Serazat, 17 Nisan 2002
Alpay Durduran
BİR ADA YALNIZLIKTAN ÜŞÜMÜŞ
Bundan yıllar ıyllar önce Beyoğlu’nda bir sergi düzenlemiştik. Başkanı olduğun Kıbrıs Türk Talebe Cemiyeti olarak... Orada banttan şiirler okunurdu. Acıklı milli şiirlerdi. Birisinde şair “bir ada yalnızlıktan üşümüş” diyerek yalnızlığın acısını dile getirirdi. Şimdi kalabalıktan şikayet ederiz ama konum o değil. Bu yalnız daha kapsamlı bir yalnızlık. Liderlerimiz dedikleri de bizi terk ettiği için yabancılar da toplum olarak bizi yalnız bıraktılar. Tabii insan olarak da yalnız kaldığımızı söylemek istemiyorum. Her insanın himaye görmesi çağımızın ihtirasıdır ve giderek güçlenmektedir, daha da güçlenmesi için çalışmalıyız.
Bu yalnızlık, toplum oalrak yalnızlıktır. Kim ne derse desin, Kıbrıslı Türkler bir toplumdurlar. Birbirlerine yakınlık gösterirler ve özellikleri vardır ki korumaya değer. Bu varlık siyasi bakımdan da bölge barışına katkıda bulunuyor ki herkes saygı duysun duymasın tanıyor ve kıbrıs Türk oplumu olarak hitap ediyor.
Son olarak da İngiltere’den hammay ve hain geldiler ve bize adımızla hitap edip gelin Kıbrıs sorununu çözün ve AB gibi bir dev ekonomik topluluğun bundan sonraki 20 yılda neler yapması, nasıl gelişmesi gerektiği konusundaki çalışmalara katılın dediler. Rum toplumu katılmıştı, bizi de dvet ediyorlardı. ABD ve Japonya gibi iki büyük ekonominin toplamından da fazla bir ekonomi ve nüfus için katılımımızı dile getirdiler.
Bu büyük vizyonu düşünürken, evimizde ne liderimizin ne de hükümetimizin, hatta büyük partilerimizin varlığımızı tanımadıklarını, bizi habelkader ( kaderin bir cilvesi olarak) Kıbrıs’a gelmiş ibr avuç Türk olarak kabul ettiklerini hatırlayınca ne büyük bir ihanetle karşı karşıya kaldığımıza şaştım. Bir nasıl oluyor da bu hainlere oy verebiliyoruz, oy verdikten sonra varlığımızı kabul etmelerini ve ona göre davranmalarını sağlayamıyoruz, anlaşılır gibi değil!
Dünyanın büyük güçleri bizi tanıyorlar ve bize misyon atfediyorlar, bizse aciz varlık gibi meskenet içinde boynu eğik yaşıyoruz.
Acizliğimiz o boyutta ki geleceğimize sahip çıkmamız için güzel sözler söyleyenler de aslında bir halt etmeyeceğimizi biliyorlar. Onun için Hannay “bekliyeceksiniz” derken acizliğimizi yüzümüze vuruyordu.
Hepiciğimiz Filistin sorunu ile ilgili konuşur ve Amerika’nın neler yapacğını Amerika’dan eyi bildiğimizi göstermeye gayret ederken Silihtar’da oturan liderliğini Türkiye’nin memurluğu haline getiren adama söz geçiremememize yorum getiremiyoruz. Amerika’ya ne yapacağımızı bilmediğimiz gibi ona da bilemiyoruz.
Bir avuç olduğumuzu biliyoruz ama siyasi durum nedeniyle etkimiz oluyor. Biz istesek dünya bizi destekleyecek ama bizim istememiz yani mademki toplumuz liderliimizin istemesini sağlamamız gerekir. Liderlik istemeden biz istiyoruz deyip de yabancıların isteklerini gerçekleştirmeleri olanaksız. Çünkü bu istekler sadece siyasi yani barışçı (!) yönlemlerle isteniyor. Liderlik de istese engelleyecek olana konuşma hakkın yok dediğinde etkili olur da liderlik istemez hatta tersini savunursa etkisi azalır. Bir de örneğin zorlama olursa Filistin’e veya Bosna’ya döner derse ve liderlik insanları polis gücü ile askere alıp mevziye sürebilecek etkinlikte ise bizi niye dinlesinler.
Kısacası Ledra Pals’ta ve daha önce de British High Commission’da yalnızlığı hissettim. Avrupalılar Kıbrıs’ın çözüm olmadan da üyeliği yolunu açtılar, Türkiye’ye de kendi kendine ve AB amaçlarına zarar vermemesi için üyelik takvimini verecekler; bize de bekleyin diyorlar. Biliyorlar, zamanın bizi eritmekte olduğunu ama gene de bekleyin dediler çünkü bize aldıran yok. Kendine aldırmayana İngiliz niye aldırsın, Alman niye aldırsın. Sadece insanlara hamisiz kalmama hakkına dayanarak Angola’daki kadar bir ilgi bekleyebilirsin değil mi?
Ben yalnızlığı derinden hissettim. Hem de Kıbrıslı Türk isyasi parti temsilcilerinin de Türkiye’ye takvim veriyorlar diye sevinmelerine bakınca evimin içinde de ylnızlığı hissettim. Mümtaz Soysal, siz AB’ye girip ihya olacaksınız da bize ne (?) biz ne kazanacağız diye sorabiliyordu ama benimkiler biz ne olacağız demediler. Hele o TKP’liler? AB dediklerine gelmiş de takvim vermiş diye gözleri pırıl pırıl konuşmazlar mı, yalnızlıktan üşüdüm.
Şimdi ya Abd falan da devreye girip bir çözümü sağlayacaklar yoksa bekleyeceğiz Türkiye AB yolunda ilerlesin de taşıyamayacak kadar Kıbrıs yükü ağırlaşınce bizi seperlesin.
Ne yapalım. Gene de iyi ama beni göçler düşündürüyor. Kaç kişi kalacağız o zamana kadar, kimler iflas edip acı çekecek ve saire... İyiliği de şu: O zaman abuk sabuk ibr federasyon da değil adam gibi bir demokratik devlet olacak ve 60 anayasasının islahıyle yetinilicek, herkes de evine dönerek adalet tam yerine gelecek. Uyuduruk bir federasyonla hala daha Türkiye’nin sultasına açık bir yapı olasılığı ortadan kalkacak.