Görüş, 3 Ocak 2005 Birikim Özgür | ||
Trafik kazalarının siyasi boyutu Kıbrıs’ta trafikle ilgili duyarlılık gün geçtikçe artıyor. Peki bu duyarlılık kazaların önlenmesi konusunda ne oranda etkili olabiliyor? Bu, kafalardaki en önemli soru işaretlerinden bir tanesi. Soruyu tersten soracak olursak, gün geçtikçe artan duyarlılık neden bir türlü kazaların önüne geçmemiz için yeterli olamıyor?Kazaları tek bir unsura bağlamak yanlış. Ancak değişik tecrübelerle şekillenmiş çok farklı önerilerin her birini dikkate almaksızın bu sorununun çözüme kavuşturulamayacağını da saptamak gerekiyor. Çok üzücü sonuçlar doğuran kazalar üzerinden siyaset üretmek pek iyi niyetli bir çaba olmasa gerek. İnsanların acıları üzerinden siyasal rant sağlamak gibi bir girişimi elbette ki benimsememek gerekir. Ne var ki Volkan gazetesindeki bir köşe yazısını okuduktan sonra ister istemez trafik kazalarının siyasi boyutunu irdeleme ihtiyacı hissettim. Söz konusu yazı, barış yanlısı bir partinin temel düşünsel zemininin aslında trafik kazalarının başlıca sorumlusu olduğuna vurgu yapıyordu. Bu düşünsel zeminin gençlerde yarattığı psikolojiyle gençler içip içip sarhoş oluyor ve araba kullanıyorlarmış. Kazalar da bu nedenle meydana geliyormuş. Volkan gazetesinde yayınlanmış bir köşe yazısının ne önemi var demeyin. Bazı insanların o işe yaramaz bakış açıları bile insanı bazı konularda tetikliyor işte...
O halde duruma bir de şu gözle bakalım: Trafik kazalarının siyasi boyutunu irdelenirken “alt yapı eksikliği” veya “esas sorumlu devlet” gibi düşünceler üzerinde duruluyor sürekli olarak. Peki bu durumların veya yargıların altında neler yatıyor? Hangi felsefe, hangi düşünce yapısıdır ki alt yapı eksikliklerine veya devletin bizatihi trafik kazalarının baş sorumlusu olması durumuna vesile yaratıyor? En başta en büyük sorumlu, insanı değil toprağı önemli sayan bugüne kadar varlığını sürdürmeyi başarmış o hamasi ideolojidir... Öncelikle bu hakimiyetçi ve kendini sorgulanamaz addeden ideoloji yargılanmalı ve insana kendi ülkesinde mutlu yaşayabilme hakkı iade edilmelidir... Kıbrıs’ın kuzeyinde de trafik kazaları engellenecekse, işe buradan başlanmalı. Kıbrıslı Türkler, bu adada “Biri gider onu gelir” zihniyeti ile değil “Her giden, bizden bir parça alıp götürüyor” anlayışı ile yönetilmeliler. İnsan-merkezli bir yapıda birey olarak mutluluğu yakalayabilmeliyiz ki alınacak tüm polisiye tedbirler aslında bize düşman olan bir devlet aygıtının varlığının değil bizi koruyan ve kollayan bir güven unsurunun çağrıştırıcıları olabilsinler. İktidara duyulan güven ve içinde yaşanılan düzene duyulan saygı, trafik kazalarını tamamen olmasa bile büyük ölçüde azaltmayacak mı? Çünkü birey, dönem dönem içine düşeceği tüm bireysel psikolojik sıkıntılarına rağmen bilecektir ki doğru yoldan şaşmadığı müddetçe bütün bu sıkıntıları aşılabilirdir ve dahası eğer bu bir başarı olacaksa bu başarıya köstek değil destek olacak güven duyduğu bir idari yapıda yaşamaktadır. Bu güvencelere sahip bir birey niye sürat yapsın? Niye dalgınlıklarını, kafa karışıklıklarını, yorgunluklarını ve kazaya sebebiyet verebilecek tüm diğer yaşamın olumsuzluklarını en azından direksiyon başındayken erteleyemesin? Niye psikolojisinin bozuk olduğu durumlarda hep iktidarı bireysel bir hazda arasın? Siyasi iktidarın noksan