Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 22 Ocak 2002
Birikim Özgür

İnternet, Demokrasi, Etik İlkeler ve Aydın Sorumluluğu

18 Ocak 2002 tarihinde yayımlanmış Yeniçağ gazetesine, “İnternet, Demokrasi ve Aydın Sorumluluğu” başlıklı bir yazı gönderdik.

Yazımız her yönden geçerliliğini koruduğu için Hamamböcüleri okuyucuları ile de paylaşacağız.

Demokrasiyi artık bilişim toplumu gerçeğini gözardı ederek yorumlayamayız. Bunu topluma anlatmak gerekir. Toplumu oluşturan bireylerin tümüne yakını üniversite bitirmiş bile olsa bilişim toplumu ile birlikte hayatımıza eklenen pek çok yeniliği, bu yeniliklerin sosyolojik ve/veya psikolojik etkilerini, bilemeyebilirler, bunların üzerinde kafa yormamış olabilirler. Bilişimcilerin bu konuya zaman ayırmaları, çaba sarfetmeleri gerekir. Bunu toplumsal bir görev olarak algılıyoruz. “Anneler Derneği”ne sahip bir toplumda “Bilişim Derneği” olmayışını sorguluyoruz.

Bunu yaparken, bizi üzen bir tecrübemizi de okuyuculara aktardık. “Örnek” teşkil etmesi açısından önemli bir tecrübe… Kimseyle bir alıp veremediğimiz yok… Kişisel bir hesaplaşma da kesinlikle sözkonusu değil.

Bu bağlamda;

Sapla samanı karıştırmadan, biz “bayram haftası” yazmışken, bunu “mangal tahtası” diye algılamadan, konunun kişisel yönlerini gözardı ederek, demokrasiyi geliştirmek adına şu noktaları irdeleyebilecek miyiz?

Bir eğitimcinin, eğitim teknoloğunun, “öylesine” yaptığı bir öneriyi, “oyun” kelimesine takılarak, sevgi-saygı çerçevesinin dışına taşarak, ciddiyetsizlikle suçlayınca demokratik bir yaklaşım sergilemiş olur muyuz? (Eğitim ortamlarında insanlara birşeyler katmak için “oyun” sıkça kullanılan bir yöntemdir)

Bunu yaptıktan sonra, listede katılımcılık anlayışının var olmadığını, demokratik bir ortamın bulunmadığını, listeden katkısını esirgemeyen insanlara sonsuz saygımız olsa da bu listenin faşizan bir yaklaşımla yönetildiği için geleceğe taşınamayacağını, verim alınamayacağını ifade ettik diye küfürle karşılık vermek, demokratik midir?

Küfür ettikten hemen sonra cevap yazma hakkımızın engellenmiş olması demokratik bir uygulama mıdır?

Yeni yüzler, yeni sesler kazanmak istiyorsak, bu noktalarda özeleştiri yapmamız gerekir. Aksi takdirde, insanlar “Birikim’in başına gelenleri gördük! Bir öneri yapıp da küfür işitmeyelim” diyerek bir adım geride durmayacaklar mı?

Mesele önerilerin kabul edilmesi veya edilmemesi meselesi değildir.

Mesele küfür meselesi de değildir.

Biri size “yeterince verimli bir iş yapmıyorsunuz”, “gereksiz bir öneri yapıyorsunuz”, “listeyi eleştiriyorsunuz” diye küfür ederse, siz de listenin verimini engellememek için köşenize çekilmeyi tercih edecekseniz, en olgun davranış şekli ne olur?

“Bu ortamda küfür vardır, bu ortam bana göre değildir” dersiniz. Küfür edene de teşekkür etmezsiniz herhalde. “Kargaların öttüğü yerde bülbüller susarmış” dersiniz. Niyetiniz üzüm yemek değil bağcıyı dövmek” değilse, bu bile kaba bir tabirdir. Daha kibar bir şekilde düşüncemizi ifade edebilirdik. “Diğer insanlara, size davranılmasını istediğiniz gibi davranın” ilkesi bilişim dünyasında sürekli tartışılan etik ilkelerin en başta vurgulananıdır. Biz eğer “Kargaların öttüğü yerde bülbüller susarmış” şeklinde bir tepkide bulunmasaydık, Yeniçağ gazetesinde İnternet’i, demokrasiyi ve bu bağlamda aydın sorumluluğunu irdeleyen yazımıza kimse “zımbırtı” demeyecekti. Önerimizin hakaretle reddedilmesinden sonra ortaya koyduğumuz tepkiyi, “Oyuncağı elinden alınmış çocuk” şeklinde de değerlendirmeyecekti kimse… “Küçük burjuva ahlakı”na sahip olmakla da suçlanmayacaktık. “Herkes,becerebildiği ve kapasitesinin elverdiği kadarını yapar!” şeklinde bir hakarete de maruz kalmayacaktık… Tüm bunlar da gösteriyor ki biz de hatasız değiliz. Tüm bunların elektronik postasına gönderilmesine sebep olduğumuz herkesten özürü bir borç biliriz.

