Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 6 Temmuz 2001
Alpay Durduran

DOĞA VE HAYVANLAR

DOĞA VE HAYVANLAR

Turgut’un yazısını okuyunca kafama takılanlar oldu. Bir lakırdı da ben edeyim dedim.

İnsan doğaya ters gibidir. Ama diyalektik materyalizme göre herşey içinde illetini taşır yani ölümünü içinde taşır. Öyleyse dünya ölüp yok olacak, insanlık da yok olacak diyebiliriz. Ama ölüm, felsefeye göre değişme de demektir. Değişmeyi ölüp başka şekilde doğmak diye tanımlar.

Öyleyse lafazanlığa ne gerek var. Felsefe ile meşgul olmamış bir insan da durumun farkındadır ama filozof gibi ifade etmez. Değişeni değişti der, öldü de başka türlü olarak yeniden doğdu demez. Fakat felsefe kağıt üstünde ve genelleme yaparak olayları açıklar. Onun için öldü dediğinde A’nın B haline dönüşünden sonra A ile B’nin ayni şey olarak kabul edilmeyecek kadar değişmesini kasteder. Ayni olmamanın ne olduğunu da kendi tanımlar. Felsefe ile meşgul olmayanın tanımı ile felsefecinin tanımı ayni ise ayni şeyi anlatmış, yoksa farklı şeyi anlatmış olur.

İnsanlar konuşmaya başladılar mı tanımlarla konuşmaya başlarlar. Tanımlar ayni ise birbirlerini anlarlar, farklı ise anlamazlar. Samimi anlaşmazlıklar tanımların yeni baştan yapılması ile ortadan kalkar. Sadece bazıları insan olmaktan çıkar ve basit bir alet haline gelirler. Örneğin liderin söylediğini savunmayı görev olarak kabul eden insan olmaktan çıkar. Sadece bir üye olur, bir sürü mensubu olur, adı konmuşsa Türk olur çünkü bugün için Türk demek devletine sadık demektir. Ve saire...

Hayvanlara gelince. Hayvan dediğimizde bitkiden farklı canlıları kastediyorsak, doğa ile onların ilişkisini insan değiştirdi. Çünkü doğayı değiştirdi. Milyonlarca hayvanın yaşadığı alanları kendi arzularına göre değiştirerek yalnızca koyun, keçi ve inek yetiştirilmesinne veya onların ve kendinin yem gereksinimlerine uygun hale getirmeye çalıştı. Örneğin Fransa’da tarım ekinominin çok az bir kısmını oluştururken vaz geçmek ve devlet desteği ile yaşayan bağ, ot, lahana, buğday, arpa ve diğer bitkileri ekmekten vaz geçmek akla uygun gelebilir ama bu tarım alanları ne olacak? Eski hallerine dönebilecekler mi? Yosa onları Alamnya^’da olduğu gibi ağaçlandırıp saksı bitkisi gibi korumaya mı alacaklar? İddiaya göre bu topraklar bir daha doğal bitki örtüsü olmaz. İlk yangında da ki yıldırımlar bile yangın çıkarır yanıp kül olurlar.

Hayvanlardan da milyarlarcası artık insanın yardımı ile neslini devam ettirecek haldedirler. Denir ki bir eşşeğin, çiftleşmesi için bile tutucu dedikleri yardımcılara ihtiyacı vardır. Tutucunun neyi tuttuğunu söylemem gereksiz herhalde. Fakat Karpaz eşekleri bu iddiayı yanlış çıkardı diyebilirsiniz; gene de hayvanlar için insanın gerekliliği açıktır. Bir acı yan da koyunların kendi başlarına bırakılmamaktan dolayı nesilleri artarak devam ediyorsa da bir çok başka yenilebilen hayvanın yenilmesinden vaz geçilmesi nüfüslarını tehlikeye sokmuştur. Bundan şunu çıkarabiliriz ki hayvanlar ve insanlar birbirlerine bağımlıdırlar. Daha değişik hayvanların mutfağımıza girmesini teşvik etmekle daha doğal bir yaşamı desteklemiş oluruz.

Hadi tavşan, ördek, kaz, güvercin, devekuşu, ve diğer yenebilen hayvanlara geçiş için çiftçilere destek verilmesini isteyelim ve yiyelim. Hammm.

Yeni ve unutulmuş türleri yetiştirmek için tarım alanlarıını teniden düzenlerlerse doğa da çeşitli türlere uygun hale getirilerek korunmuş olur, olabildiğince.

Ancak gene de fizikte de öğrenildiği gibi, hernekadar tarih tekerrürden ibarettir diyen varsa da hiçbir şey kendini tekrar etmez, antropi denen bir artış vardır. Doğa da asla ayni olamaz. Önemli olan doğal zinciri kırıp da altında kalmamak. Yavrusunu çok sevdiği için temiz pak büyütenlerin yavruları bir sürü allerji başta olmak üzere sıkıntılarla yaşarlar. Ya doğal zincir temelden loparsa insanlık yaşayabilecek mi? Veya tüpde yaşar gibi tam koruma altında doğadan kopuk yaşamak yaşamak mı olacak?

Hayvanını kesip yiyeceksiniz, doğaldır. Hayvanını seveceksin, kesmeyeceksin, o da doğal. Kalkıp da herşeyi mantığa vurursan, mantık doğadan kopmaya başladığımız noktadır, doğal davranamazsın.

Bu noktadan sonrasını ifade edebileceğimi sanmıyorum. Mantığımın iflasını görürüm. Madem hayvanları seviyorsun niye yiyorsun denilince mantık bana o kadar da uzun boylu değil dedirtir ki salhanelerin kapatılması için kampanya yapmam. Sonra bitki ile hayvan arasında sonunda fark kalmadığını biliyoruz da acaba örselenen ağacın acı çekip çekmediğini nasıl kararlaştıracağız? Maydanoz da mı yemiyelim?

En iyisi doğaya saygı duyup doğal çevreyi korumak ve insanlarımızın daha doğal bir çevrede çoğalmalarını sağlamaktır galiba.

Yalnız bu genetik işi her şeyi berbat mı edecek, bilemiyorum. Benim çocukluğumda hayvanlar arasında yaşayabilmiş olmaktan mutluyum. Horozun vücudunu hareket ettirirseniz kafasının uzayda sabit kaldığını öğrenmiş olmak birşey kazandırır mı bilmem ama ben bunu öğrenmiş olmaktan mutluyum. Çocuklarımıza hayvanlarla içiçe yaşayacak olanaklar bırakmadığımız için üzgünüm. Genetik müdahalelerle benci olanların kendilerine nasıl bir ortam isteyeceklerini ve ne kadar etkili olacaklarını tahminm zor.

Pop şarkıcısı Michael Jackson oksijen soluyarak, banyo küvetinde yatarmış derler. Bakalım insanlık kendine neler hazırlıyor!


Alpay Durduran|Ana Sayfa