Serazat, 8 Agustos 2001
Alpay Durduran
GÖRÜŞME İÇİN GÖRÜŞME
GÖRÜŞME İÇİN GÖRÜŞME OLUR
Denktaş, Annan’la Salzgurg’ta görüşecek. Tabii henüz kesin değil. Ocak’tan beri efendiyi bekletiyorlar. O Annan’la görüşmeliyim ki yeni bir zemin hazırlayalım da görüşmeler eskisi gibi gitmesin diye görüşme talep ediyor, Annan ise yanıt vermiyordu. Sonra de Soto New York’ta niye oturuyor, niye görev yeri olan Kıbrıs’ta oturmuyor, diye davetiyeler çıkarıyordu ama gelen olmuyordu.
Nihayet Türkiye, Denktaş’a görüşme başlatmak için birşeyler yapması gerektiğini söylemiş olmalı ki sözlerinde mana kaymaları başladı. Eskiden görüşmeye oturmak için yeni zemin olmalı ve tarafların eşitliği, iki devletin, biri tanınmamış olsa bile, kabulü şarttır derdi. Bunu bazan da “dünya halt edip de Rum tarafını tüm Kıbrıs’ın devleti olarak kabul etmekle Rumlar’ı uzlaşmaz yaptı onun için sorun çözülmüyor” diyerek ifade ediyordu. Şimdi lafı dolandırdı ve “görüşelim ama neyi görüşelim, nihayette iki tarafın eşitliğini sağlayacak mı” sorusuna geçti. Artık görüşmeler başlamadan birşey elde etmek değil görüşmelerden çıkacak sonuç önemli imiş. Onun için Annan’la bu konuyu görüşmesi ve mesela 1977 ve 1979 doruk andlaşmalarına hala Rum tarafının bağlı olduğunu gösteren bir zemin hazırlanmalı imiş.
Sakın, bu anlaşmaları köprülerin altından çok sular geçti diye tanımadığını söyleyen Denktaş değil miydi diye vurgu yapmaya kalkmayın. Denktaş bu hikmetinden sual edilemez.
“İki kesimlilik ne oldu?” diye soruyor. Ne olmuş yani? Rum tarafı reddettiğini değil doruk anlaşmaları çerçevesinde çözüm diye talep eden açıklamalar yapmıyorlar mı? Ama bu Denktaş’a yetmiyor. İlle de Annan’la görüşüp garanti altına alacakmış. Annan’la görüştüğünde Annan Rum tarafı adına ona garanti verebilir. Bu yetecek mi? Yoksa ille de Klerides’le görüşüp bir çerçeve andlaşması yapalım mı diyecek? Efendi onu talep ediyor. Yeni bir çerçeve nalaşmasına gerek varmış.
Al da bozdur.
Annan, görevini BM güvenlik konseyinden alır. Güvenlik konseyi, ona, aldığı kararlarla görevini verdi. Kıbrıs yeniden birleşmeli ve ilgili tüm kararlar ve G8 ülkelerinin aldığı karara göre bir sonuç almak için çalışmalı imiş. O halde Denktaş, istekleri için Annan’ı kullanamaz. Biraz daha esnemesi gerek.
Halbuki Türkiye gerektiği kadar esne deyince, Denktaş, “ben tutumumu MGK kararıyla aldım. Başka türlü bir şey için yeni MGK kararı gerek” deyip itiraz etmiş. Haberlere göre Türkiye’den yanıt alamamış. Onun için ortaya laflar edip görüşme başlatmak için belagatinden örnekler veriyor.
Denktaş’ın ne dediğini anlamak için uzman bir CİA ajanı gerek. Zaman içinde değişen anlamlarıyla kullandığı deyimleri toplayıp şimdi hangi anlama geldiğini saptamak kolay değil. Daha felaketi, bundan sonra ne zaman anlamlarını kaydıracağını da hesaba katmak gerek.
Annan’ın işi zor. Adam görüşme ister de ne kadar zaman ona hayır diyebilir. Tarafları davet etmemek ve aralarında uzlaşma olması için yardım etmemek kolay değil. 8 aydır Denktaş’ı reddediyor. Şimdi Türkiye, Denktaş’ı masaya getirin de yardım edeyim der de Annan’ı iknaya yardımcı olur mu? Annan da Türkiye’ye bu kadar kazık yedikten sonra Türkiye’ye inanır mı? Sorular sorular. Amerika zaman zaman görüşme olsun da isterse gabaktan olsun diye ısrar eder ve başlatırdı, bu kez de öyle yapar mı? Amerika politikası görüşme başlamıştır demeye ihtiyac hissediyor mu? Sor sor git.
Türkiye gereğini yapmıyor ve sorunu zaman içinde unutturup bildiğimi yaparım derse ta ki inadı kırılsın bu iş böyle gider.
Ufka bir bakarsak, bu yılın sonuna kadar gelişme olmazsa Türkiye’nin AB üyeliğinin tıkanacağını, AB hızlı tepki gücünün zora gireceğini ve sonuçta Türkiye’nin NATO üyeliğinin de tehlikeye gireceğini, Loizidou davası falan derken Avrupa Konseyi üyeliğinin de sorgulanacağını görürüz. O halde ya Türkiye politika değiştirip çözüme kapı açacak ya da bekleyip son dakika baskılarına göre karar verecek. İnat kırma işine muhatap olacak.
Şimdiki halde görüşme başlatma çalışmaları sadece görüşme olsun diye görüşme başlatma girişimi olarak görünüyor.