Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 19 Mart 2003
Alpay Durduran

GEL TEZKERE

GEL TEZKERE

Türkiye’de meclis ikinci tezkere ile karşı karşıya. Hükümet daha güven oyu alamadan meclise tezkere göndermeye karar verdi. Türkiye’nin Irak’a asker göndermesini ve Amerika uçaklarının Türkiye üzerinden Irak’a geçmelerini içeren bir tezkere. Ayni anda karadan da Amerikan askerlerinin Irak’a geçmeleri için bir tezkere daha sırada imiş.

AKP hükümeti diğerini bekletiyor ki pazarlık yapacak. Halbuki kulaklarımızda Erdoğan’ın yiğitlik kokan sesi var. Türkiye memleket meselelerinde pazarlık yapmazmış, kan parası pazarlığı yapıldığı izlenimi vermek büyük haksızlıkmış. Hatta tezkerenin ilk oylamada reddedilmesinin nedeni Batı basınında çıkan alaycı karikatürler olmuş.

Milletvekillerinin onurlu insanlar olduğunu kanıtlayan bu ifadelere bakılırsa pazarlığın hala daha sürmesinden ne anlamak gerekiyor?

Onurları varsa tezkereyi bir tarafa bırakın AKP’nin pazarlığı sürdürmesi nedeniyle güven oyu alması tehlikeye girmeli değil mi?

Türkiye’nin en pazarlıkçı insanları hükümet oldular. Ağızlarından demokrasi, insan hakları ve sivilleşmeyi düşürmediler ve devşirme bir gurupla seçimi kazandılar ama insan hakları hakkında attıkları adımlar hep kozmetik kaldı. Kim bunlara inandı ise yarı yolda kaldı. Gerginlik yaratmayacağız diyerek zülüfü yare dokunmadan eski hamamı yeni tellaklarla işletmeye başladılar.

Kıbrıslılar’ı da kazıkladılar.

Erdoğan’ı ziyaretlerinde çözüm olmazsa göç olur, insansız bir ülkeyi savunma iddiası anlamsız olur diyen BMBP heyetine “dert edinmeyin bizde insan çok, hemen göndeririz” diyen Erdoğan, hala Annan planı masada, Lahey’de gelinen noktanın bir tıkanmaya dönüşmemesi gerektiğinden bahsedebiliyor. Anlaşılan Amerika ile sürdürdükleri pazarlığı sürdürecek muhatap arıyor. Şimdi umutlanan olsa kabuledilebilir bir öneri yapacaklar ve inanadırıcı olacaklar mı? Annan şayet ciddi bir arzu olursa ve çözüm olacağına kani olabilirsem yardıma gelirim dediydi. Annan’a Erdoğan hazırmış demeye cesaret edebilir miyiz?

Erdoğan pazarlığı sürdürmek istiyor ama müşteri dükkanı terk etti. Kiminle pazarlık edeceksin ya halıcı.

Ben hiçbir zaman pazarlık yapamadım. Bana bir fiyat söyleyene “biraz tenzilat yapamaz mısınız” desem adama yalvarmış olacağım diye utanırım, daha düşük fiyat teklif etsem adama “beni kazıklamaya çalışıyorsun” demiş olmaktan çekinirim.

Kıbrıslı yüksek fiyat söyleyip de indirmekle güvensizlik yaratacağını düşünerek pazarlık yapmaktan kaçınırdı. Türkiyeliler gelmeye başlayınca tüccarın “bunlar başka mal. Pazarlık isterler, asabımızı bozarlar” diye şikayet ederlerdi. Türkiyeliler de Kıbrıslı tüccardan şikayetçi idi. Onlara göre fiyat indirimi yapmayıp bozuk attıkları için saygısızdılar.

Pazarlık yaparak Amerika para verirse Irak’a asker geçirebilir demek bunlara çok yakışıyor.

İşin ilginç bir yanı var. Batı’da düello yapılırdı. Onurunu korumak isteyen silaha sarılır ve tanıklar önünde döğüşürlerdi. Doğu’da düello geleneği olmadı. Nedeni olmalı. Filmlerde de romanlarda da Batılı kahramanlar tek başlarına işlerini görürler. Çin filmleri karatecileri, Kunkfucuları tanıtmaya başlayınca gördük ki kahramanlar yanlarına başkalarını da alarak hasımlarını dövüyorlardı. Batı’da kahramanlar tuzak kurmazlar. Doğu’da kahramanlar güzel tuzak kurmakla övünürler. Amerikalı’nın Türkiyeli ile pazarlığını düşünmek onun için hayli ilginç oluyor.

Stratejik müttefikinin ne mal olduğunu yakından görmüş oluyorlar. Amerikalı’nın en kötüsü Irak’a saldırmaya hazırlanırken, Türkiyeli’nin takiyye şampiyonlarıyle işbirliği yapıyorlar. Yarın en kötü Amerikalı yerine diğerleri gelince ilişkileri ne olur merak ediyorum.

Saddam belasını buluyor. Dinsizin hakkından imansız gelir sözü bakalım başımıza ne getirecek? Cemiyeti Akvam’ın maskara edilmesini anlatan tarihi kesiti bir daha okumakta yarar var.


Alpay Durduran|Ana Sayfa