Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 12 Mart 2002
Alpay Durduran

BİR SORU ÜZERİNE KAYIPLAR

Kayıplar bir soru üzerine

Denktaş, hep öyle yapar. Bir soru üzerine KKTC Cumhurbaşkanı RRDenktaş dedi ki diye haber verilsin diye basın mensubu diye belirlenmiş olan bir dava adamına soru sordurtur. Ona soracağı soruyu önceden haber eder. Böyle bir mizansen de sanki merak eden ve ettiğini göstermekten korkmayan biri var da usanmadan oraya gitti de ona sordu gibi hazırlandı ve soru soruldu.

“Kayıplar kosunda bir gelişme var mı, Sayın cumhurbaşkanı’m?” sorusuna veilen cevap: “Hayır! Onlara yanıtımızı verdik, susup oturdular. Biliyoruz ki avrupa!da konuyu istismar edip duruyorlar. “dedi.

Hade tahlil edelim. Bu konu bu kadar basit mi? İnsanlar kaybedilmiş, akıbetleri araştırılmamış. Üstelik bu olaylar yüzünden büyük tehlikeler yaşanmış. Savaş çıkmış. Adamlarsa sanki de pirili kavgasını yapan ilkokul çocukları gibi konuyu ele alıyorlar.

Denktaş’ın umurunda bile değil. Bir cevap vermiş, susup oturmuşlar. Sonra ise Avrupa’da istismar ediyorlar bu konuyu diyor. Demek ki istismar edilecek bir şey var. Yani Avrupa karşısında savunulamayacak iddialar ileri sürmüş ki Rum tarafı kayıp akıbetlerini araştımaktan Türk tarafını sorumlu tutuyor ve beceriyor. Avrupa’nın desteğini alıyor.

Basın mensubu bunu anlamıyor mu? Anlamıyorsa o sektörde nasıl barınsın ki? Mutlaka anlıyordur da nasıl sorsun? “ Neden Rum tarafına gene istismar fırsatı yarattınız “ diye? Cesaret gerekir değil mi?

Öyle diyorsanız, neden cesaret gerektirsin, bu iş arslan kafesine girmek gibi bir şey değil ki. Masum bir gazetecilik görevi, halkın haber alma hakkı. O zaman buna tehlikeli diyorsanız, sorun kendi kendinize bakalım, hasretini çektiğiniz milli idareniz size bunu verdi ise başkasından korkacak neniz var!

Rum’a karşı karamanca direnmiş olan bizler bu direnişi soru surmaya korkan gazetecilerimiz olsun diye mi yaptık. UHH’nın adamları gazetecilik yapan Sevgül’e casusluk isnadını yapmaya kalkıyorlar. Jurnal etmiş efendilerini ve rejimlerini. Eyi yapmış. Bilinsin belki ibr yardımı olur. UHH ödeneklilerini savunmuş gibi de olmuş olsak da biz Rum tarafından gelebilecek bu türlü baskıcı ve istismarcı uygulamalara karşı ayaklandı idik. Ülkemizde baskıdan uzak, rahat bir yaşam kavgası verdik, başımıza bunlar geldi ise beklerdik bu kez buna bizi düçar edene karşı ayaklanalım ama satılmışlarımız nedeniyle güç birliği yapamıyoruz. TC yardımlarıyle beslenen tembeller damgasını yiye yiye yok olup gidiyoruz. Rodezyalıktan kurtulup Zimbabveliğe terfi eden ama istediği insana oy verme hakkını bile elde edemeyen zencilerden beter olduk.

İnsanlarımız kayboldu. Otobüsle aldılar ve bir daha gören olmadı. Dahaları da var. 400, 500 kişi kaybedildi. Akıbetlerini, naaşlarını aramadılar. Denktaş, bir zamanlar Rumlar’ı suçlamak için gerekli görüldüğünden dile getirirdi. Şimdi anavatanı da suçlanmasın diye unutturmaya çalışıyor. Hem de sorumluluğu bizim sırtımıza yıktığı halde...

Bunları biz Rum’a tercih etmiş olduk. Bunlar bizim haklarımızı savunur diyenler oldu. Hala daha savunduklarına inananlarımız var mı bilmem ama Rum’un daha kötü yapacağına iananlar oludğunu biliyorum. Kendimize güvenmediğimiz için Rum korkusuna kapılan onların eline düştü.

Bunlarda kurtulmak için ele gine muhtaç olduk. Ne yapalım yani? Sesimizi çıkarmayalım, her darda kalanın yapıtığı gibi gelir gelmez demeden feryadımızı karanlığa olsun göndermemeli miyiz?

Yaşa Sevgül. Onlar seni anavatanlarına jurnal ediyorlar ama senin yaptığın gayet normal. Bir gazetecilik görevi. Yasadışı, gayri ahlaki bir şekilde fonlardan gizilice beslenmiyorsun ya, onlar gibi.


Alpay Durduran|Ana Sayfa