Kıbrıs’ta maalesef birkaç aydın dışında hep böyle incir çekirdeğini doldurmayacak şeylere kafamızı takarız. Büyük resmi göremeyiz.

Denktaş’ı eleştiririz. Politikalarını, insanları sindirmek için kullandığı yöntemleri benimsemeyiz. O bile bu yanlış politikalar ve yöntemlerle birilerine (maalesef kendi toplumuna değil) hizmet etmek için gecesini gündüzüne katarak çalışır, küfürü haketmez, hatta çalışkanlığı da takdir edilir.

Bizler O’nun politikalarına ve kullandığı yöntemlere karşı mücadelemizi O’nun yaptığı yanlışlara düşmeden sürdüremezsek, mücadelemiz anlamını yitirir. Büyük resmi görebilmek budur… Biz, bu toplumu sevdiğimiz için, bu toplumun geleceğinin en doğru şekilde şekillendirilmesi için çaba sarfediyoruz. Bu toplumun geçmişte yaşadığı mutsuzlukları gözardı ederek değil, onlardan ders çıkararak, bir daha yaşanmamaları için katkı koyma gayretinde olmalıyız. Bunu yaparken maaselef bazı hatalar yapabiliyoruz.

Eğer hatalar bilişimin hizmetimize sunduğu ortamlarda yapılmışsa, bu ortamları doğru kullanabilme konusuna daha çok kafa yormalıyız. “İnternet, Demokrasi ve Aydın Sorumluluğu” başlıklı yazı bu düşüncenin ürünüdür. “Bilişim ortamlarında etik ilkeler” üniversitelerde başlı başına bir ders konusudur. Gelecekte bunların üzerinde “kapasitemiz elverdiğince” durmaya devam edeceğiz.

Birtakım üzücü tecrübeler bize bunları hatırlatmış olabilir. İnsan tecrübeleriyle insandır. Tecrübelerden ders çıkarabiliyor muyuz? Önemli olan budur…

Paylaşılan bu tecrübeler ışığında demokrasiye ne kadar yaklaşabileceğiz?

“Mangal tahtası” değil, “Bayram haftası” diyoruz. Hamamböcüleri okuyucularıyla da yaşadığımız bir tecrübe ışığında İnternet ortamında demokrasinin, katılımcılığın hayata nasıl geçirilebileceği konusunda düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Etik ilkeler konusunda bir özeleştiri yapıyoruz.

İsteyen bunlara “zımbırtı” der, isteyen zevkle okur, bundan sonrası için daha dikkatli davranır. Ne de olsa demokratik bir ortamda, Kıbrıs Türk Toplumu’nun İnternet üzerinde düşünce ve ifade özgürlüğünün kalesi konumundaki Hamamböcüleri’nde yazıyoruz…

18 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde yayımlanmış yazıyı noktasına, virgülüne dokunmadan aynen aktarıyoruz:

İnternet, Demokrasi ve Aydın Sorumluluğu

Feodalite, endüstri toplumu derken bilişim toplumu kapımızı çalmıştır.

Bilgi çağına geçerken, toplumun sosyolojik yapısı da bir değişim sürecinden geçiyor.

Eski Yunan’dan beri bir “doğrudan demokrasi” ideali vardır. Bunun için henüz çok erken olsa da insanların bu ideale ulaşma konusunda en çok umutlu oldukları çağı yaşıyoruz.

Anahtar kelime şudur: KATILIMCILIK

Demokrasinin gelişmesi, halkın kendini daha çok ifade edebilmesine, devlet kurumlarının insanlara “bir tık kadar” yakın olabilmesine bağlıdır. Kısacası, bilim penceresinden bakıldığı zaman, İnternet çok önemli bir kapıyı açmıştır.

