Görüş, 12 Kasim 2002
Birikim Özgür
Annan’ın Planı Mı Yoksa Ananın Planı Mı Ağır Basacak?
Annan'ın "It's going to be a tough decision that will require courage, wisdom and vision" (Bu cesaret, vizyon ve bilgelik gerektiren zor bir karar olacaktır) diyerek ortaya koyduğu plan gündeme damgasını vurmuş bulunuyor.
“Ananın planı” ndan kastedilen ise Türkiye’deki şahinlerin ve Kıbrıs’taki uzantılarının çözümü baltalama endeksli yıllardır süregelen politikaları ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjileridir.
Annan’ın planını sunar sunmaz ilk demecinde, “Denktaş bu planı hemen reddetmesin” demesi, toplumumuz adına büyük bir talihsizliktir. BM Genel Sekreterliği makamını dolduran bir kişinin bütün dünya vatandaşlarını temsil ettiği ve her dünya vatandaşına eşit yaklaşmak gibi bir misyonunun olduğu noktasından hareketle diyebiliriz ki, “Annan bile Denktaş’a güven duymakta zorlanıyor ancak biz O’nu hala daha vazgeçilmez görerek dünyaya rezil oluyoruz”.
Annan’ın planı kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Kıbrıs’ta üst düzey anlaşmalara ve BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs ile ilgili aldığı kararlara ters düşmüyor. Diğer taraftan “türk tarafı”nın son dönemeçte ortaya attığı egemenlik, ayrı devlet beklentilerini de tümden karşılıksız bırakmıyor.
Tarafların beğenmedikleri unsurlar yok mu planda?
Eğer planda tarafların beğenmedikleri unsurlar hiç olmasaydı “böyle saçma bir plan olabilir mi” denmeyecek miydi?
Kıbrıs’ta çözüme ulaşılacaksa, kuşkusuz iki tarafın tavizleri ile bu başarılabilecektir.
Yumurtanın kapıya dayandığı bu aşamada, ananın planı çerçevesinde hangi adım atılabilir?
“Ne bu acele kardeşim” diyebilirlerdi ve diyorlar da...
“Yangından mal kaçırır gibi çözüm mü olurmuş” diyerek gerek Mümtaz Soysal gerekse Şükrü Sina Gürel şahinlerin tavrını açıklıkla ortaya koyuyor.
Taş koyabilmek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklar...
Türkiye açısından bakıldığında bu dönemeç bir demokrasi sınavıdır.
“Devlet politikası” yoktur, “parti politikası” vardır. Bu, demokrasinin vazgeçilemez bir unsurudur. AKP’nin Kıbrıs politikası, “Kıbrıs Sorunu” başlığıyla ele alınıyor ve AB bağlamında çözülmesi gereken bir sorun olarak ele alınıyor.
DSP ve adını bile şu anda hatırlayamadığımız Soysal’ın partisinin Kıbrıs konusuna “Mesele 1974’te çözülmüştür” tarzı yaklaşımları Türkiye halkından onay alamamıştır. Adamlara göre Kürt sorunu yoktur, Kıbrıs sorunu yoktur, türban sorunu yoktur... Hepsini Ecevit çözmüş.
Türkiye halkı gereken cevabı vermiştir.
Peki Gürel ve Soysal’ın hala daha konuşuyor olmalarının bir avantajlı tarafı yok mudur?
Ananın planını aklımızın bir köşesinde mutlaka tutmamız gerektiğini, Türkiye’deki gücünü demokrasinden yani halktan almayan ancak gücü da herkesçe bilinen derinlerdeki bir devletin varlığını ve bu devletin Kıbrıs konusunda bakış açısını bizlere sürekli hatırlatıyor olmalarını bu aşamada bir avantaj olarak algılayabiliriz.
Eğer bu bir sınavsa, sınavı geçmek ya da sınavdan kalmak alternatifleri de mutlaka ölçülebilmeli, tartılabilmelidir.
Denktaş, Annan’ın planını değil, ananın planını destekleyecektir. Sn. Denktaş, ne Annan’a ne de Kıbrıs Türk Toplumu’na güven telkin etmektedir.
Bizim üzerimize düşen görev bu güvensizliğin sebeplerini ortaya koymak ve Denktaş’ın “sütten çıkmış ak kaşık”, “Kıbrıs Türkü’nün vazgeçilmez lideri”, “Partiler, meclisler üstü bir mevzu” olmadığı gerçeğini ortaya koymaktır. Annan’ın planına sahip çıkmanın ve toplum çıkarlarını savunmanın bir yöntemi de budur.