Serazat, 3 Temmuz 2001
Alpay Durduran
YILANLI MAĞARA
YILANLI MAĞARA 3.7.1
Bugün Ledra Palas çıkış kapısına gittim. BM’nin basına büfeli bir toplantısı vardı. BM yetkilisine sordum izin ister miyiz diye hayır istemezmiş kendileri izin almışlarmış. Adımı aldılardı o kadar. Kapıda benden önce giden basın mensupları bekliyorlardı. Polisler elimize bir forma verip doldurmamızı henüz iznin gelmediğini gelince vakit kaybetmeden gidebileceğimizi söylediler. Suratları bir karıştı. Herhalde UHH ve diğer yardakçılardan bazıları her türlü temasın kesilmesi gerektiğini açıklamalarına karşın bizim vaz geçmememizi onaylamıyorlar veya öyle görünmeyi uygun görüyorlardı.
Yanıma bir sivil yaklaşarak hatırımı sorduktan sonra vatani görevimi yapıp ne olduğunu, ne için bu etkinliğin düzenlendiğini sordu. Anlamazlıktan gelip iyiyiz, gidelim bakalım ne bulacağız dedim. Birisi de domuz yiyeceğiz dedi. İnsan haklarına ve hukuka göre soru sormaya hakkı olmadığını bilerek mi yoksa hadise çıkmasın diye mi ne uzaklaşıp gitti.
Toplantı 12.30’da başlayacaktı ve biz hala bekliyorduk. İzin daha gelecekmiş. Boyunlarında görünmez boyunduruklarla gezen diğer basın mensupları da eşkerdi. Ben onbeş dakika daha beklerim, sonra giderim dedim. Durumdan rahatsız olanlar söylenmeye ve kendilerini enformasyon dairesinden arayarak izinin hazır olduğunu bildirdiklerini şimdi ise bekle baba bekle diye konuştular. Nihayet 12.50’de çekip kaçtım.
Arkadan başka basın mensuplarının da vaz geçip gittiklerini duydum. Geriye resmi gayrı resmi boyunduruklular kalmış.
BM de kına yaksın. Deli dumrul veya Sultan Ahmet helasının müdürü isterse izin verir isterse vermez.
Hikayeyi bilmeyenlere anlatayım.
Vaktın birinde bir general emekli olmuş. Bu yüzen karavanadan yemek, makam arabası, şoför, emir eri, yazıcı, sosyal tesis ve sinema ve saire kesilmiş.
Karısı başlamış dır dıra. “Efendi, diğer general emekli olur olmaz hemen bir yönetim kurulu üyeliği, bir öğrenci yurdu idareciliği veya başka bir arpalik buldu. Senin tanıdıkların yok mu? Neden onlara gidip bir iş bulmuyorsun? Miskin herif hadi fırla” diye kafasının etini yemeye başlamış. Emekli general çalmadık kapı bırakmamış ama bulamamış.
Nihayet, bir eski arkadaşı “tamam yahu var ama sana teklif etmeye çekiniyorum” demiş.
Emekli “ ne olursa olsun, yeter ki klarının elinden kurtukayım” demiş.
Arkadaşı “ Bak! İstemeyerek söylemiyorum. Yapacağın birşey yok. Sadece oturup keyfe bakacaksın ve maaş alacaksın. Söyleyeyim mi?” demiş. Emekli “ Dedşm ya karıdan beni kurtarın da ne olursa olsun” deyince: Sultan Ahmet Camii helasına mdir gerek. Orada bir odan olacak. Arasıra gider görünürsün, yeter.
Emekli kabul etmiş. Gidip odaya oturmuş. Almış yanına romanları, birini bırakıp öbürünü okuyarak karıdan saklanmış. Ama bir gün kapı aralığından helanın ibriklerinden birinin su sızdırdığını görmüş. Tesadüf de o an biri gelip ona uzanmış.
Emekli: Hop! Onu bırak yanındakini al demiş.
Adam askerden yeni terhis olmuş olamlı ki sesin tonundan amirini hatırlamış: Baş üstüne diye dikilip selamı çakmış ve ötekini alıp gitmiş.
Emekli emir vermiş ve selam almış ya yağları erimiş. Başlamış geleni gideni izleyip sızdıran ibriği almaya kalkana emirler vermeye: Onu bırak yanındakini al.
İbrik almaya gelenler olsun diye nerdeyse yola çıkıp hela reklamı yapacak.
Ama bazıları hangi ibriği alması gerektiğini anlayamayınca tereddütler hasıl olup selam vermeyi unutunca çözüm aramaya başlamış ve ibrikleri toplayıp eve götürmüş ve renk renk boyamış. Renklar yetmeyeceği için, üç renge boyamış. Sarı üzerine kırmızı benekli, mor üztüne turuncu ve saire...
Ondan sonra her gelene onu bırak mor çizgiliyi al, veya sarı benekliyi lma mor üstüne turuncuyu al gibi kumandalara başlamış.
Çok geçmeden bir başka iş bulunmuş ama general helaya defi hacete gelen fakir fulara gibi daşşak emri almaya alışkın insanları nereden bulsun diye reddetmiş.
Bana da ne oluyor, nasıl olur da izin verildi denildiği halde burada izin yok diye sorup duranlara hikayeyi hatırlayarak hikmetlerinden sual olunmaz dedim. Basın falan diye bunlar daha uyanık olacak değiller ya, oto sansürün esas olması gerektiğini basında sansürün kaldırılması günü veya dünya basın gününde utanmadan açık oturumlarda savunanlar değil mi bunların çoğu? Rahatsız olanlar çekip gittiler onlarsa BM davetine gidip her halde Pile’ye konan ambargoyu savunmuşlar ve efendilerini aklamaya çalışmışlardır. Sonra da üstlerine rapor verip övünmüşlerdir.
Böyle davranabilen yetkili ve olanaklı insanlar olduktan sonra yetkilerini ve güçlerini nasıl kullanacaklarına da onalr karar verirler. Yılanlı bir mağarada yaşamayı kabul ettikten sonra yarın onları da soktuklarında geç kalmış olacaklar. Bana ne olduğu umurlarında değil. Kapıda bekletilerek hakaret edilmek onlar için sorun değil. Ledra Palas’ta zıkkımlanacakları yemekleri ve yapacakları kutsal kulluğu tercih ederler ama yarın o güç kendilerini ya da çocuklarını tepelemek için kullandıklarında başlarını vuracak duvar arayabilirler. Yılanlı mağarada yaşayanlar sokulduklarında marada yaşamaktan istifade etmenin cezasını çekerler.
Sokaklar biz o kadar hizmet ettik ama biz ebirşey vermediler veya karşılığı bu oldu diyenlerle dolu.