Katılımcı demokrasi ve doğrudan demokrasi için teknolojik temeller atılmıştır. Doğrudan demokrasiyi bir yaşam gerçeği olarak var kılmak için bu kapıdan dikkatlice geçmek yeterli olacaktır. Bu noktada aydın sorumluluğu devreye girmektedir.

Tekno-gerçeklik diye bir görüş vardır.

İnternet’in sunduğu olanak ve fırsatlar kadar ortaya çıkarabileceği sorunların da dikkate alınmasını öneren bu görüş, toplumu katılımcılığa davet etmek için aydınlara düşen görevleri de belirler.

Teknolojinin kullanımı ile ilgili seçenekleri topluma anlaşılır bir dille sunmak ve toplumu tribünlerden sahaya indirip bir katılımcı rolü üstlenmesini sağlamak aydınlara ve sivil toplum kuruluşlarına düşen bir görevdir. Batı demokrasilerinde aydınlar ve sivil toplum kuruluşları bunun bilincindedirler ve gereken çabayı göstermektedirler.

Tekno-gerçeklik hareketini oniki yazar biraraya gelerek 12 Mart 1998 tarihinde bir web sayfasında (http://www.technorealism.org) başlattılar.Bu hareketin zaman içerisinde gelişen ilkelerini verilen adresten incelemek mümkün... Sekiz ana ilkeyi aydınların ve sivil toplum kuruluşlarının iyice özümseyerek tartışıp geliştirmesi ve topluma iletmesi gerekir.

Tekno-gerçeklik görüşünden tutun da İnternet’in demokrasinin derinleştirilmesine ne gibi katkılarda bulunabileceğine kadar birçok konuda bildiriler sunulan sempozyumlar düzenlenmektedir. Alanında uzman pek çok bilim adamı, gazeteci ve politikacı düzenlenen toplantılarda bilişim toplumuna sağlıklı bir geçişin temellerini, süreç esnasında yaşanan birtakım sorunların üstesinden nasıl gelinebileceğini birlikte tartışıyorlar ve dinleyicilere bu konularda vizyonlarını genişletmeleri açısından son derece verimli saatler yaşatıyorlar.

Siyasetin toplum içerisinde daha çok ilgi çekmesi için İnternet nasıl kullanılabilir?

Gerek devletten gerekse siyasi partilerden bilgi alma ve hizmet isteme aracı olarak İnternet’in kullanılması mümkün...

Bir de, siyasi veya ekonomik herhangi bir konuda bir baskı unsuru olmak açısından İnternet son derece etkin bir araca dönüştürülebilir.

Bunları topluma anlatmak gerekir. Çarpık, eksik bir temel üzerine inşa edilen yaklaşımlarla İnternet’i kullandığımız takdirde birtakım kazalar kaçınılmaz olacaktır.

Bu kazalardan birini geçtiğimiz günlerde bizzat yaşadık.

İnternet’in bir baskı aracına dönüştürülmesi için en uygun ortam, elektronik posta ile katılımın sağlandığı tartışma listeleridir.

Bir tartışma listesinde aklıselim sahibi birkaç kişi sürekli partilerin hedef gösterilmesinin bir yararı olmadığını düşünmüşler ve yukarıda bahsedilen üçüncü ilke çerçevesinde olumlu birtakım işlere imza atmanın gereğini vurgulamışlardır.

Biz de demokratik hakkımızı kullanarak bir ortak ürün ortaya konması için önerimizi yaptık.

Listeye üye herkes bir cümle ile Kıbrıs’ta çözümün nasıl olması gerektiğini ortaya koyacak, böylece herkesin katkısı ile ortaya çıkacak hassas noktalar harmanlanarak bu listede biraraya gelmiş insanların nasıl bir çözüm istedikleri bütün topluma ve dünyaya aktarılacaktı. Bu yöntemle olmazsa olmaz bir kavrama, KATILIMCILIK ilkesine biraz daha yaklaşılacaktı.

Bir öneri her zaman, herkes tarafından kabul görmeyebilir. Bu doğaldır, demokrasinin renklerindendir.

