Görüş, 28 Ocak 2004 Birikim Özgür | ||
MESAJ DOĞRU, YÖNTEM YANLIŞ Son 1 ay içinde Hasan Hastürer’in Kıbrıs Gazetesi’nde yayınlanan çeşitli yazılarında doğru mesajlar vermek adına zaman zaman yanlış yönteme başvurmakta olduğu gibi bir gözlemim var...Haklı olarak sevgili ilkokul öğretmenim, topluma ve özellikle de CTP’lilere bugüne dair çeşitli uyarılarda bulunma ihtiyacı hissediyor. Bugünlerde gerçekten de hepimiz benzer bir psikolojiye sahibiz... Çözüm yönünde gelişen toplumsal bütünlük ve kararlılık küçük hatalar yüzünden zarara uğramasın derdindeyiz... Hepimiz CTP ve BDH’nın attığı adımları, nefeslerimizi tutarak izliyoruz. Tek bir bireyin bile çözüm yanlısı cepheye ve elbette çözüme olan inancı zedelenmesin diye pek çok insan gözlerini ve kulaklarını dört açmış bir halde, garip bir sorumluluk hissiyle, gelişmeleri izliyor... Buna bir de hükümet boyutu eklenmiş durumda üstelik. En küçük bir hata veya aksilik, tüm toplumu zıvanadan çıkarabilir... Öyle bir dönem bu dönem. Haliyle Sn. Hastürer’in duyarlılığını da bu gözle değerlendiriyor ve doğrusu verdiği içtenlikli mesajları, yaptığı uyarıları beğenerek okuyorum. Üzüldüğüm bir nokta ise eskide kalanın artık önemsiz olduğu ve isteğe göre saptırılabileceği kanaatiyle aslında yakın geçmişte yaşanmış bazı önemli tecrübeleri tahrif etme (çarpıtma) yönündeki bilinçli veya bilinçsiz tavrı... Üstelik bu tavır, tamamen bireysel suçlamalara dayanıyor... CTP’lilere ve aslında tüm topluma doğru mesajlar vermek adına geçmişten dersler çıkarıyor sevgili öğretmenim. Bu çaba takdire değer ancak Sn. Hastürer aynı zamanda “eski başkan” ile “yeni başkan” polemiği de yaratıyor. Zaten açıklıkla “yanlış” diye nitelendirdiğim yöntem tam da budur. Zamanı mıdır? Öyle anlaşılıyor ki ikisi de günümüzde etkin siyasetçiler olan iki genel başkandan bir tanesini yerin dibine sokarak, diğerine, “Aman sen de aynı hataları yapıp benzer duruma düşme” mesajı vermeye çalışıyor Sn. Hastürer. Toplum ve özellikle de CTP ile şu veya bu nedenle bir bağı olan kesimler kanımca bu yöntemi benimsemiyorlar! Hele hele böylesi bir dönemde, bir tanesi BDH’nın üst yönetiminde, diğeri de bin bir mesele ile uğraşan CTP’nin sözcüsü iken, bu iki birey üzerinden polemik yaratırcasına iddialarda bulunmak, Sn. Hastürer’in imrenerek izlediğimiz aşırı hassasiyeti ile ne derece bağdaşıyor? Sn. Hastürer’in bana göre yanlış olan bu yöntemini takdir eden herhangi bir çözüm yanlısı Kıbrıs Gazetesi okuyucusu var mı bilemiyorum doğrusu... Tabi bu işin “masum” yönüdür... Kanımca konunun bir de “masum olmayan” yönü var. Sn. Hastürer’in, sanki bütün toplumun öyle bir kanaati varmışçasına, gönül rahatlığıyla “CTP’nin eski genel başkanının hataları” diye nitelendirdiği noktalar gerçekten “hata” mıdır? Polemikçi tavrı eleştirip polemiğin içine ayakkabılarımla dalmak niyetinde değilim... Dahası aramızda aile bağı olmasına rağmen “CTP’nin eski genel başkanının” avukatı hiç değilim. Yine de toplumun “tek taraflı” bilgilendirilmesine göz yumacak kadar vurdumduymaz olmayı kendime yakıştırmıyorum. Bana göre bu konu önemlidir ve Sn. Hastürer’in vurguladığı noktalardan daha farklı boyutları da vardır. *** Tüm şartlarda geçerli olabilecek şu düşünceme vurgu yapmak isterim: X Partisi’nin tarihini, ideallerini ve bunların uygulanmasında veya üretilmesinde katkısı olan en üst kademeden en alt kademeye herhangi bir emekçisini, şu veya bu amaç uğruna, harcamaya kalkışmak başta o partinin üyelerine yakışmaz. O ideal göreceli olarak bugün için hatalı dahi olsa veya o emeği geçen birey şu veya bu nedenle bugün için X Partisi ile bağlarını koparmış dahi olsa, o ideali veya bireyi kendince bir mesaj uğruna feda etme lüksüne sahip olduğunu