Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 30 Mayis 2002
Alpay Durduran

TRAFİK CANAVARI DEVLET

TRAFİK CANAVARI DEVLET

Geçen ay Rasıh bir yazı yazarak trafik için gene uyarıda bulundu. Önkabulü gene tarfik için yayayı veya sürücüyü suçlamanın yararsızlığı idi. Haklıdır tabii. Trafik reformu yapan ve halen dünyada en başarılı reform olarak kabul edilen İngiltere’de hükümet Halkı eğitmek gerek deyip de sarhoş araba kullanan veya hız meraklılarını suçlamakla yetinmediğine göre biz de reform yapmalı ve hepimiz suçluyuz gibi laflarla yetinmemeliyiz.

Rasıh’ın yazısını okuyan bir trafik müfettiş emeklisi bir yazı ile trafik polisini suçlamalardan arındırmak arzusu ile gene hız meraklılarına ve sarhoşlara değindi. Ama verdiği örneklerin hepsi doğru ve suçlamalarının haklı olduğu tek tek görülse de gerçeği tamam yansıtmadığı aşıkardır. Mesela trafik polisi suçsuz değildir. Daha doğrusu kaliteli değildir. Meclis’te trafik müdürünün katıldığı bir komite toplantısında “ellilerin polisi kalmadı, düdük senfonisi çeken polisler garip el kol hareketleri ile, trafik ışıklarının önünde pandomim yapıyorlar hatta daha ötesine de gidip hoparlörlerle bağırıp çağırıyorlar” dedim, ellilerin polisinin kalmadığını şimdikilerin ancak böyle idare edebileceklerini hoş görmemiz gerektiğini söyledi. Yani müfettişin amiri benimle polisin kalitesinin düştüğü konusunda hem fikir oldu.

Polis personel olarak da kalite yitirdi, araç gereç olarak da yani araba sayısında değil ama eğitimle beraber kullanılacak mevzuat bakımından da yol çizimi ve yol kalitesi bakımından da ki bunlar araçlarıdır gerilere gitti. Mesela bir zamanların kabartma, kaliteli ve uzun ömürlü trafik levhaları yerine yağ tenekelerinin kapakları kesilip de yapılmış gibi kısa zamanda rengini ve şeklini yitiren levhalar geldi. Bazılarını sökme zahmetine de katlanılmadı, duvarlarda erimeye terk edildi.

Mevzuat da havada kaldı. Boru (Klaksiyon demeyenlere artık kızarlarmış. İstanbul şeherlisi gibi konuşmak artık Lefkoşa şeherlisine de gerimizi de borç oldu) çalma yasağı kayboldu, trafiği denetleme görevlerinin bölüşümü de hikaye oldu. Mesela yollarda büyük oranda asfaltlama var. Yollarda işaret falan kalmadı, bazı yollar kesilir , uyarı yoktur. Bazı rampalar yok oldu, önceliğin kimde olduğu belirsizleşti. Bilban’ın yanındaki kavşakta o kadar çok kaza olurdu ki bir ecza dolabı yapmış yaralılara tedaviye başlamıştım. Nihayet uyara uyara işe yaradı mı bilemem, rampalar yapılmıştı. Tali yoldan gelen yavaşlamazsa sıçraya sıçraya yavaşlamaya mecbur edilirdi. Şimdi rampa da yok öncelik çizgisi de. Kazalardan polis sorumlu olacak mı? Polise ne demeyin ama deyin de... Polis yol onarım çalışmalarında sorumludur. Gezip bakacak, yolu kesme izni verecek, uygulamasını denetleyecek ve tabii sonunda trafiğe açıldığında uygun işaretlerle açılmasının gözetimini yapacak, yoksa kendi önlem alacak. Bunlar açıkça polislere anlatılmalı ve sonra bu görevler için görevlendirme yapılmalıdır. Bunlar olmazsa tek tek polis memurları suçlanamaz ama polis suçlanır, polisin amirleri de polise öncelikelere uygun görev taksimi yaptırmadığı için suçlanır.

Halkı eğitelim demek yetmez. Türkler halkı eğitmeye çok meraklıdırlar ama onlar da halkın içindedirler yani kendileri eğitime muhtaçtırlar. Daha açığı kendileri eğitimi düşünürken devlet trafiği bir İngiliz gibi ele alıp düzenlerse kaza sayısının çok büyük ölçüde azaltabileceğini öğrenmelidir. Devletin hizmetleri hakkında eğitime muhtaçtır.

Onun için değil midir ki her iş boktan ama her devlet sektörü de sorumluluk almaz. Halk bilse devletin ne olması gerektiğini bizim köşede ilk kaza olunca gider belediyeyi de polisi de darma dağın ederdi.

Trafik canavarından bahsedilir. Şu yol yapım nedeniyle yollarda sürücülerin içlerine düştükleri durumları gördükçe tekrar emin oluyorum ki trafik canavarı devlettir, devlet amir ve dereceli memurlarıdır. Yani en çok parayı kazananlar ve en güvenceli olanlardır.


Alpay Durduran|Ana Sayfa