Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 18 Eylul 2001
Alpay Durduran

ADALET CRUİSE FÜZELERİYLE

ADALET CRUİSE FÜZELERİYLE

Amerikan halkı George W. Bush’u seçti. Clinton sonrasında Al Gore’u, ekonominin iyi durumda olduğu bir zamanda kürtaj, yabancı sorunları, sosyal adalet, dış yardımlar ve ordunun modernleşmesi gibi konularda tercih yaparak seçmemekle ne yaptığını anlamaya başladı mı?

Adama bakın, böyle bir anda Haçlı seferlerine atıfta bulunarak şeytanları yuvasından çıkarıyor, sonra da İslam Merkezi’ne giderek müslümanlarla fotoğraf çektiriyor. Kovboylukla suçlanan ülkesinin acı çektiği bir anda kovboy filmlerinden akıllarda kalan “ölü veya canlı aranıyor” deyimini kullanıyor. Hem de müttefiklerinin itidal tavsiye ettiği zamanda...

ABD’ye saldırıdan saklanamayacaklarını kanıtladı. Ortaya çıkıp meydan okumayı göğüslemek gerekirken, uluslararası ilişkileri azaltma yanlısı olduğunu söyleyen Bush teröristlere terör yaşatmayı düşünüyor. Ama terörizmden kurtulmak terör yaratmakla olmaz. Terör teröristi besler. En son örneği İsrail. Sharon, daha seçim öncesinde mahvettiği barış şansını umursayarak, İsrailliler’e büyük bedeller ödetti. Amerika’ya da bu durumun etkisi dolayısıyle bu saldırı yapıldı. ABD, İsrail’in dostu olmanın bedelini ödemek durumunda kaldı. Bush, Arap-İsrail sorununa daha fazla bulaşmayacağını söylerken darbe geldi.

Çünkü Arap, Amerikalı’nın karışmamasını değil karışıp daha adil bir çözüme yardım edilmesini istiyor.

Bush, Amerika’nın en gerici kesimlerinin temsilcisi olmasa da onlara yakın bir kişidir. Şahsen zenginliğin ve gücün farkında ve paylaşmamak için kendi kadar başarılı olmayıp da zengin olmayanlara merhamet değil aşağılayarak bakan bir kültürden. Ama onun kültürü karşısında geçmişin dibini kazıyan ve yetenek ve çalışma ile orantılı bir refahı asla bulamayacak olanların kültürü de vardır.

Amerikalı, müttefikleri ve yardım ettiği devletler tarafında bile, fırsatlarını serbestçe kulanamayacağı bir serbest ticarete mahkum etmek için dayatan bir süper güç olarak gösterilmektedir. Son örnekler, tütün üreticisinden verilebilir. İMF aracılığı ile Amerika Türkiye hükümetine yardım veriyor ama Türkiye hükümeti yardım vermek için şart koştular, tütün üreticisini mahvedeceğiz demektedir. Dahası da var. Sokaklarda kahrolsun İMF diye yürüyen memur ve işçiler aslında Amerika’ya da nefret kusmaktadırlar. Bunları yaparken Türkiye hükümet mensupları da çanak tutarlar. Ne yapalım İMF yardımı kessin de daha kötü duruma mı düşelim demektedirler.

Geri kalmış hükümetlerin genel olarak yaptıkları da zengin ülkelerin bulunması yüzünden rekabet edemeyecek hale geldiklerinden dolayı geri kalmaya mahkum olduklarının mazereti ile halkı avutmalarıdır. Çağımızın ileri güçlerinin en önemli görevi bu avutmayı boşa çıkaracak önerileri inandırıcı bir şekilde yapabilmektir. Dış rekabete açık bir büyüme yani koruyucu önlemleri abartmadan ve dolayısıyle halkın tüketim ihtirasının yıkıcı etkilerini gidererek insan haklarına saygılı bir rejimle kalkınmak nasıl olacaktır, sorusuna yanıt vererek öneriler yapmaktır.

