Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 9 Eylul 2001
Alpay Durduran

KIBRIS'I KAYBETMİYORSUNUZ

KIBRIS’I KAYBETMİYORSUNUZ

Yazarlardan birisi en liberal Türkiyeli’nin bile çözelim dedikten sonra nasıl sorusuna gelince tıkanıp kaldığını yazdı. Kanla aldık değil de biz Kıbrıs’ı kanla kurtardık şimdi masada verebilir miyiz diye somurtuyormuş.

Bir kere Kıbrıs’ı kurtardık lafı Çatalca’yı, Eskişehir’i kurtardık gibi bir laf olur ki dünyanın reddettiği bir istirdatı yani irridentizmi anlatır. Bu kafa en liberalinde bile varsa kafaları değiştirmekten başka çare yok. Kıbrıs’ı kurtardın ne demek yahu. Kıbrıslı Türkler’i Rumlar’ın elinden kurtardıysan oların memleketine saygı duyup güvenliklerini sağlayacak önlemlerin alınmasına yardımcı olmaktan başka bir hukukun olamaz. Yok Rumlar’ın sık sık Türkiye hükümetinden kişilerin dediklerine ve en son da Ecevit’in dediğine dayanarak söyledikleri gibi Kıbrıslı Türkler’i değil Kıbrıs’ta toprak kazanmayı düşünerek hareket ettilerseydi dünyayı kandırdıydın demektir ki dünya böyle bir oldu bittiyi kabul etmeyecektir.

Ecevit diyor ki Kıbrıs’ta tek bir Türk kalmasa da veya tüm Kıbrıslılar aksini düşünseler de Türkiye kıbrıs’ı bırakmaz. Bırakmaz da ne yapar? 1960 andlaşmalarına göre Kıbrıs’ın hepsini denetleyecek amam onlara ters olarak da anayasal bir düzen kurdurtmayacak. Olacak iş değil.

Poos raorunun dedikleri de bunlardır başak bir şey değil ve bu olamaz diyor.

Dünyanın görmek istediği, Kıbrıs’ta iki toplumun da söz haklarının eşit olduğu bir anayasal düzen silahsızlandırılmış dolayısıyle Türkiye dahil hiç bir komşusuna tehdit olmayacağı bir durumdur. Dolayısıyle Kıbrıs’ı kaybetmek diye bir şey yoktur.

Kaybedilen sadece olmayacak dualar ve Trükiye’ye toprak kazandırmaktır. Bu zamanda toprak kazanmağa kalmak ise kabul edilemez.

Bu gereklilikler karşı koyması kolay olmayan şeylerdir. Onun için söylenememekte olan şeyler vardır ama içte taşınmakta ve söylemeden elde etmeye çalışılmaktadır. Kıbtıs’ın bir kısmını ilhak etmek konuşulamaz ama iltihak denebilir sananlar olmuş, sonra iltihak değil derinleştirilmiş ilişki denilmiştir.

Görüşmelerde tehlikeli amaçlar ortaya çıkmış denilmiş, masa terk edilmiştir ama hemen arkasından Annn’la görüşme çağrıları başlatılmış, de Soto’nun Kıbrıs’a yerleşmesi ve taraflar arasında temaslara devam etmesi istenilmiştir. Bunun yeni bir zemin hazırlanmasını sağlaması ve iki devletlilik temelinde görüşmelerin yeniden başlaması kararlaştırılmıştır ama kimse iki devletlilik için temas etmeyi kabul etmemiştir.

BM ve diğer uluslararası kuruluşlar ve ilgili devletler BM güvenlik klonseyi kararlarında çizilen çerçevede kalmayı sürdürmüştür.

Buna rağmen BM’e baski yapılarak sanki iki devletlilikten bahsetmekten vaz geçmekle görüşmeler başlayabilirmiş havası verilmek istenmiştir. Bunun üzerine BM iki devletlilikle bağdaşmayacak bir hızlı programla gelerek zaman kazanma çabalarını boşa çıkaracak bir davet gerçekleştirilmiştir. Denktaş durumu anlayınca görüşme davetine evet deyememiştir.

Türk tarafının ilgililerin amaçlarına ters emellerini gizleyerek görüşme başlatmak ve görüşme için kapıları açma becerisini göstermiş olarak AB gelişme rapğoruna kaydolmak, sözünü tutumuş taraf olmak niyetleri boşa çıkmıştır.

Denktaş, Türkiye’nin AB’ye verdiği Kıbrıs sorununun çözümüne yardım etme sözünü yerine getirdiğini kanıtlama görevini basşaramış tam tersine tam AB gelişme raporu arefesinde uzlaşmazlığı pekişmiş ve BM genel sekreterinin görüşme çağrısını ret etmiş taraf olarak ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Hiç teşebbüs etmeseydi ve de Soto’yu yollayın demeiş olsaydı daha iyi olacaktı. O zaman hiç olmazsa yeni görüşme yapılması için söz veririz deyebilirlerdi. Şimdi söz vermek yetmeyecek zaman kazanmak için değil çözmek için görüşmelere hazır olduklarını gösterebilmek için kabul edilebilir çerçevelere geldiklerini de kanıtlamak zorunda kalacaktırlar.

Hal böyleyken halkın Denktaş’ın hezimetini anlamasına ve ona hesap sormasına yardımcı olmaya çalışan pek az çaba var. Denktaş’ın politikasına karşı olanlar onu eleştirmeye devam ettiler ama Denktaş’a destek verenler onun isteklerini gerçekleştirecek durumda olmadığını anlaması da gerekir. Denktaş, boşuna çabalamaktadır, dediği gibi zaman kaybolmaktadır ve bunu Rum yönetimi kendi leyhine kullanmaktadır. Denktaş başka bir demecinde dediği gibi yandaşlarına zaman kazandırmamıştır, son dediği gibi Rum tarafına zaman kazandırmıştır.

Rum tarafı federasyondan da uzaklaşıp üniter devlete yakın ve Türk bölgesi diye bir şeyi sulandırarak çözüm arıyorsa ilk kez, 1974’ten beri bu kadar hedefine yaklaşmıştır. Denktaş’a madalya verecekleri zaman yaklaşmıştır. Nasıl ki Denktaş, 1969’da andlaşma taslağını reddeden Makaryos’a Denktaş madalya önerdi ise şimdi de ona önerecekler.


Alpay Durduran|Ana Sayfa