Yalnız böyle bir öneri yaptık diye liste kurucusu tarafından “ciddiyetsizlikle” suçlanınca, biz de demokratik hakkımızı kullanarak, listenin verimini artırmaya yönelik öylesine yapılmış bir öneriden dolayı üzerimize bu şekilde gelinmesini eleştirdik ve kendince birşeyler yaptığını sanarak katılımcılığı artırmak için var olan bir ortamı bu temel ilkesinden kopararak kullanmanın ancak da meleklerin dişi mi yoksa erkek mi olduklarını tartışanların yapabileceği birşey olduğunu belirttik. “Bize göre bu ortamın çıkış noktasını gözardı ederek yapılan işler geleceğe taşınamazlar. Bu liste için de bu görüş geçerli...” dedik.

Sen misin bunu söyleyen!

Küfürleri bir duysanız...

“Müsibetsiniz! Her girdiğiniz ortamı kurutuyorsunuz! Nedir sizden çektiğimiz!”...

Kişisel olarak bunların üstüne pek durmayız.

İnternet, doğrudan demokrasiye geçişte önemli bir araç...

Ağıza alınmayacak küfürlerle listenin çalışmasını bilinçli bir şekilde engellemeye çalıştığımızı iddia ettikten hemen sonra en demokratik hakkımız olan açıklama yapma girişimimizin listenin kurucusu olmaktan doğan birtakım hakları kullanarak engelleyen zihniyeti eleştirmek gerekir. Bunun da ötesinde, durumu liste üyelerine aktardığımız zaman, pişkin bir üslupla, kelime oyunlarına başvurarak bu demokratik hakkımızı ortadan kaldırdığını gizlemeye çalışan zihniyet bizim ençok önemsediğimiz “sol dürüstlüktür” ilkesini de ayaklar altına almıştır.

Ortada çok ciddi bir demokrasi ihlali vardır. İnternet’in doğrudan demokrasiye ulaşmak için kullanılacağı yerde demokrasinin katledildiği bir ortama dönüşmesinin önüne geçmek adına konuyu gündemde tutmak gerekir.

Trafikte, kırmızı ışıkta geçmek suçtur. Kırmızı ışıkta geçen birisi bugün bize çarpmıştır. Yarın başkalarına da çarpmayacağının garantisini kim verebilir?

Bu nedenle sosyalizm ve demokrasi savunuculuğu yapan, faşizme karşı mücadelede önderlik taslayan bu insanların da uygulama aşamasında doğru adımları atmalarını herkesin ciddiyetle talep etmesi gerekir.

İnternet’in yanlış uygulamalarla heba edilmesini hazmedemeyiz. Sonuçta toplum kaybeder, tepkisiz kalamamalıyız.

Tepkisiz kalarak, “Gözardı et” diyerek listede yapılan demokrasi ihlalini yok sayan ve hiçbirşey olmamış gibi “dostça üretmeye” devam eden arkadaşların da kendi açılarından demokrasiye bakış açılarını değerlendirmeleri gerekir.

Diğer taraftan gerek bizi arayarak gerekse elektronik posta göndererek bu tartışmada haklılığımızı onaylayan tüm arkadaşlara demokrasi ve düşünce özgürlüğü mücadelesinde doğru noktada olmalarından dolayı teşekkür ederiz. Aydın sorumluluğu dedikleri bu olsa gerek!

Yaşanılan bu tecrübe, herkesin bu ortamı doğru şekilde ve bilinçli kullanması için eğitici çalışmaların yoğunlaştırılması gereğini de gözler önüne seriyor.

Bu yazı, bu kapsamda İnternet ve Bilişim teknolojilerinin demokrasiyi güçlendirme, katılımcılığı kavrama ve vurgulama, İnternet üzerinde sivil örgütlenmenin ilkelerini sorgulama gibi önemli bazı tartışmaların toplum gündemine getirilmesine yardımcı olur diye umuyoruz.

Dünyadaki eğilimleri öğrenip Kıbrıs için çözüm öncesinde veya sonrasında önerilerimizi sıralamanın gereği konusuna da dikkat çekmekte fayda vardır. Bunu yapmadığımız takdirde ileride daha birçok çarpık uygulamayla karşı karşıya kalabiliriz. Çözüm sonrasında bir Bilişim Derneği bile kurmamış oluşumuzun Rum tarafında bu konularla ilgilenenlerce hayretle karşılanacağı aşikar...

Şimdiye kadar Bilişim Derneği kurmamış oluşumuz ayıp değil, bundan sonrası için girişimleri başlatmamamız ayıptır...


Birikim Özgür|Ana Sayfa