Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 9 Nisan 2002
Alpay Durduran

ÇÖZÜM HAVADA

ÇÖZÜM HAVADA

Verheugen, Akropolis’te imzalamayı hayal edermiş. Bu sözlere bakıldığında hemen hayal eden kişinin Yunan olmadığını, ama Yunan’dan Yunancı olduğunu ve bu iddiayı yapanın da Yunan olmadığını, ama Yunan düşmanı olduğunu anlayabilirsiniz. Söyleyenin sinir olduğunu da anlayabilirsiniz.

Neden sinir? Bertrand Russel bir kitabında insanlar konuşurken sinirlenirlerse genel olarak denebilir ki iddialarının zayıf olduğunu anlamış ama kendi kendilerine itiraf edememişlerdir. Yani iddasına inancını yitirse ve bunun bilincinde olsa sureta sinirleniyormuş görünecek ve karşısındakileri öfkeyle susturmaya çalışacak ama kendine itiraf edemeden hissetmişse gerçekten sinirlenecektir.

Bu lafı eden Denktaş’tır bilindiği gibi. Acaba Denktaş bu lafı bu sinirli halle söylediğine göre siniri sahte mi, gerçek mi? Anlaşılıyor değil. Ancak neticede Denktaş ya hissetmiştir ya da ilerde hissedecektir ve elindeki iddia zayıftır. Ayak patırtısına verilecek yanıt da artık bilinmektedir. AB bugüne kadar ayak patırtılarına yanıt vererek huyunu göstermiştir.

Denktaş’ın Türkiye’den aldığı talimat bellidir. Bir kere Kıbrıs, çözümden önce AB’ye girmemelidir çünkü girerse çözüm dayatması çok ağırlaşacaktır. Muhtemelen çözümü engelleyerek Kıbrıs’ın AB’ye girişi engellenebilir sanıldığı için 1990’ları atıp tutmak için uygun görüyorlardı. Ama ansızın “kimsenin AB’ye üye olacak ülkeleri veto etmeye hakkı olamaz” diye söylenen sözlerin yönünde bir değişiklik oldu ve “Kıbrıs çözüm olmadan da üye olabilir” politkası saptandı. Bu politika Türkiye’ye de imzalatıldı ama imzaya sadakat diye bir şey olmadığı için bu da bir santaj olarak algılanmaya devam edildi.

Bu arada Türkiye’nin üye olmadığı bir örgüte Kıbrıs’ın üye olamayacağı iddiası da ileri sürülerek Kıbrıs çözüm olsa da Türkiye’yi beklemelidir denildi. Bunun anlamı da Kıbrıs’ın AB üyeliğini engellemek. Başka birşey değil.

Bunlar Türkiye yönetiminin Kıbrıs’ın çözümüne karşı olduğunu, çözümü ileri sürerek Kıbrıs’ın AB üyeliğini de engellemek istediklerini, anlatıyor. Ama bunu söylemeye dilleri varmıyor. AB üyeliğini kaçırma korkusundan değil, çünkü AB korkusu daha ortaya çıkmadan da söyleyemiyorlardı. Korku ayni zamanda ABD ve BM etkisi olarak da devrede idi. Bir yandan olmadık işler teklif ediyorlar, bir yandan da anlaşma olmadığı için en çok zarar gören taraf olduklarını söyleyip mazeret arıyorlar. Bu da korktuklarını gösterir. Herhalde korkmasalardı sadece uzaktan Rumlar’la alay etmekle yetinirler, Kıbrıs’a da bir kaymakam yollayıp bizi bastırırlardı.

Ancak korku onları masanın çevresinde tutuyorsa da bugüne kadar çözüme yaklaştırmadı. Durum rehine alan birisinin haline benziyor. Dünya ne saldırıp elinden rehineyi alabiliyor, ne de istediklerini yapabiliyor. Aldın yanına kalsın dese, ardından AB üyeliğini de isteyecek. Verebilirler mi? Rum ve Yunanlılar’ı kim nasıl teskin edecek? Her vesileyle baskı yaratmaya çalışmayacaklar mı? Bu yüzden Türkiye beklediğini alamıyacak.

De Soto bir iyi niyetli uyarı yapayım dedi, Denktaş ağzına girdi. Ver Heugen ve BM Güvenlik Konseyi başkanı Haziran’da buyurun çözün demiş diye de adamları tehdit etti ve böyle baskılarla görüşmeyi kabul edemem dedi.

Görüşmem diyenin eli kolu serbestse ve biileri Haziran’a kadar bitirin dedi diye masadan kaçabilecekse bırakın gitsin. Öyle adamdan hayır gelmez.

Ama öyle diyeceklerine “de Soto, kendisinin taraflara baskı yapma şansının olmadığını ifade ederek sözünü geri aldığına göre” aman kaçmasın diyorlar. Yani onlar da sırf görüşme olsun diye görüşülmesini istiyorlar. Klerides de arada masaya boşu boşuna saplanmış kalmış oluyor.

Bu, çözümün ertelenmesine ses çıkarmadan, bela çıkmasından kaçınarak, ortamın değişerek kimsenin sorumlu tutulamayacağı gelişmelerin ağırlığı altında Türkiye’nin yolu açmasını sağlama planıdır. Kimse İngiltere Türkiye’nin elini büktü diye kızamayacak ama elde de hayır kalmayacak, Alamanya da öyle gerisi de...

Nereden baksanız Türkiye’nin Kıbrıs sorununu çözümeye karar vermediğini anlyorsunuz. Ama kaçamıyor da... Masanın etrafında dolanıp duruyor. Halbuki ortam kayıyor. Kıbrıs AB üyesi olacak ve Türkiye üye olmaya hazır olduğu gün Kıbrıs’tan çıkıp gidecek. Giderken kaç Kıbrıslı Türk’ün hala Kıbrıs’ta yaşadığını ise hiç önemsemiyor. Çıkmazsa ilelebet BM ile kavgalı olamaz ya bir başka köşe başında yakalandığı anda gene çözüm olacak, kaybolan yıllar yanlarına kalacak. Unutmamalı ki Doğu Timor’da da bölgenin üsper gücü Endonezya, İMF baskısından boyun eğince kurtulmuştu. Kıbrıs da kurtulacak. Bize çektirdikleri yüzünden Kıbrıslı Türkler’in suratına nasıl bakmaya devam edeceklerini merak ederim doğrusu.

Hele o Quislingler nasıl halk içinde gezecekler. UBP’yi bile tehdit eden o lejyonerler kime nasıl yağdanlık olacaklar.

Ustaları aklını AB ile bozdu ama Kıbrıs, o istese de istemese de AB üyesi olacak. Kıbrıslı Türkler şimdilik dışarda kalacaklar ama kan da akmayacak. Klerides’e kan akacak diye göz dağı vermeye kalmışsa da inandırıcı olamadı. Hernekadar belli olmaz ve kan akıtmaya da kalkabilirler diye ihtimal vermek gerekir ama bu AB’li kanı değil gene bizim ve Rumlar’ın kanı olacak ve o kanda biz boğulacağız. İftihar etsinler. Lejyonerler de arada gidecek değil mi...


Alpay Durduran|Ana Sayfa