Serazat, 26 Aralik 2002
Alpay Durduran
TOPLANTININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
TOPLANTININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Girne kapısı kalabalıktan geçilmez oldu. Saatında orda idim, zorla içeri girebildim, biraz sonra meydan doldu, olduğunuz yerde kalın duyurusu yapıldı. Hayret doğrusu! Toplantılara yarım saat geçmeden başlanamayan bir ülkede nasıl olup da bu kadar dakik bir toplantı olabildi?
İlk şaştığım bu oldu. Sandım ki gittiğimde bekleyin yarım saattan önce kalabalığın büyüklüğü hakkında yorum yapmayın diyeceğim. Olmadı.
Tabii durup da konuşulanları dinlemeye çalışmadım. Devamlı dolaştım. Dolaştıkça da eğlenmeye başladım. Beni barışı savunduğumdan dolayı Türkiye ile partiyi karşı karşıya getirdim diye eleştirenler, partiden atanlar, televizyonlarda benimle tartışanlar, didişenler ve daha kimler de kimler... Bana selam vermek ve ben de buradayım demek isteyenlere selam vere vere dolaştım ama eğlendiğimi de saklamadım. Durup da beni partiden atanı veya Kıbrıs çözüm olmasa da AB üyesi olacak dediğimde buna karşı sonuna karşı savaşacağım diyeni dinleyeceğime dolaşıp durdum.
Kalabalık hat safhadaydı. Daha kalabalık olmazdı. Nereye doldurulacaktı ki! Coşku azsa da kararlılık ve kendine düşen birşeyi yapmanın güveni vardı. “Denktaş istifa” diye bağırıldığındaki heyecan dikkat çekici idi. Tamamen istifasını kastediyorlardı. “Denktaş istifa” diye bağırabilmenin onuru da vardı. Kormuyorum demek istiyor gibi idiler. Bir şeyden intikam alır gibi halleri olanlar da vardı. “Denktaş istifa” derken gülmeden kaçınamayanların hali de görülecek gibi idi.
“biz çözüm olsun da nasıl olursa olsun demiyoruz” diyenlerin toplantıda bulunmaları doğaldı da gelenlerin Annan planını umursamadıkları da “sadece barış” dedikleri de açıktı. Gene de referandum diye konuşulurken plana da barışa da karşı olanların dedikleri bir şeyi düşünmeden edemedim. Onlara göre Annan planına evet diyen yoktur; yani CTP ve TKP de karşıdır, müzakere edilmesi için değişiklik istekleri vardır. Öyleyse bu hemen barış mitingi onlara da mı yöneliktir?
Muhalif birisi de eleştirirse elbette görüş söyleme hakkını yerine getirir. Ama Annan planını görüşmeyi kabul etmeyi savunmak ve eleştiri yapmak bağdaştırılmalıdır. Eleştirilen konular barışa yönelik olmalı, barış olmayacak, kavga devam edecek anlayışıyle yapılmamalı, görüşenin kendisi olmadığını bilerek görüşenin görüşlerini hesaba katarak konuşmalı ve sonunda eleştirilerinin kabul edilmemesinin değil sonucun değerlendirilmesini yapmalıdır.
Kalabalık yargılıyor ve hemen barış diyor gerisine fazla aldırmıyordu. Onun için birlik beraberlik çağrılarını barış için birlik olarak algılıyor ve konuşmacılar gibi UHH ile birlik beraberlik düşünmüyordu. Gene de konuşmacıları yuhalayan çıkmadı, çünkü onlar da bir kaç gün önce yaptıkları çağrıyı unutmuş gibi konuşuyorlardı. Kalabalık da onların andlaşmadan sonra bile birlik ve beraberlik içinde Rum’a karşı direnmeye hazır olmalarını, mücadele etmeleri gerektiğini söyleyenleri hatırlamazlıktan geldi.
Hafızalar neden kolay unuturlar bilirsiniz. Ya önemsemezler ve bir daha hatıralarına getirmedikleri için kısa sürede belleklerinden kaybolur gider veya zaten bu herif ortama göre koşuyor onun için kastetmiyor deyip kayıt düşmezler.
Hadi Angulemli, hadi Mehmet Ali, hadi Kutlay tam mücadele zamanı, Kıbrıs çözüm olmadan AB’ye girdi diye mücadeleye rehberlik etmelerini isteyecek değiller ya!
Hala kapacaklar pasaportları kaçacaklar diye tasa ediyorlar ama çoğunluk hani bizim pasaport, ne zaman kırmızı pasaportu alacağız diye soruyordu. Gidin onlara sorun demedim. Hükümetin açmaya kalktığı paketi onur meselesi yaptılar ve askıya alındı. Fakat kalabalıktan şu kapıyı olsun artık açsınlar dilekleri işitiliyordu.
Rum hükümetinin kayıp şahıslar için artık ayrım yapmayıp Türk kayıp ailelerine de tazminat ödeyeceğini haberlerde duydum ve artık eski anlayışlar yok olacak dedim, ilgi ile baktılar. Bizim onurumuz var demediler. Mağusa yolunun altında tünel veya köprü olacak güvenliğimiz tehlikeye düşmeyecek diye plana olumlu not verilmesinin saçmalığını anlattım, güldüler. Bunlar eski kafalılık dediler.
Meydan çok ilginçti. Velhasıl.