Serazat, 11 Haziran 2002
Alpay Durduran
KİMSE UMURSAMIYOR
KİMSE UMURSAMIYOR
Yazıklar olsun. Hiç olmadı Türkçe bilen birine denetletseler ya! Yasa yapmak bu kadar ucuz mu?
Utanç verici birşey.
UBP ve DP bakanları yıllarca adam tayin ederek bugünkü kadroları oluşturdular. Zaman içinde dillerini olsun öğrenebilirlerdi. Yapmadılar. Bakanlar uygulamada çıkan hatalarla bunları gördüler, milletvekillerinin önlerinden geçti, görmediler, aldırmadılar. Amma acı gerçeği bildiklerini çeşitli vesilelerle gösterdiler. Umursamadıkları ortada...
Muhalefet umut olmalıdır. Yanlışlık olunca yanlışlığın düzelmesini muhalefete bakarak umabiliriz. Fakat muhalif milletvekilleri de komitelerde ve genel kurulda bunları görür ve işitir onun için umut beklemenin alemi yok.
Türkçe, Osmanlıca’nın önce sultanların dili olmaktan çıkarılarak halk dili olmaya yanaştırılması ile, sonra da millileştirme çabalarıyle bir taraftan budanmakta bir taraftan da zenginleştirilmektedir. Bu zenginleştirme çabası eklerle yeni kelime (sözcük) yaratmak ile yürütülmektedir. Ancak bu çabaya katılmak isteyenler veya modaya uyup belli tipte kelimeleri kullanmayı isteyenler dikkatli olmak zorundadırlar.
Türkçe’de başından beri kullanılmakta olan “me”, “ma” ekleri yerine “im”, “ım”, “um” veya “üm” eki koymak olmaz. Bu ekler yeni kelime yaratırlar. Bakın Banguoğlu bu konuda ne diyor:
“Bilindiği üzere Osmanlıca’da kılış adlarının, herle yalın anlamlılarının Arapçaları’nı, bazan da Farçaları’nı kullanmak esas olmuştur. Yeni yazı dilimizde bunları Türkçeleştirme yolunda ençok –me adları kullanılmıştır. Bu sebeple bilgince kelime yapmak (!) gayretiyle başka yönlerdeki zorlamalar iflas etti ( çarpma yerine çarpay, konuşma uyerine söylev ve saire).
Bu arada yeni yeni moda olan bilgince kelime yapma (tabii şimdi üretme deniliyor) için de:
-me yerime –im kullanmak bir çoklarımıza daha çekici görünür demiş ve yukardaki saylavlar, söylevlerle ilgili maytaba almayı hatırlatmıştır.
Burada dilbilgisi bize şunu öğretir. –im eki fiili isim yapar. Sat- fiilini “satım” şeklinde isim haline getirdiğinde “kılışın ürünü” olur, gelişme yerine gelişim, oluşma yerine oluşum, soluma yerine solunum, sindirme yerine sindirim diye devam eden Banguoğlu, gene de genişleyerek sorum, duyum, çözüm, basım, uyum, gibi uzanıdığını ama salt kılış adlarında –me eki hakim kalacaktır dedi.
Canı isteyen eklerle kelime yapmakta, yardımcı fiilleri değiştirmekte ve Türkçeyi süslemeye çalışmaktadır. Eskiden Arapça, Farça, Fransızca ve İtalyanca kelime ithal ederek süsleme yapılırdı, şimdilerde İngilizce ve Amerikanca eklendi. Bunlara fanatikçe karşı çıkmağa gerek yok ama –im eki gibi kelime yapmakta çok yararlı olabilecek ve Türkçe’yi zenginleştirebilecek bir eki halen kullanılmakta olan bir ek yerine kullanmanın zararı olur. Zübbelik yüzünden ve züppelerin lekelediği bir dil kullanma yüzünden bir olanak yok oluyor.
Örneğin yukardaki paragrafta yapmak, değiştirmek, süsleme, karşı çıkmak, kullanılmak, kullanma gibi –me ekini mek haliyle de k harfi düşmüş olarak kullandım. Bunlardan bir kısmını –im eki olarak kullansa idin marifet mi etmiş olurdum?
Gelin bir deneyelim: yapım, değiştirim, süsleyim, karşı çıkım, kullanılım, kullanım.
Bu yeni kelimelere Banguoğlu gibi sadece kılışın ürünü olarak bakmazsak ve “yapım” kelimesini hatırlarsak: Bu binanın yapımında kerpiç kullanılmıştır.
Yap(mak) fiilinden yapı= bina, yapmak ve yapma=inşaa etme ve etmek, yapıt=eser ve yapım= “imalat” anlamında kelimeler türetilmiştir. Sor(mak)’tan “sorum”= “mesuliyet” kelimesi yapılırken “her kimde ise ona sorulası veya ondan sorulası” anlamı verilmektedir. Ancak işin içine bir de “yapın” girebilir ki bakın “yayım” ve “yayın” farkına: “yayım”=neşir, “yayın” = neşriyat. “basım”= tabaat, “basın”= matbuat da var. Yani birileri –im ekini –mek’ten doğan –me eki yerine getirdikten maada –im’den bozulma –in ekini de başka bir boşluğu doldurmak için ayrı görevle iş başına getiriyor ki çok az olan Türkçe köklerden kelime bulabilsin başka birisiyse –me ekini de çöpe atıp onun yerine –im ekini getiriyor ki elde türetme kuralı kalmayacak.
Biri yapar diğeri bozar. Yani “Türkçe değil mi? Uydur uydur söyle” deyimi haklı mı?
Ama bu yasa yapma dilinde olur mu? “Satım” diye bir kelime Türkçe’de yoktur. Bazıları “alım satım müdürlüğü” gibi “mübayaa müdürlüğü” yerine kullandı ama bu alım ve satımın kapsadığı tüm süreç ve içeriği anlamında kullanılıyordu. Bunu kaldırıp “sat” fiilinden “satım” türetme yerine en basit anlamı olan ve kurallı olduğu için cümle içinde dilbilgisi kuralıyle izah edilip kelime sayılmayan “satmak” yerine kullanmak, “satılmaları halinde” yerine “satımları halinde” demek olacak iş değil. Hiç kimse kendini kelime icat etmeye yetkili saymamalıdır. Dil kurumu icat kapısını açınca başta ekinciler ( edebiyatçılar) olmak üzere herkes kelime icat etmeye başladı. Züppeler de uydurmaya katıldılar bunların icatlarını başka icatları yok etmeye neden olsa da... Züppelerin bir kurbanı da –ma takısı olacaksa varsın olsun fakat yarın başkası gene geri getirmeyecek mi?
Gidip gelenlere bakalım: Oy, ona(mak), onayla(mak), onay ve saire...
Boşuna zahmet. Türkçe, Türkler’in ihanetine uğramış. Ben ne yapayım. Yapabileceğim sadece yasa diline dikkat çekmek.