Serazat, 7 Mayis 2002
Alpay Durduran
İNANÇ DEĞİL KUŞKU
İNANÇ DEĞİL KUŞKU
Bugünlerde meşhur filozof ve matematikci ve mantıkcı Bertrand Russel’in Sorgulayan Denemeler adlı (Sceptical Essays) kitabını okuyorum. Pasaportuma işimi yazmaları gerekiyordu ama tabii herşeyi kafasının içinden bilen devlet memuru, hükümetten geçerek Meclis’e giden onanan ve on yıllardır uygulanan dolayısıyle uygulama denetiminden geçen ve güya uygulama sırasında ortaya çıkan aksaklıkları rapor etme görevi olan kurmay sınıfından rapor edilmiş olmalıydı ki meslek başka yapılan iş başkadır ve daha önceki pasaportta meslek varsa yenisinde kullanılmalıdır veya kimlikte bulunan yazılmalıdır. Zaten kimlikte yazılan artık değişmişse düzeltme yapılmalıdır. Ama benden git de makina mühendisi olduğuna dair belge getir denilerek belge istenince belge gerekmeyen bir meslek olarak politikacı mesleğini yazdırdım. Onun için pasaporunda politikacı yazılı belki de tek (ama daha da olmasına şaşmamalı) politikacı ben olduğuma göre Russel’in politika ve politikacı hakkında yazdıkları çok önemli.
“Düşünce özgürlüğü lehindeki temel sav, bütün inançlarımızın kuşku götürür olmasıdır...” sözü Russel’e ait. Politikacıya kuşku ile bakan filozof iki uzman sınıfından bahseder. Birisi politikacılar. Onlar görevleri halkın önemli bir kısmının kendilerine yararlı olduğuna inandıkları şeyleri saptamakmış Diğeri meslek memurları (Bürokrat uzmanlar, ekonomistler, etıbba vs). Onların görevleri halkın yararına olan şeyleri saptamakmış. Russel öyle diyor.
Biz politikacılar bu tanımı tam halk dalkavukluğunun (populizm) tanımı. Bense politikacının toplumu değiştirmek için çalışması gerektiğini, özellikle bizimki gibi geri ülkelerde halkın devlet hakkındaki düşüncelerini değiştirmeden kendisine yararlı işlerin yapılması olanaksızdır iddiasını hep tekrarladım. Onun için “halka ters düşmek” ile devamlı eleştirildim. Hala da eleştiriliyorum. O halde ben Russel’in tanımladığı cinsten politikacı değilim.
Gene de Russel politikacıların dikkat etmesi gereken hususları bir Mantık alimi olarak incelerken bize ışık tutar. “parti politikacılığının olduğu her yerde, bir politikacının çağrısı belli bir kesime, rakibinin çağrısı karşıt kesime yöneliktir” diyen Russel hemen ekliyor “bütün kesimlere ayni ölçüde çekici gelen önlemler öteki partilerce de benimsenebilecek; bu nedenle de parti-politikacısına bir yararı olmayacaktır”. Anlaşılıyor ki Russel mantık için soyutlayarak konuyu inceliyor onun için önlemler sınıfsal veya başka bir nitelikle tasnif edilerek ele alınmıyor. Ama ilginçtir vardığı bir sonuç şu: “Sonuçta politikacı bütün dikkatini, rakibini destekleyenlerin çekirdeğini oluşturan kesimin hoşlanmadığı önlemler üzerinde yoğunlaştırır” . Buna bakılırsa bizim politikacı Russel’in tanıdığı ve güvenilmez gördüğü politikacıdan da daha dalkavuktur. Çünkü bizimkiler rakibini destekleyen çekirdeğe de dikkatini vermekten vaz geçti. Herkesin hoşlanacağı şeyleri söylemek esas oldu.
İnsanlar İngiltere’de de olsa ayni şerbettendir. Aralarında sadece derece farkı olur. Ama bir araya gelip bir kamuoyu yani ortak bir beyin oluşturduklarında farklar ortaya çıkar. Ne yazık ki bir Kıbrıslılar politkacı da olsak başka meslekten de olsak konu uygulama noktasında değilse iyi değerlendirme yaparız ama ne zaman ki uygulanacak bir konudur o zaman başak nedenlerle yanlış değerlendirmeler yaparız.
Kentlerimiz bile bunu kanıtlar. Çok eski değil 1950’lerde, mesela, Lefkoşa surlar içinde yoğun biraz dışarı taşmış bir yerdi. Surların dışında tüm kavşaklar ve yollar yenidir, yerleşim yenidir. Utanılacak durum çünkü en çok kazanın olduğu yerler olan kavşaklar en çok üniversite mezununun bulunuduğu zamanda, kendine uzman dedirten kimselerin kararlarıyla oluşmuşturlar. Ani daralan, olmadık yönlere dönen bunalım içindeki yollar da hep yenidir. Plan çalışmaları gibi fevkalade renkli işlerden sonra ortaya çıkan sonucu islah etmek için yeni planlar için çalışmalar başladı, eskisinden farklı olacak değil. Bütün yapılacak olan sakatlıkları koruyucu önlemler getirmek olacak.
İstanbul’da köprü yapılırsa nüfus öyle artacak ki hemen ikincisi gerekecek, onu da yapınca üçüncüsü istenecek. Onun için önce şehrin gelişmesini denetleyecek önlemler alınsın sonra köprü düşünülsün denildi idi yapmadılar şimdi üçüncüsünü konuşuyorlar. Pnlara gülerdik, Lefkoşa’da yapılanlar bizi utandırdı.
Russel’i okuyunca bilimsel kuşkuculuğun ne kadar gerekli olduğunu bi kez daha hatırladım. Kitabını da öyle değerlendirdim. Yoksa: “Politik bir atılıma muhalefet, kişinin kendisinin zarar görmesi korkusundan kaynaklanır; destek ise kişinin düşmanlarının zarar göreceği umudu ( genellikle bilinç-altı ) sayesinde elde edilir.”anlayışına kapılarak “ hiç kimseye zarar vermeyen bir politika destek görmez; çok fazla destek gören bir politika ise şiddetli muhalefet uyandırır” diye düşünerek hareket edileme. Buna da kuşku ile bakıyor ve yanılma olasılığını ciddiye alıyorum.