Alpay Durduran|Ana Sayfa


Serazat, 17 Ekim 2001
Alpay Durduran

BAŞIMIZA GELECEKLER VAR

BAŞIMIZA GELECEKLER VAR

Dünyanın istediğimiz gibi bir yer olmadığı belli. Ama insan doğasının doğal ürünü olan birçok etmenin şekillendirdiği insan ilişkilerinin sonucu olan birçok şeyi beğenmediğimiz de belli. Yani sorumlusu biziz. Bunları zaman içinde giderek azalttığımızı ve bunun hukuk ve hukukun yaptırımlarını yerine getiren güçlerin bulunmasının ve ayni zamanda eğitici çalışmaların ve sosyal önlemlerin sonucu olduğunu hatırlamalıyız.

Bazan polis değil eğitimle bu gelişmenin sağlandığını ya da sağlanması gerektiğini ileri süreriz. Bu tyek başına doğru değil. Yalnız eğitimle ve sosyal önlemlerle sağlanamayacağı anlaşılmaktadır.

Ne yaparsak yapalım bazı insanların onaylamayacağımız şeyleri yapmalarına engel olamayız. Karşılarına bir polis gücü koymanın ve yaptıklarının yanlarına kar kalmayacağını göstermenin yararını reddedemeyiz. Cezanın herşeyi halledeceğini düşünmenin de olanağı yok.

Bu görüşle başımıza 11 Eylül olayından sonra neler geleceğini bir düşünelim.

Bir kere ABD hükümetinin geçmişte yediği naneler ve geri ülkelerin zaten geriliklerine bahane aramaları nedeniyle bunları abartmaya hazır olmaları ve kendi yönetimlerinin ABD’nin gücüne sahip olmaları halinde yeyebilecekleri nanelerle kıyaslamadan düşünmeye meyyal olmaları yüzünden bir nefret birikimi vardı ve bir gün patlayacaktı. Yani Bin Laden’i yakalamak yetmez, nefretle uğraşmak gerek.

Bazıları dediğim gibi sosyal önlemler alınsa hapishanelere gerek kalmaz görüşündedir ama bazıları da suçluyu yakalayıp örnek olacak şekilde cezalandırmakla uç işleme önlenebilir der. Onun için koca dünyada her önlem söz konusudur.

Ne olacağını kestirmek için mantıklı olan insanların ve ne yapacağı kestirilebilir olanların nasıl davranacaklarını yorumlamaya kalkacağız tabii. Mantıklı olmayan yani çıkarlarına aykırı da hareket edebilenlerin ne yapacağını kestirmek tabii ki olanaksız. Örneğin Türkiye ve Denktaş politikalarını kestirmek olanaksızdır. Çünkü çıkarlarına aykırı hareket etmek onlar için çok görülen birşey.

Bilmem duydunuz mu ama Batı’da “tahmin edilebilirlik” (predictability) bir meziyettir. Tahmin edilebilirlik oranı düşük olanlar önemli görevlere gelemezler.

ABD ve müttefikleri teröristlere kaynak olabilecek şeylere karşı savaş açtılar. Bunlar teröristlere yataklık edenlerin barınakları, uluslararası denetime kapalı, girişi çıkşı sıkı denetlenen ülkeler, para saklama ve aktarma olanağı sağlayanlar, silah ve uyuşturucu kaçakçılığını engellemeyen yönetimler, kimyasal, biyolojik ve patlayıcı madde gibi savaş malzemelerinin ve kullanılmalarının denetlenmediği yerlerdir. Daha ileri giderek kendisine yönelik tehditten daha fazla silaha para harcayan ülkelerdir. Bunların hepsi de hedeftir. Bunlara karşı harekete başlanmıştır. Keşmir hedeftir çünkü Keşmir’de Hindistan’dan ayrılmak isteyen yeraltı faaliyeti vardır ve destekcisi bir yabancı ülke bu yüzden Hindistan’la silahlanma yarışı yürütmektedir. Kıbrıs Türkiye ve Yunanistan arasında benzer sorunların kaynağıdır; PKK teröründe oynadığı rol unutulmamalıdır. Falan filan.

Bu yüzden bölgesel sorunların ele alınıp çözümlenmesi şart olmuştur. Yoksa beş tane uçak gemisi ile hiç kullanılmamış teknolojilerle donatılmış dev bir ordu harekete geçirilmezdi. Mesaj “bakın bu güç elinize geçemez, bizdedir, komşularınıza hava atmakla birşey elde edemezsiniz” şeklindedir.

Bu tehditle sonuç almak her zaman mümkün olmayacaktır. Onun için ikinci mesaj “biz istersek komşunuzu destekleriz ve bir kaç ayda sizi yenecek hale getiririz” mesajıdır.

Bu mesajı da almayan olur tabii. Ekonomik önlemleri ve ambargoları desteklemek için tüm dünya ve özellikle biraz kalkınmış ülkelerin de desteği şarttır. Yani onlara da baskı yapılmalıdır.

Bu dönemde baskı altına alınmayacka devlet olmayacaktır. Onu satabilirsin, bunu satamazsın, kime sattıysan bana da haber vereceksin gibi baskılar ve bu konularda devletlerarası andlaşmalara katılma çağrıları olacaktır. Yeni ve daha müdahaleci bir uluslararası hukuk ortaya çıkacaktır.

Ayak içinde dolaşan ve büyüklük iddiasında olan, değeri bu gibi durumlarda büyükler için artan aşağı devletler hem kullanılacaklar hem de hırpalanacaklardır.

Fakat bu kin ortadan kalkacağına artacaktır. Kinin azalması ve terör için kaynakların azaltılması gerekir. Bu da devletler arasında veya uluslararası kuruluşlar aracılığı ile yapılan yardımların ve bazı imtiyazların ülkelere yardımın mahiyetini her vasıta ile açıklama şartına ve medyayı kullanma şartına bağlanmasıyla yürütülmek istenecektir. Bunu eskiler bilir. İlk ABD yardımı Türkiye ve Yunanistan’a verilmeye başlandığında yapılan meşhur ikili andlaşmalarda bu şart vardı: Yardımı alan devlet her vasıta ile halkına bu yaprdımın veriliş amacını anlatmakla yükümlüdür.

Şimdi de devletlere Batı size kalkınmanız için yardım yaptı, İMF size sömürmek için değil zenginleşesiniz diye borç verdi gibi propagandaları yapmaları söylenecektir. Artık İMF’den parayı kapıp da sokakta yapılan nümayişlere destek vermek olmayacak!

Ancak bunlar da yetmeyecektir. Demokrasi ve özgür bireye saygılı bir rejim olmadan insanlara laf anlatamayacaklardır. Dostum Ecevit’in dostu da olsa tahammül edilecek biri değilse, sayılan suçları işledi ise Afganistan’a sultan yaparak çare bulamazsınız.

Özgür,bağımsız ve dokunulmaz bireye dayalı şeffaf ve hesaba gelir bir rejim şart.


Alpay Durduran|Ana Sayfa