düşünmek bile bile lades olmaktan başka bir şey değil. Kanımca hem toplumsal hayatta hem de X Partisi içinde, sağduyu, o lükse sahip olduğu düşüncesinden hareketle davranabilen insanın “kulağını çeker”... Unutmayalım; partiler veya güncel siyasi tavırlar sadece birer araçtır. Eğer bireysel veya zümresel değil toplumsal yani insanı ve idealleri önemseyen bir değerler bütününe sahipseniz, toplum içinden sizinle ilgili çıkabilecek bazı bireyci sesler pek de rağbet görmez; göremez. En taksimcisinden tutun da en Birleşik Kıbrısçısına kadar toplum bir bütündür... Ve toplum tüm çabalamalara rağmen kendine dair bir şeyler üretmiş, ona hakkı geçmiş insanlara ve onların ideallerine saygıda kusur etmez... Tarih o “çabalamaları” toplumsal hayatın menfi hanesine, o idealleri de müspet hanesine yazar... Dönelim evkafın su meselesine... Hasan Hastürer belli ki CTP’nin ilk hükümet tecrübeleri ile ilgili tüm günahları eski genel başkanın hanesine yazdırma derdinde... Bunu yazılarında birden fazla kez sanki de bir yerlere bilinçli bir mesaj gönderircesine yaptı. Halbuki bana göre toplumda herkes özellikle bu konuda Hasan Hastürer ile benzer bakış açılarına sahip değil. Yani Hasan Hastürer’in zaman zaman bilinçli bir şekilde kalemine yansıttığı “CTP’nin eski genel başkanın hataları” odaklı ikna yöntemi, verdiği güzel mesajların toplumun bazı kesimlerine sağlıklı ulaşmasının önünde bir engel... Hasan Hastürer’in saptamaları karşısında özetle şu çıkışları yapabilecek pek çok insan yok mu toplumumuzda? Tüm çabalamalara rağmen, hangi ideallere sahip olan insanların 1994 sonrası defalarca kurulup bozulan DP-CTP hükümetlerinde ciddi hatalara imza attıklarını ben çok iyi biliyorum. O dönemde kimlerin mal bulmuş mağribi misali DP-CTP hükümetine dört elle sarıldığı gören gözlerin dikkatinden kaçmamıştır... CTP’yi o dönemde “evde kalmış, eş bulamama kaygısına düşen müzmin bekar” (Hastürer, 2 Ocak 2004) konumuna sokanlar kimlerdi? Diğer taraftan hükümet oyununun Denktaş tarafından tezgahlanan bir tuzak olduğunu topluma anlatan ve “Hükümetten çekilmeliyiz” deyip ayak direten kimlerdi? Sn. Hastürer tüm toplumu “unutkan” yerine koyarak mı bu konularda softa şaşırtmacasına kalkışıyor? Dahası o dönemde hükümetin tüm tersliklere rağmen devam ettirilip ettirilmeyeceği konusunda “eski genel başkan ve arkadaşları” dışında Sn. Hastürer de dahil tüm hükümet erkanının ve üst düzey bazı parti yöneticilerinin topluma sırtlarını dönüp “Gailesi sizi mi tuttu?” tavırları sergiledikleri çok iyi biliniyor. Böyle bir ortamda, “eski genel başkanı”, partisini, “evde kalmış, eş bulamama kaygısına düşen müzmin bekar” konumuna düşürmekle suçlayan Sn. Hastürer tarihte yaşananları dilediği amaçlar doğrultusunda kullanabileceğini ve kimsenin de “Arkadaş sen ne yapıyorsun?” demeyeceğini mi sanıyor? Tüm bunları, bu konu özelinde “Hasan Hastürer’in iddiaları tamamen yanlış, benim yazdıklarım da tamamen doğru” mesajını vermek için yazmıyorum. Siyaset alanında zıt bakış açıları hep olur. Böylesi minör konularda tek bir tarafın doğruluğunu ısrarla ispatlamaya çalışmak, toplumsal kazanımların önünü açmak için doğru yöntem değildir. Önemli olan akılda kalıcı mesajları topluma mal edebilmektir... Bunun için de doğru zaman beklenir... Bugün de CTP’nin geçmiş hükümet deneyimlerinden arda kalan tecrübelerini tartışmanın ve bu bağlamda toplumsal kazanımlarımızı maksimize etmenin en doğru tarihsel zaman aralığındayız... Sırf bu nedenle bile CTP’liler açısından bugün, hükümet oyununun bir tuzak olduğunu savunduğu için partiden uzaklaştırılanların daha çok olumlu yönleriyle hatırlanması ve bireysel olarak o insanlar bugün CTP çatısı altında olmasa da eskiyi yad