Görüş, 29 Ocak 2002
Birikim Özgür
Yine Etik Tartışmaları...
Geçtiğimiz hafta Hamamböcüleri okurları ile paylaştığımız yazı “etik” tartışmalarına neden oldu.
Neden?
Bir listede bize yapılan hakaretleri okuyucularımızla paylaştığımız için bazı dostlar tarafından “bir kez daha düşünmeye” davet edildik.
Etik açıdan yaptığımızın yanlış olmadığına inanıyoruz.
Ortada kimseyi zorda bırakacak hiçbir bilgi yoktur.
Bir isim belirtmedik... Yaşanılan tecrübeyi hangi listeden aktardığımızı ifade etmedik. Düşüncelerimizi merkeze koyduk, kimseye hakaret etmedik. Bunun da ötesinde niyetimizin birilerini incitmek, okuyucular karşısında küçük düşürmek olmadığını, sadece kendi yaşadığımız bazı tecrübeleri de hesaba katarak genel bir bakış çerçevesinde neyin nasıl olması gerektiği konusunda okuyucularımızla fikirlerimizi paylaştık. Bu, son derece etiktir.
“Hız yapmak suçtur” demekle yetindik. Her duyarlı vatandaşın yapması gerektiği gibi hız yapan aracın plakasını da yazıp şöforünü teşhir etme gereğini bile hissetmedik, bunun yararına inanmadık. Mutlaka bunda sadece o liste üyelerinin dahil olabildiği bir ortamın dışında insanları teşhir etmenin doğru olmayacağını düşünmemizin de etkisi vardır.
Etik olmayanı hemen yine kimsenin ismini vermeden aktaralım...
Bizim yazdıklarımızı bir “iktidar hırsı” olarak algılamışlar... Cevap hakkımızın engellenmesi tecrübesini yaşadığımız listeyi ele geçirmek istiyormuşuz...
Olmayan bir şeyi, bizim yazılarımızda, tartışmalarımızda dile getirmediğimiz birşeyi, varmış gibi göstermek ve bunun üzerine birtakım yorumlarda bulunmak ne derece etiktir?
İnsan ancak da “Gülsem mi ağlasam mı?” diyebiliyor...
Yazılarımızda ifade ettiğimiz noktalar bellidir.
Bunlara açıklık getirilmedikçe o listede “Ben de varım” diyebilmemize imkan yok...
Bir günde tam 4 kez gönderdiğimiz elektronik posta, liste yöneticisi tarafından engellendi.
Bu demokratik olmayan uygulama yaşandı mı yaşanmadı mı?
Bu pisliğin (uygulamanın) ortadan kaldırılması için tek bir cümle sarfetmeyenler hangi akla hizmet bizi etik davranmamakla, balon gibi sönmekle suçlar?
Kim oyun oynuyor?
Bir insanın haklarını istediğinde alan, istediğinde geri veren ve bu durumun olduğu gibi kabullenilebileceğini sanan mı oyun oynuyor yoksa demokratik olmayan bir uygulamanın ısrarla üstüne giden mi?
O listeye satırlarca uzunlukta elektronik postalar göndermektense böylesi bir hatanın üzerine gitmenin çok daha yapıcı ve de geliştirici olduğunu düşünüyoruz.
Bu ülkenin gençleri horlandı, göçe zorlandı, işsiz bırakıldı. En önemlisi de hiçbir zaman anlaşılamadı...
Anlayacaklar... Yerli yersiz küfür ederek, aşağılayarak, bilgiçlikle suçlayarak ilkeli davranmayı öğrenmeye çalışan sıradan bir gencin direncine belki de şaşıracaklar.
***
Geçtiğimiz hafta Yeni Çağ gazetesinde yine etik konusunu irdeledik. Beğeninize sunarız:
Etik Niçin Gerekli?
Prof. Leslie Lipson, “Uygarlığın Ahlaksal Bunalımları: (Manevi Bir Erime mi? Yoksa İlerleme mi?)” adlı son yapıtının önsözünde şöyle diyor:
“Bu kitabı, insanlık tarihinde çok önemli ve nazik bir noktaya vardığımıza derinden inandığım için yazdım. Hem uygarlığımızın şu andaki düzeyini yükseltme olanağı, hem de kendi kendimizi yok etme tehlikesi, öncekine göre çok fazladır. İnanıyorum ki şimdi yeryüzünü cennete ya da cehenneme çevirmeyi gerçekten mümkün kılabilecek görülmemiş seçeneklerle karşılaştığımız gerçeğinin ayırdına giderek daha fazla varılmaktadır. Bundan dolayı bir bilimadamının, gerek yararlı olabilecek bilgilerle genel tartışmaya katkıda bulunarak, gerek çok önem taşıyan konuları öne çıkararak, gerekse hangi değerlerin yarardan çok zarar getireceğini açıkça ifade ederek elinden geleni yapması bir yükümlülüktür. Akademik alanım siyasal bilgiler olmakla beraber, ‘değerlerden bağımsız’ olmakla gurur duyan ekole ait değilim. Bunun yerine, hem kanıtlardan yola çıkarak edinilmiş fikirleri açıklamayı, hem de uzun araştırmaların sonuçlarını Bacon’un dediği gibi ‘insanın rahatlığı ve mutluluğu’ için kullanmayı, kişinin görevi olarak görüyorum.”
