Serazat, 16 Mayis 2002
Alpay Durduran
AÇIK TOPLUM
AÇIK TOPLUM
Yerel seçimler dolayısıyle partiler dikkat çekecek sloganlar arıyorlar. CTP bir tane buldu. Açık Toplum deyimini belediye başkanlarını tanıtan ilanlarda tekrarlanmaya başladı.
Sosyolog Kudret Atay buna taktı. Gazetelere bir makale göndererek bunu irdeledi.
Kudret bu tanımı öğenmiş. CTP bunu uydurmuş olmalı ki söyledikleri ile belediye başkanlarının ilanları arasında ilgi yok. Onun için makalede açık toplumun içerdiği kurumlara değinilerek CTP zeril edildi.
Bu ilk kez olmuyor. Slogan arama sonunda bu durumlara yol açıyor. Tanım ile ifade edilmek istenenin kendilerine ait bir şey olduğunu başkalarının aynı kelimelerle başka tanımlar yapabileceğini dolayısıyle kendi tanımlarını iyice yapmadan o tanımı kullanmalarını yanlış olduğunu öğrenemediler. Tuzak kurup içine düşüyorlar. Ondan sonra da tevil etmek için uğraşıyorlar.
Bunları ciddiye alıp da eleştirmek gerekir mi diye tereddüt ederim, hep. Kudret tereddüt etmedi. Nedenini kendi bilir, yorumu bize ait.
İnsanlarımızın esas zaafı kuvvetli icraya inanmalarıdır. Bu maalesef kültürümüzün bir parçasıdır. Kim bir posta oturursa eline üyük güç ve tabii sorumluluk geçtiğini sanır ve dilediğini yapmaya kalkar. Ne yazık ki bu bir kültür sorunu olduğu için başkaları da ondan bunu bekler.
Basit örnekler vereyim. Yasayla birisine görev ve yatki verilir ama bir bakan kendisine telefon açar ve o konuda emir verirse dinler. Ona bu benim yetki alanıma girer demez. Bazan bana yazılı verin diyen olursa da bu yetmez. Herşeyin üstünde yasa varsa bakanı dinlememesi gerektiğini unutur. Bakanı kendi amiri görür ve boyun eğer. Tabii kendi bakan olursa o da aynı müdahaleyi yapar.
Birinci zaaf bu hiyerarşiye boyun eğme anlayışıdır. Bunun hiyerarşide üstün olan daha fazla para alır kafsı da destekler.
Bu anlayışlar hukuk devletini olanaksız kılar. Nitekim hukuk devletini haklar devleti gibi ifade edip durmamızdan da bellidir.
Hukuk devleti olamayınca açık toplum da olmaz. Çünkü ikinci zaafımız herşeyi iktidara atfetmemizde ve değişince her şeyin de değişeceğini ummamızdadır. Onun için değil mi ki giden geleni aratır, onu da denedik olmadı gibi deyişleri hep kullanırız. Halbuki iktidar sorumluluğu daha genel ve “öyle bir sistem kurmalı idiniz ki böyle şeyler olamasın” gibi dolaylı sorumluluktur. Çünkü çağdaş devlette halk-parti-milletvekili-hükümet zincirinin kapsadığı yetki ve tabii fonksiyon alanı dardır.
Ecevit, kurulan BDDK ve saireyle hükümetin yetkisizleştiğini ve olaylara seyirci duruma düştüğünü söyler ve şikayet ederken bu dar yetki alanına sığamadığını gösteriyordu. Kültürümüz maalesef bunu hazmetmemize engel çıkarıyor.
Ama çağdaş devleti sadece halk-parti-milletvekili-hükümet dizgesinin içine hapsedemez. Çünkü bu dizgede çok partililik olsa bile çoğunluk partisi egemen olur ve ancak çoğunluk diktasına yol açar. Oligarşinin tunç kanunu da iktidar partisinin sürekli kendi seçmenini yaratmasını veya bölünüp yein partiler doğurup onlar aracılığı ile yani kopyaları ile kendi iktidarını sürdürmesini olanaklı kılar. Azınlıkların (siyasi azınlıklar) sözlerini etki yaptığı çok merkezli, çok yetki paylaşımlı, basık piramitli ve çok piramitli bir düzen ancak çağdaş devletin gereklerini karşılayabilir. Demokrasi ancak o zaman idealine yanaşabilir ve açık toplumdan bahsedilebilir.
Seçimden bir milletvekkili fazla çıkarıp da hükümet kuranın her şeyi yeniden belirleme hakkı ve olanağı olursa ona demokrasi denilmez. Muhalefet şekli hale döner (bizdeki gibi) denetim olanağı kalmaz. Toplumun örgütleri iktidar partisini etkileyebilecekleri kadar değer kazanırlar ve iktidar partisi örgütleri oyuncak etmeye kalkar.
Bizim halimize bakalım. Hükümet örgütler kurdurup beslemiyor mu? Anayasaya rağmen menfaat sağlayıp haksız rekabet yaratıp bir derneğe üye olmayı zorlamıyor mu? Son UHH örneği bunu anlatmıyor mu?
Açık toplum bunları önemseyip sahip çıkan bir tanım. Bunun CTP’nin belediye başkanları ile bir ilgisi yok, açıklamaları ile de ilgisi yok ama bizim için çok önemli. Ne zaman seçildik diye insanların haklarıyla oynama hakkı kazanmadığımızı öğreneceğiz ile ilgilidir. Maalesef bu kültür o kadar ileri ki mahkemede de kişi kendini savunamaz çünkü yargımız da ayni kültürden etkilenmiş durumda.