Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 15 Ocak 2002
Birikim Özgür

Çözümden Sonrası

Kıbrıs’ta doğrudan görüşmeler başlıyor. Peki bu görüşmeleri hangi bakış açısıyla izlemeliyiz? Beklentimiz ne olmalıdır?

4 Ocak 2002 tarihinde Yeniçağ gazetesinde yayımlanan yazımda bu konuya kendimce giriş yapmıştım. Bu yazıyı Hamamböcüleri okuyucuları ile paylaşmak isterim. Önümüzdeki günlerde bu konuda yazdığım bir başka yazımı sizlere aktarıp kendi bakış açımı daha net biçimde ortaya koymaya çalışacağım.

4 Ocak 2002 tarihli “Çözümden Sonrası” başlıklı yazı şuydu:

2000, 2001 derken 2002 yılı kapımızı çaldı... 2002, dünyanın dört bir tarfında coşkuyla karşılandı. Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Adası, 2002 yılını diğer ülkelerden farklı beklentilerle karşıladı.

Kıbrıs Adası’nda Kıbrıslılar da yaşar.

Ada’nın geleceği ile Kıbrıslılar’ın beklentileri benzeşiyor mu?

Eğer benzeşmiyorsa, ortada ciddi bir sorun vardır...

Gelecek ile beklentiler tesadüfen de benzeşiyor olabilir!

İlahlar Kıbrıs için çözüm ve AB üyeliği öngörmeseler, bunun yerine çözümsüzlük, açlık, sefalet ve dışlanmışlık kaderimiz olarak alnımıza yazılsa, yine “2002 yılından çok umutluyuz” diyebilecek miydik?

Yıllardır çözümü en çok biz istedik. Ne diyorduk?

“Bu memleket bizim”... Yani, bize dıştan karışılmasına karşıydık, kendi kendimizi yönetmek istiyorduk.

2002 yılında Kıbrıs sorunu çözülecek...

Sorun çözüldükten sonra yıllardır çözümü en çok isteyen kesim olarak nefes alıp alamayacağımız konusunda şüphelerimiz vardır.

Bugünü yorumlayabildik ve dedik ki, “Bu ülkede militarist bir rejim vardır”. Rejimin kumandası Ankara’dadır..

Bugünlerde Kıbrıs konusunda havalar ısınıyor, Denktaş Klerides’in koluna giriyor...

Kıbrıslı Türkler’in temel hakları konusunda bir gelişme yok... Bu bir işaret olabilir mi?

Neyin işareti?

Türk tarafı gerçekten çözüm istemiyor...

Aylardır masaya dönmemekte direten Denktaş, Türkiye’yi rahatlatmak için uzlaşmaz tutumunu bir tarafa bırakmış gibi davranıyor, Klerides’i masaya davet ediyor...

Kıbrıs’ta 2002 çözüm yılı olacaksa, niye 2002’ye girerken hala daha insanlara kan kusturuluyor bu adada?

Mesele tamamen yönetim meselesidir.

Militarist rejimlerde kumanda askerlerin elindedir.

Asker, umuttan falan pek anlamaz. Sözlüğünde pek insana, insan psikolojisine değer veren kelimeler yoktur. Bu şekilde disiplini sağlayacaklarına inanırlar.

Kendileri bilirler. Her kurumun kendine göre bir işleyişi vardır.

Yalnız iş toplumun yönetilmesine geldiği vakit demokrasi kurallarının çiğnenmesini pek hazmedemiyoruz.

Asker, yönetir!

Nereye kadar yönetir?

Birileri O’na “Savaş bitti” diyene kadar...

Biz toplum olarak maalesef askerin kurduğu düzeni benimsedik, yaşatıyoruz.

Doğruya doğru...

Asker politik partilerimize hangi görevi uygun görmüşse yıllardır o görevi yerine getiriyorlar. En kötüsü de vitrin demokrasisine alet oluşları...

Çözüm neyi değiştirecek?

Bu vitrin demokrasisinden kurtulabilecek miyiz?

Yoksa yine Denktaş “Türkiye beni istiyor” deyip elini kolunu sallaya sallaya saraya mı çıkacak?

Yine adam kayrılacak mı?

Bugün işe girerken “içerili” bir dost bulmak gerekir. Bu militarist rejimin bize “uygulayın” dediği bir yöntem miydi? Gördük ki sağcı da olsa solcu da olsa insanımız bu yöntemleri uygulamayı benimsiyor. Kimse, bu çarpıklıkların üstüne gitmiyor... Tam bir çıkmaz durumundayız açıkçası...

Bizim merak ettiğimiz, çözüm neyi değiştirecek?

Yine UBP iktidarda olacaksa, alışkanlıklarımızdan vazgeçmesini bize kim öğretecek?

AB çatısı altına girmek bir avantaj sağlayacak mı?

Yoksa yine dayısı, amcası hükümette yer almayan bir partinin sempatizanı veya YBH sempatizanı olduğu için gençlerimizin hakları mı yenecek?

Galiba Kıbrıslılar olarak militarist rejimden kurtulmadıkça, kendi kendimizi yönetmeyi, düzgün bir şekilde yönetebilmeyi hayal olarak görmeye devam edeceğiz...

2002 Kıbrıs’ta yıllardır ertelenmiş sosyalizm mücadelesinin yeniden başlangıç tarihi olacak mı dersiniz?

“Girne’yi almadan çözüm yapamayız” diyerek Kıbrıs’ın bütününün üzerinde, bütün Kıbrıslılar’ın söz sahibi olabilecekleri bir çözümü anlatmaya çalışan AKEL Genel Sekreteri’ne bugünlerde özellikle de Türk tarafında fazlaca yüklenilmesinin sebebi, 2002 yılının rafa kaldırılan bir mücadelenin yeniden günedeme geleceği bir yıl olması endişesi mi?

Güneyde de kuzeyde de solcular karar vermelidirler.

2002 yılı, militarist rejimlşere, bozuk dünya düzenine iyice sığınılan bir yıl mı olacak yoksa Kıbrıs’ta sosyalizm için yeni bir umut ışığı gerçekten doğacak mı?


Birikim Özgür|Ana Sayfa