Prof. Lipson’un bu düşünceleri daha geniş bir tabana yayılabilir. Sadece bilim adamları değil, sanatçılar, işadamları, köşe yazarları ve toplumu oluşturan tüm bireyler bu sorumluluk doğrultusunda davranmalıdırlar.
“İnsanlığın rahatlığı ve mutluluğu” sözünü, biz, “yurdumuzda yaşayan insanların refahı, parlayan, çağdaş geleceği” şeklinde de algılayabiliriz.
Hepimiz, kendimize, ailemize, çevremize, ülkemize ve dünyaya karşı sorumluyuz. Ülkemizdeki aksaklıkları birisine aktardığımız zaman, “Beni ilgilendirmez”, “Bunlar benim sorunum değil, başkasının sorunu” demesi olanaklı değil. Hepimiz aynı gemideyiz, bizi barışa, güzelliklere götüren bu gemi su alıyor...
Yenilikler, büyük ölçüde bilişim teknolojileriyle ilişkili...
Yenilikler, gelişmeler, yan etkisiz ve bedelsiz değildir. Yaşam tarzlarımız, kullandığımız araçlar ve yöntemler değişirken, hızla tükeniyoruz.
Dünya tükeniyor... İnsani değerler tükeniyor...
Dünya nüfusunun beşte biri refah içinde ileri teknolojileri kucaklarken, diğer bir beşte biri açlık sınırının eşiğinde!
Bilişim teknolojileriyle birlikte gelen sorunların başında kişisel haklar, güvenlik, fikri mülkiyet hakları gibi şeyler geliyor.
İnternet’te başınıza heran, herşey gelebilir. Bilgileriniz çalınabilir, size küfür edilebilir, bilgisayarınıza birileri saldırabilir...
Bu gibi sorunları en aza indirmenin tek yöntemi şimdilik etik kavramını vurgulamaktan başka birşey değildir.
Etiğe uygun yaşamak, etik ilkelerin etkin olması hayatın her alanına uyarlanabilecek bir rehber gibi görünüyor.
Bilişimde, etik ilkelerinin başında “Diğer insanlara, size davranılmasını istediğiniz gibi davranın” ilkesi gelir.
“Etik ilkeler olmasaydı ne olurdu?” sorusunu bir başka soruyla cevaplandırabiliriz: “Trafikte soldan gitme kuralı olmasaydı ne olurdu?”
Özellikle bilişim dünyasında, İnternet’te yaşanan sorunların önemli ölçüde nedeni; bir süredir etiğin unutulması, gözden düşmesi ya da geri plana atılması gibi görünüyor. Salt birinci ilkenin herkes tarafından uygulandığını düşünelim; yani herkesin, diğer insanlara kendine davranılmasını istediği gibi davrandığını; nasıl bir dünya geliyor gözünüzün önüne?... Nasıl bir Kıbrıs?... Toplumumuz yıllardır uyutuluyor. Çok geri kaldık. Kıbrıs sorunu aklımızı, zekamızı doğru yönlere kullanmamızın önünde büyük bir engel...
Parasızlık, ekonomik baskılar adeta yaşam sevincimizi alıp götürdü.
Çevreyi düzenlemek, temiz tutmak para gerektirmiyor...
İnternet’ten hepimiz faydalanıyoruz. Yenilikleri takip ediyoruz.
İnternet ile tanışırken bu ortamda yaşanabilecek tehlikeleri de gözönünde bulundurabilmeliyiz. Şu bir gerçek ki “etik” ve “İnternet” bilişim teknolojilerinin hayatımıza kattığı birbirinden ayrılamaz iki ana kavram...
İnternet dünyasına adım atmışsanız, etik konusuna da iyice kafa yormak, kavramı iyice özümsemek durumundasınız...
İnternet’in hayatımıza girmesiyle tekrar gündeme gelen etik ilkeleri hayatımızın her alanında uygulamak da para gerektirmiyor...
Hepimiz aynı gemideyiz, bizi barışa, güzelliklere götüren bu gemi su alıyor... Ne olur biraz daha dikkatli olalım... Bu ülke insanını yozlaştırma politikaları güdenlere inat, her alanda, bilişim teknolojilerini kullanırken, siyasette ve basında etiği ön plana çıkaralım...
Bu hepimizin sorumluluğu...