Serazat, 1 Nisan 2003
Alpay Durduran
SOYUTLAMA İNSANCADIR
SOYUTLAMA İNSANCADIR
Mısır piramitlerini gezerken 5-6 000 yıllık resimleri seyrettim. Bu insan hatta erkek dediğim şekiller aslında bir birine benzeyen şekillerdi ama ben görür gürmez anlıyordum. Kalemle çizilmiş, perspektif çok çok az, renkler tek. Ama gene de ben anlıyordum. Hareketleri izleyen insanlar onlardan hikayeler çıkarıyor ve o zamanın yaşamını tanımlıyorlardı. Donuk ama harika şeylerdi. Çıkarılan bilgiler de muhteşemdi.
İnsan aklının sanatı yaratması, bilimle uğraşabilmesi ya da dinsel ideolojilere inanması nasıl mümkün olabildi diye soruyor bir Steven Mithen adlı arkeolog, ben de düşünüyorum ve soruyorum acaba Neanderthal ve H.S.Sapiens arasındaki farkı da belirleyen bu özellikleri yazarken bir ateist miydi? Çünkü insan bilime kendini verirken aklın yolunu izlemekte sonra ise kiliseye gidip dua etmekte de olabilir. İnsan aklı sanatı yaratırken onun izlerini bıraktığı için sanatın ne zaman başladığını tarihlemektedir, sonra bilim ve daha sonra din geliyor, onların da izlerini saptıyor ve mezara konan şeylerden, işe yaramadığı halde önem verilen nesnelerden yola çıkarak tarihliyor. Öyleyse deyip de insan depreme neden artarken soyutluyor ve bir dağı tanini bir nesneye sürünce iyi olacğına inanıyor ve saire ve din fikrine ulaşıyor. Atatürk’ün dediği gibi tanrıyı soyutlama yeteneği olan H.S.Sapiens yaratıyor. Tanrı onu değil.
Neyse konu o değil. İnsan soyutlayıp kurallar, genellemeler ve sonunda bilim yaratıyor. Ama soyutlama demek insanı Mısırlı sanatçı gibi tek gözlü, iki sol ayaklı, iki boyutlu gibi basitleştirme demektir. Leonardo’nun Mona Lisa’sı bile bir soyutlamadır. Gerçekten uzaktır. Bilime gelince insan soyutlamalarla işe başlayıp sonuçlar çıkarmaya başlıyor. O zaman şunu sormak gerek bir karar alma sürecinde de ayni soyutlamaları yaptığımıza göre acaba basitleştirirken dikkatten uzak tuttuğumuz şeylerin etkisi nedir. Bunu yanıtlamazsak tam bir mümin gibi hareket etmiş oluruz. Mümin burada işaret ettiğim şeyi bile yanıtlayamaz. Şüphe Allah’ı inkar anlamındadır. Soru sorarsanız şüphe dersiniz demktir. Onun için çoğu sorulara “töbe töbe” deyip yanıt vermek değil aklına bile getirmek istemez.
Bir insan yabancı bir dilde ezberlediği bir ifadeyi söyledi diye başarı kazanacağına veya dertten kurtulacağına inanırsa o insan nasıl aklını kullanabilir? O artık sınırlı bir düşünme alanına kendini hapsetmiştir. Buna muvaffak olan birisi acaba buna rağmen dinle ilgili olmayan bir konuda tamam düşünebilir mi? Düşünmediği şeyler nedeniyle tembelleştirilen beyin serbest hareket etmeyi de unutmaz mı? Özgür düşünme kontrol edilemez, beynimiz düşünmeye başladı mı önünü alamazsınız, rüyalarda bile akar gider. Mümin sadece kendini bazı şeyleri düşünmemeye alıştırmak ister ama beyni gene düşünür, onun için özel bir yetenek geliştirmek zorundadır. Kendi kendine sınırlar koyarak, beyni yanlış dese de o beynini yolundan çıkarır. Bu beyne zarar verir onun için mümin artık heme tanınacak kadar dar görüşlü olur. Topalı görür görmez nasıl tanırsanız mümini de tanırsınız.
Agnostikler, bir Allah vardır deyip beyinlerini özgürleştirecek şekilde iyilik yapan mümindir derler. Onların beyinlerinde sakatlık yoktur. Laiklik bunlara yaraşan bir şeydir ve çare olmuştur. Allah’ı reddedip cennetsiz bir yaşamın yükünden kurtulmaları da kendilerine iyi gelmiştir.
Mümin işe dar görüşlülükle maluldur ve öyle gider. Karar üretme süreçlerini hep yarıda bırakır ve kendine inancı ileri gitmesini engeller. Takiyye de işlerine gelir. Sıkıştı mı ve anlayamadın mı diye sorulan soruları yanıtlamakta güçlük doğunca “ne yapalım mazeretim vardı” demek güzel gelir.
Kıbrıs sorunu bunlardan bir tanesidir. Takiyye yapmakla suçlanıyorlar ama takiyye böyle bir mazeret değilse nasıl olur da ta Amerika’dan dışişleri bakanı gelip de hatırlatmasa Kıbrıs’ı hatırlamazlar? Powel’in gelişi öncesine hazırlanırken Kıbrıs için yaptıkları hala AB ne karışıyor şeklinde idi. Öncelikli sorunlar içinde Kıbrıs’ı çözmezlerse AB hikaye olacak. Fakat ABD bize kafi diye konuşuyorlar. Gelen ise ABD dışişleri bakanı.
Erdoğan’ı izliyorum. Teori ve pratik yorumu yapıyor. İç ve dış borçlara çare diye bağışları konuşuyorlar ya eski borçlar deyip üretilecek kaynaklar bulmak zorundayız dedi. Sonra sadece kelimeleri sıraladı. Ama güveni asla sarsılmadı. Mümin bu.