerde mal almış olan yeniden malı terkedip yeni baştan başka bir yere yerleşmeye mecbur kalmışsa ona yardım etmek insani bir davranıştır. Ama şe değerde mal alıp sonra Güney’deki malını senetle satmış ise hak iddia etmek yerine tazminat ödemesi gerektiğini kabul etmelidir.
Haklıların durumunu ileri sürüp kendi haksız durumunu sürdürmeye çalışanlara da dikkat etmek gerek.
Türkiye’den gelmiş, bir Rum’un malında yerleşmiş, tarlasında bahçesinde para kazanmış birinin hak sahibi olduğunu söylemek de abes. Kendisine bir teşekkür edip ayrılma teklif etmek yeterli değil mi? Hayat düzeni kurmuş ve şimdi hayatı alt üst oluyormuş diye konuşanlar var. Onların yapacakları geçici olduğunu bile bile onu kandıran varsa ona rücu etmektir. Zarara uğrayan Rum, Maronit veya Ermeni’nin bnundan sorumlu tutulmasını teklif etmek mümkün mü?
Bazılar en az oranda yer değiştirme olsun diye konuşanlar, insani söz etmiş gibi görünürler ama bu oranın zarardidelerin tatmin edilmesini de desteklemeleri gerekir ki insani olabilsinler.
Kısacası empatik davranıp Rum,Ermeni, Maronit zarar görenlerin tatmin edilmesini benimsemeleri de gerekir. Rabbena hep bana olur mu?
Bunlar barış için yapılıyor. Barışın geleceği kabul eidlmiyorsa bunun plan olduğunu söylemek olanaklı değildir. Hem planın esaslarının kabul edilmesini söylemek hem de barış olamayacakmış gibi “sakın Güney’e geçmeye kalmayın. Birlik ve dayanışma zamanıdır diye böğürmek saçmalıktır. Onbine yakın Türk Güney’e geçip çalışıyor sorun olmuyor da malını vermek istemeyip orada yaşamak isteyen olursa mı sorun olacak.
“yol bizim. Rum yolu geçip de köyüne gidecekse onlar için alt veya üst geçit yapılacak” diye planı savunmak, “barış olmayacak. Bir Rum Türk’ün kullandığı yolu kullanmaz” demektir. Olacak iş mi? Rum arabasıyle Türk yolunu aşıp köyüne giderse yolda onu bekleyip doğramaya kalkacak olanlar mı olacak! Ne kafadır bu yahu! Planın bu sakat önlemlerini savunma için kullanmak palnın savunulacak yeri yok demektir. BM asıl kanayaklı gibi davrandı. Ne demek yahu Rum için alt üst geçit yapılacak. İki düşman bölge mi yaratılıyor? Bu kadar da titizlik olur mu? Kavgacılar susmasa bile ölüp gidiyorlar ve siyasetten çekiliyorlar. Bu kadar ders alındı. Bu korku ne? Halkın çoğunluğu anlaşma istediğini açıkça belirtirken hayaletlerden korkar gibi titizlenmek olamaz.