ederken, en azından, “Yiğidi öldür ama hakkını da ver” yaklaşımlarının ön plana çıkarılması gerektiği kanaatindeyim. Bu yaklaşım, CTP’yi küçültmez; aksine bu partinin sanılandan çok daha büyük bir parti olduğunun da bir ispatına dönüşebilir. Özellikle bazı CTP’lilerin artık “Partimi eleştiren herkes benim düşmanımdır” psikozundan kendilerini kurtarmaları gerekir... “Büyümenin” tek yöntemi, seçim döneminde yoldan geçen tüm “solcu olmayanları” partiye doluşturmak olmamalı... Hem çağdaş, hem Avrupalı olduğunu iddia etmek ama aynı zamanda da feodal yani daha çok parti merkezli bir duygusallıkla politik tavırlar geliştirmek sağlıklı bir bakış açısı olamaz; olmamalı... *** Sn. Hastürer’in yazdıklarının tüm toplum tarafından doğru kabul edilmeyebileceğini anlatmaya çalıştım. Bir de kendi adıma bazı tecrübeleri paylaşmak durumunda hissediyorum kendimi... “Eski genel başkanın”, inanmadığı ve kurulması aşamasında parti meclisinde aleyhinde oy kullandığı bir hükümetin bakanı olduğu dönemde yaşadığı zorluklara bizzat şahidim. Üstelik o dönemde henüz Denktaş’ın bilumum kazıkları konusunda duyarlı partililer yeni yeni uyanmaya başlamışken, “eski genel başkan”, partide birliği muhafaza etmek adına alınan kararlara da uymak durumundaydı... Tam da bu dönemde, “eski genel başkan”, bir meclis konuşmasında, zaten tutar yanı kalmamış olan bir hükümeti eleştirmeye çalışan UBP’lileri susturmak ve partinin daha fazla yıpranmasını engellemek için Hasan Hastürer’in de eleştirdiği şekilde “Gailesi sizi mi tuttu?” diyerek, DP ve Denktaş ile iyi anlaştıkları imajı yaratmayı denemiştir. DP’liler de kalkıp O’nu ayakta alkışlamışlardır... Liderlik budur... “Ev”den yani aileden haberlere devam ediyorum: Partiden yargısız infaz yöntemiyle dışlanana kadar “eski genel başkan” partisinin barış ve demokrasi kavgasını hiç ara vermeksizin sürdürebilmesi adına gerekli olan her yolu denemiştir. Buna, yeni parti yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirmeye çalışma, gördüğü yanlışlıkları yazılı ve sözlü olarak yeni parti yönetimine bildirme ve hatta partiden istifa edenleri partiye geri döndürme çabaları da dahildir... Bu konuları pek de yumuşak olmayan bir geçişle tarihe havale etmişken tekrardan yazmak ve yaşamak durumunda kalmak çok hoş değil. Ancak Sn. Hastürer bazı yaşanmışlıkları Kıbrıs Gazetesi okuyucuları ile işine geldiği gibi paylaşmaya kalkınca, “Bu madalyonun bir de diğer yüzü var” demek zorunda hissediyor insan ister istemez. Hep de aynı tavrı sergileyeceğim çünkü tüm bu yaşanmışlıkları yani bana göre “eski genel başkana ve arkadaşlarına” yapılan haksızlıkları ve haksız saldırıları, onların ne gibi hataları olduğu iddia edilirse edilsin, adalet duygum reddetmektedir. “Emeğe saygı” noktasındayım hala geçen yıllara rağmen.. Temennim, “yeni genel başkanın” da en az “davul bizim boynumuzda tokmak başkalarının elinde” diyerek demokratikleşme yani barışa ve çözüme ulaşma konularında ayakları yere basan ağızlı yüzlü bir tavır geliştirebilmiş “eski genel başkan” kadar toplumun beklenti ve duyarlılıkları doğrultusunda hareket edebilmesidir... CTP’nin şu anki genel başkanına yapılabilecek en büyük kötülük, O’nu eski genel başkan ile karşılaştırıp aralarında illa ki bir duruş farkı olması gerektiği gibi bir hava yaratmaktır ve O’nu demokrasi kavgasından uzaklara sürüklemektir... Tekrarlamakta fayda var. Benim kendi bakış açıma göre üzerinde durduğum bazı minör ama bana göre önemli konular dışında sevgili öğretmenim Hasan Hastürer’in “hükümet oluşumu ve toplumun beklentileri” ile ilgili son zamanlarda yaptığı duyarlı eleştiriler, bence yerindedir ve dikkate alınmalıdır...
copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||