olduğu veya çok başlı olduğu şartlarda, demokrasiye güven duyulmayan bir ortamda insanoğlu “yapabilme” güdüsünü ancak ve ancak bireysel aşırılıklarla tatmin edebilmektedir. Bu da süratin başlıca sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır... Bir diğer önemli nokta ise tüm yanlışlarına rağmen siyasi anlamda ayakta tutulan ve cezalandırılmayan siyasetçilerin varlığıdır. Rauf Denktaş bu konuda bir semboldür. Dünya mersine giderken O tersine gitmiştir ama iktidarını hep korumuştur. Dünya Kıbrıs’ta bütünleşmeyi savunurken o bölünmeden yana bir tavrı ısrarla sürdürmüştür. Tüm bu tersliğine rağmen siyasette dimdik ayakta durabilmiştir.... O halde radyolar, televizyonlar istedikleri kadar “Sürat ölümdür” diye bas bas bağırsınlar; insanımız “Ben sürat yapsam da bana bir şeycikler olmaz” düşüncesini fazlasıyla benimsemiş olacaklardır. Önlerindeki örnek, yani siyasete damgasını vurmuş olan koskoca Denktaş, tüm evrensel doğruları her gün insanların gözleri önünde ayaklar altına almakta ama siyasetteki varlığını sürdürebilmektedir... Bu da insanımıza göstermektedir ki bazen yanlışlar yapmak dezavantaj değil avantaja bile dönüşebilmektedir; o halde “yanlış” fazla da korkulacak ve kaçınılacak bir parçası değildir hayatın... Demek ki Denktaş ve temsil ettiği zihniyet bu adada varlığını sürdürdüğü müddetçe dolaylı olarak insanımızın kendine güveni ters yönde tetiklenmiş olacaktır. Her konuda olmasa da belirli konularda, özellikle de toplumun geleceğiyle ilgili konularda evrensel aklın varlığına inanmak ve bunun önündeki engelleri kaldırmak gerekiyor trafik kazalarını önleyebilmek için... Trafik kazalarının baş sorumlularından bir diğeri ise UBP’nin temsil ettiği anlayıştır. Maalesef toplumda en çok oy alan partilerden bir tanesidir UBP... UBP denince akla ilk gelen ne? Türkiye’den ve aslında başka devletlerden de gelmiş olan maddi kaynakları iyi değerlendirememiş, alt yapı sorunlarını yeterince önemsememiş, işe yaramaz hükümetlerin gelmiş geçmiş vazgeçilmez bir partisi... Bu topluma iktidarsızlık layık görülmüşse, bunun taşeronluğunu da yıllarca UBP yapmadı mı? Dolayısı ile UBP de trafik kazalarının siyasi boyutu ile ilgili yapılacak bir değerlendirme sırasında nasibini elbette almalıdır... Eğer alt yapı yetersizliği bir cinayet aleti olarak kabul edilirse, bu cinayeti işleyen kim? Yıllarca “Hep bana” deyip de toplumun kaynaklarını sömüren kim? İrili ufaklı zenginler yaratan, siyasal rant için kendi yandaşlarının cebini parayla dolduran, hakça bir düzen kurmak adına kılını bile kıpırdatmayan ve ağızlı yüzlü yollar, sokaklar, aydınlatılmış çift şeritli otobanlar yaptırmayıp bu toplumu karanlığa mahkum edenler kim? Tüm bunların sorumlusu kim? Derviş Eroğlu ve arkadaşları değilse kim? Siyaset sahnemizin toplumsal yaşama ve tabi ki trafiğe yansıması bu derece hazindir. İnsana değer veren ve söylemlerini hep insan merkezli üreten ilerici siyasetçilerin ortaya koydukları çabaların dolaylı da olsa trafik kazalarını önlemeye dönük de bir değer taşıdığını gözden kaçırmayalım. Siyasete dair iki çift laf ederken ilerici siyasetçilerin ortaya koydukları çabaları acımasızca eleştiren ve ayakları yere basmadan işkembeden sallayan sözde politikacılara da aman ha sakın fazla kulak asmayalım...
copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||