Serazat, 18 Subat 2004 Alpay Durduran | ||
SİNE QUA NON SİNE QUA NONDenktaş tuturdu, kendisinin olmazsa olmazları varmış. Yani Annan planında değişiklik ister ve değişmezse olmazsa olmazları var ve olmaması halinde kabul etmezmiş. Halbuki New York’a gitti ve orada papadopulos’la görüşmeyi, Annan planı üzerinde uzlaşmaya çalışmayı, uzlaşamazsa Türkiye ve Yunanistan’a havale etmeyi ve onlar da uzlaşamazlarsa Annan’ın tamamlamasını kabul etti. Referanduma sunup Mayıs’tan önce işi bitirmeyi kabul ettiğini ilan etti. Bunun akabinde benim sine qua non isteklerim vardır demek ne dmek oluyor ki... Olmazsa olmazları olan biri aradan çıkıp başka birisine andlaşmayı tamamlamasını havale eder mi? Denebilir ki ve deniyor ki referandum ve TBMM’nin onayı var. Olacak şey mi? Sen en iyisini ben bilirim deyip görev alacaksın ve bir andlaşma görüşmesi yapacaksın ama tamamlanan bir andlaşmayı Meclis’e gönderip halkoylamasına sunmasını isteyeceksin ve sonra halka bunu reddetmesini söyleyeceksin! Allah aklımızı korusun, neler yaşıyoruz! Türkiye’de de TBMM’de konuşan görevliler sonunda buraya gelecek reddedebilirsiniz diyorlar. Allah Allah! Yahu sen bir andlaşmayı imzalayıp meclisin onayı sunduktan sonra reddedilirse orada nasıl duracaksın? Bu iş de Irak olayı gibi olursa artık kim seninle andlaşma yapmaya zahmet eder ki! Bundan sonra müzakereyi yetki al da gel demeden başlatırlar mı? Senin kabul ettiğini sandıkları için bir çok şeyden vaz geçip andlaşmayı kabul edenler senin bunu meclisten geçiremediğini görürse artık seninle ne görüşsünler ki? Annan planının garantörlerle ilgili kısmını TBMM redderse AKP tarihe mal olur. Yoksa uzun süre kimse Türkiye’yi muhatap almaz. AB üyeliği mi? Onu unut, elindekilei de kaybeder. Bu halde de korkacak bir şeyimiz yoktur. Öyle bir tepki doğar ki Mayıs bitmeden Kıbrıs sorunu biter başka sorunlar başlar ama biz de eskisi gibi rehine olarak kalmayız. Kıbrıs bir biçimde gene birleşir ve Annan planından daha iyi de olur. Arada çekilen acılar hatıra kalır. Biz de uzaktan kumanda ile yönetilmemeyi öğreniriz. Bu yüzden Denktaş’ın tek şansı Türkiye ve Yunanistan’ın da planı tekmil edememesi ve Annan’a doldurmana iznim yoktur, referanduma sunacak değiliz denilmesidir. Ondan sonra Annan bir ertelemeye razı edilebilir mi bilinemez. Ama açık olan şudur ki Amerika razı edilmeli. Onun için gerekçe bulmak gerekir. Bu durum karşısında Denktaş’a olmazsa olmazın olamaz demek ve ona ne yapması gerekitiğini yazıp vermek gerekir. Başkanlık rejimi dahil tüm çağdaş devletlerde yani geri kalmış sözde demokrasilerin dışında, meclis bir politika kararı alıp hükümete ve başkana yol çizer. Bizde parlamenter sistem vardır. Meclis kararını hükümete bildirmeli ve hükümet de Denktaş’a tebliğ etmelidir. Anayasamız Denktaş’ın yaptıklarından bile Talat’ı sorumlu tutar çünkü parlamenter sistemdir. Talat veya Erdoğan sorulacak olsa bizim olmazsa olmazlarımız vardır diyebilirler mi? Açıkgözlüğü bırakalım. Yani bir andlaşma yaptık diye Annan bize kazık atsa da kabul edecek miyiz diye konuşmayalım rezil oluruz. Ne Annan böyle bir şey yapar ne de siz böyle bir ihtimali biz göremedik diyemezsiniz. Öyle bir halde harakiri yapsanız daha iyi olur. Seçime büyük önem verip de kafamızı ütüleyenlere soruyorum: Seçimden çıkan bu hükümetin mevcut mebus sayısını bile etkili olarak kullanmamasını ve koltuk düzeltmekten başka işe yaramamasını içinize nasıl sindiriyorsunuz? Denktaş’a olmazsa olmazlar üzerinde ahkam kesme fırsatının tanınmasını ve Erdoğan’a yardım etmek için bile gık demeyip Erdoğan TBMM’de bombardıman edilirken kredi şirketlerinde yasadışı para yatırıp batanlarla ilgilenilmesini uygun buluyor musunuz? Sine qua non konularının Annan planında olmadığını kabul eden nasıl olur da New York görüşmesinin sonucunu kabul eder? Denktaş’a sus demeye kalkmamak sindirilebilir mi? Bu kafalarla biz 1960-1963 arasını yeniden yaşarız ve çözümden ne de AB’den bir şey bulamayız ta ki bu yönetimden etkilenmeyecek kadar AB muktesebatı uygulanmaya başlansın. Yani biz kendimiz için hiç yaşayamayacak mıyız?
| ||