Geçen gün Kemal Derviş Londra’da konuşurken bir sol grubun militanı onu vatan haini ilan etti. Kemal Derviş, son zamanların azgın kapitalistlerinin temsilcisi. Ama vatan haini falan değil olsa olsa indokrine olmuş bir fanatiktir ve ona göre önerileri alternatifsizdir. Fanatikliği aşikardır ama ona yanıt söylediklerinin tümünü reddetmek değil sadece aslında önerdiklerinin devlet karışmasın, sağlam mali sistem olsun ve herşey kapitalitlere bırakılsın demekten ibarettir. Sağlam mali sistem olsun önerisine itiraz etmek elbette ki yanlıştır ama Kemal Derviş, ondan ötesini tartışmalı olaak kabul etmek zorundadır. Kapitalizm dünyada gelir dağılımı adaletsizliğine çare olmamıştır; bunu kabul etmeyen kapitalist bir yobaz olur, başka birşey olmaz. Bugün reel sektör adı taktıkları üretici sektörlerin batışını seyrettikleri ve devlet eliyle çare aradıkları ama bulamadıkları ortadadır. Kapitalistlerin bulacağı da yoktur.

Devlet, toplum tarafından kapitalistleri seyretsin diye seçimlerle tepesine politkacılar yerleştirilmiş bir kurum değildir. Dünya gelir dağılımı adaletsizliklerinden dolayı bugün terör altında titremekte, çocuklarımız acaba kendilerine yaşanabilecek bir dünya bırakacak mıyız diye biz eski kuşaklara bakmaktadır. Üstümüze düşen vazife eski devletçilerin yaptığı gibi çevreyi mahveden bir hızlı sanayileşme hamlesini her ne pahasına olursa olsun sürdürmeye çalışmak ve halkın alın terini batacak yerlere yatırmak olmamalı, tam tersine demokratik, şeffaf ve hesaba gelir yatırımlarla ve sıkı denetimle sürdürülebilir bir kalkınma sağlamak olmalıdır. Bunun için de devletin tek merkezli ve ezici güçte bir örgüt olmamasına dikkat etmelidir.Bunlar İMF’nin engeline takılırsa ne yapacağız? Bu soruyu sordurmaktan vaz geçmemiz için İMF ve diğerleri, bize hesap vermeli ve yardım verdiği ülkelerin devletlerine İMF’nin amaçlarını kendilerinin kabul ettiğini yoksa kendilerini seçmekten vaz geçenlerin başka seçenekleri kulanabileceklerini anlatmakla yükümlü kılmalıdır.

Kimse dünyaya kendi amentüsünü kabul ettirmek için zor kullanmamalı, devlet yönetimlerini de el altından destekleyerek yani rüşvetle satın alarak dayatmamalı veya komşu tehdidine karşı güvenlik sağlamak için mecbur etmemelidir. Yoksa rüzgar eken fırtına biçer.

İMF parası halkın parasıdır. Kapitalistlerden vergi yoluyla alınıp toplanmış paralar değildir. Kapitalistler sadece emek kullananın alın terinden kazanır. Bunların ABD bütcesinden gelen kısmı da Amerikalı üreticidendir. Emeğin erimini arttırmak için sermaye birikimi ve yatırımı için hak edene refahdan pay ayrılsın ama acılı ve bölünmüş bir halde dünyamızı tutmak için kullanılmamalıdır. Geç olmadan dünya çapında sosyalist uygulamaya geçmek gereklidir. Dünyanın fakir bir bölgesinde fakir bir aileden dünyay geldi diye insanların seçeneksiz bırakılmaya tahammül etmelerini beklemek her halde hakkımız değildir. Nasıl olsa dünya kimseye miras değildir sadece insanlığa bile miras değildir, canlı cansız tüm varlıklara mirastır.

Ta Amerika’dan, Almanya’dan Habeşistan’daki fukaraya yardıma koşanlar her halde kendi verdiği vergilerle Habeşler’in geri kalmaya mahkum edilmelerine razı değildir.

Seattle’da konuşanlar, Kyoto protokolünün reddedilmesine öfkelenenler ve diğerleri dinlenmelidir. İnsanlar daha demokratik bir dünya istemektedirler ve haklıdırlar. İnsanlar artık dünyanın ufaldığını biliyorlar, yalnız kendi ülkelerinde de değil her yerde demokrasi isterler. Laf ola demokrasi değil dinleme hakkı olan bir demokrasi isteriz.Hukuk isteriz, Cruise füzesiz.


Alpay Durduran|Ana Sayfa