Serazat, 16 Temmuz 2002
Alpay Durduran
PSİKOLOJİDEN DERSLER
PSİKOLOJİDEN DERSLER
Bir psikoloji kitabına bakayım dedim ilgimi çeken bir yazıya rastladım.
“Bilginin doğası hakkında değişen kabuller” başlıklı bir yazıda “10 yıla yakın yapılan bir inclemede William Percy,Jr. Harvard Üniversitesi inceleme konseyi direktörü, ve yardımcıları okul kariyerleri sırasında bir öğrenci gurubu arasında röportajlar yaptı. Öğrencilerin ilk beş yıllarında olayları doğru-iyi karşısında yanlış-kötü olarak gördüklerini saptadılar. Genç öğrenciler uğraşlarının akademik sorulara doğru yanıtları öğrenmek ve öğretmenlerin (ders kitaplarının da) de bu yanıtları vermek olduğuna inanmaya meyletmekte idiler. Bu öğrenciler için doğru yanıtlar somut olgulardı. Bir öğrencinin deyişiyle “teori öğretmenler için iyi olabilir ama gerçekler orada dururlar. Ve inanırım ki ana konu onlar olmalıdır”
Daha ileri yaşta ise, Perry ve arkadaşları tarafından yapılan mülakata göre temelden değişiklik geçirdiler. Belli sorulara bir ve kesin yanıt olduğunu benimsemek yerine konuları bir dizi değişik görüş açısından incelemeye başladılar. Bir öğrenci “kendinizi karmaşık bir düşünce kavramları içerisinde düşünür bulursunuz: Kendi fikrinizi geliştirmeye çalışırken birçok faktörü tartmaktasınız.... Her nasılsa birşeyler hakkında düşündüğüm daha fazla olur-ha, doğru veya yanlış demek zor... fakat daha akıllıca görünür.
Perry ve arkadaşlarına göre çoğu öğrenci bu nihayette kendi fikirlerine bağlanma duygusu geliştirirler, bunların yalnız ve son söz olmadığını anlamalarına rağmen...
Bir öğrenci, “asla bir yanıt demeti kararlaştıramazsınız, devam ettikçe ekleme veya çıkarma yaparsınız. En iyi veya en kötü şeklinde tek bir karara asla varamazsınız. Fakat havada asılı kalamazsınız, yanıtınızı hep askıda bırakamazsınız. Bir şekilde karar vermek zorundasınız fakat bu karar nihai olmaz.”dedi.
Yazının sonunda öğrencileri ( 9. pozisyon) son aşama olarak şuna vardılar: Öğrenci taahüdatın (bir sonuca bağlanmanın) süregiden, açılımlanan bir şey olduğunu anlar.
Uzun lafın kısası öğrenci öğrendikçe doğrunun kolayca bulunamadığını, zamana ve zemine göre değiştiğini ve sık sık başka doğrularla değiştiğini öğrenir. Ama tüm bunlara rağmen gene de karar verme zorunluluğu dolayısıyle bir sonuca ulaşmak ve dikkatle doğru hareket edilip edilmediğini denetlemek gerekir. Tabii bu hiçbir şekilde belirsizlik nedeniyle doğru bulunamaz deyip pislik yapamaya gerekçe olamaz.
Belki de önemli olan sadece sosyal konular gibi konuların hep çok değişkenli olmaları dolayısıyle bir değişkenin değişmesinin yaratacağı sonuçların diğer değişkenlerin değişmesiyle beklenenin tam tersine sonuç verebilmesidir.
Bu belirsizlik yaratacağı gibi güvensizlik de yaratır ki dikkatle olayı izlemeyi getirir.
Bunları neden mi yazdım?
Çünkü bazıları hep tek gerçeğin farkındadırlar ve inançla doğrularını savunurken mutluluğu yitirirler. Kimse veya çok kişi kendine aldırmaz. Bu da kendilerini kahretmelerine neden olur. Halbuki tek doğrudan fazla emin olmamak gerekir.
Halböyleyse niye bağıra çağıra kendi doğrularımı haykırdığımı sorarsanız bunun bir karakter sorunu olduğunu sanırım. Bağırır çağırırım ama sonra karşı görüşleri dinlemek gerektiğini kabul ederim. Kabul ederim demedim onu başkaları söylesin diye.
Bir de şu çok değişkenliliği vurgulamışken değişkenlerin tümünü ele almadan sonuç çıkarmamak gerektiğini hatırlatırım. Psikolojide underincorporator denilen birisi olmamak gerekir.