Serazat, 26 Mart 2002
Alpay Durduran
FETHEDİLEN TOPRAKLAR KUTSAL OLURMUŞ
FETHEDİLEN TOPRAKLAR KUTSAL OLURMUŞ
Sivil askeri bir yığın büyük adam gördüm silahla alınan kalemle verilmez diyen... Neyse ki fütuhatın geçerli olduğu (ama iyi değildi) zamanın geride kaldığını sölyeyen Türkiyeliler de gördüm de o kadar dehşete düşmüyorum: İnsanlık için umut hala var demektir. Ama nedense fetih olmasın diyenler güç sahibi değildi, kalemle verilmez deyip “aldığım pahasına” demeyi hatırladığı için övünerek kan dökülmesini isteyenler güç sahibi idiler.
Adamı kapıcı yapan, kral olur derler. O tipler zaman içinde kendilerini akıllı, özel, yetenekli ve mevkii için vaz geçilmez sanmaya bile başlar. Onun için mevkii uygun olunca kalemle vermezler sınıfına hemen dahil olurlar. Güç odaklarında başkalarını bulmak mümkün olsa bile onlar da mevkie yakışan budur deyip “kalemle verilmez, agam” demeye başlarlar.
Halbuki artık aralarında savaş yapmaları dünyayı yok edecek kadar tahripkar olabileceği için olanaksız olan devletler varken fetihten bahsetmek olanaksız oldu. Geriye sadece ibr kere tuttun mu geir vermeyebilirsin çünkü savaşın nerede başlayıp nerede biteceği kestirilemediğinden ötürü büyük güçler savaşı önlemeye kararlıdırlar ve geri almak isteyene mani olurlar. Yani istirdat da yasaktır.
Kıbrıs’ta kimse uyumuyordu kitabının yazarı TMT’nin kurucularından bir asker KİP yani kıbrıs işleri biriminin anlamının Kıbrıs İstirdatı Planı olduğunu yazdı. Demek ki TMT bir savunma iddiasına dayanıyorsaydı da KİP yani kıbrıs işleri biriminin anlamının Kıbrıs İstirdatı Planı olduğunu yazdı. Demek ki TMT bir savunma iddiasına dayanıyorsaydı Türkiye hükümeti ve arkasındaki sivil ve askeri bürokrasi Kıbrıs’ı kaybedilmiş Osmanlı toprağı sayarak geri almak için hareket etmiş. Bunun Kıbrıs’ta da önderlik tarafından savunulduğunu ve ikinci adam Osman Örek’in ölünceye kadar istirdat hakkını savunduğunu biliyoruz.
İstirdat bir suçtur. İstirdat suçu devletlerin hepsini tedirgin eden, Türkiye’yi de Suriye ve saire karşısında kuşkulu yapan bir şeydir. Ama istirdatçılık “irridentizm” Türkiye’de iktidardadır ve okullarda eğitim müfredatında bulunmakta yani çocuklarımız bununla eğitilmektedir. Tabii asker ve polis eğitim kuruluşlarında da istirdat eğitimi yapılmaktadır.
Kim hangi andlaşmaya imza atmışsa atmış, istirdatın yasaklanmasını kararlaştırmış da olsa Türkiye istirdatın bir kutsal ödev olduğu ile eğitilen militan bir geçlik yetiştirmeye çalışmakta, eskiyenleri de iktidara katılmaktadır.
Bu kafayla Kıbrıs’a ülkenin ve devletin bütünlüğünü ve anayal nizamının korunmasını garanti etmişse etmiştir. Hepsi sadece istirdat için kullanılacak fırsatları yaratmaya kullanılmışsa hayret edilemez. İsterlerse, yerine göre anayasal nizamın geri getirilmesinin Rum’un akıllanmamasına bağlı oldunu iddia ederler ama bunlar yalnız ve ancak propagandadır. Kendi yapacaklarını yapabilmek için mazeret olsun diye konuşulmaktadır; öyle olsa da olmasa da fark etmez.
Ancak istirdat kafası taşıyanlar genellikle geri ülkelerdirler. İleri gidip de istirdat peşinde koşabilme lüksü artık kalmadı. İleri ülkelerin bu yola düşmesi kısa zamanda dünya savaşına tırmanabilir ve onlar da biz de yokoluruz. Onun için bu lüks bizimkilere kaldı.
Geri ülke ise her zaman güçlülerin ne düşündüğünü bilmek ve çizmeyi aşmamak ihtiyacını hisseder. O yüzden hep enselerinden geriye bakarak iş becerirler. Başlarına istirdat belasını sararlarsa gelişemezler ve hep eke güne muhtaç olurlar. Komşularıyla kavgalı kalırlar ve büyük ordu beslerler. O ordu da rahat durmaz demokrasiyi engeller ve yolsuzluklara engel olacak şeffaflığa meydan vermez. Hepsinin ortak özellikleri budur.
Türkiye, geri kalmışlık çıkmazını aşacak fırsatı yakaladı. Kendilğinden asla yapamayacağı reformlar yapmaya başladı çünkü AB üyesi olmaya karar verdi. Verdi ama bir ayağı hala Osmanlı fütuhatında takılı kaldı. Budan vaz geçmezse adım attrımazlar. Nasıl üye yapsınlar istirdatçıyı. Balkanlar’ı Brindizi’yi Viyana’yı isterse neler düşünür ki, neler yapar ki diye konuşsak “vaz geçin yahu! Öyle şey mi var” diyeceklerdir ama esası dış politikadaki ortaklığı nasıl kullanacaklarıdır.
Herneyse Kıbrıs’ta kendini Osmanlı’nın varisi sayanlar AB üyesi olamazlar. Vazgeçmezlerse Kıbrıs sorunu azarak devam eder ve Türkiye’nin seçeneklerini tüketir. Yalnız bizi değil. Kıbrıs’ı Kıbrıslılar’a yani esas sahiplerine bırakmak ve bana babamdan mirastır dememek şarttır. Günü geldi, şart yerine gelmelidir.