Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 26 Kasim 2002
Birikim Özgür

Şahinlere Dair İki Tecrübe II

Geçen haftaki Şahinlere Dair İki Tecrübe başlıklı yazımızı, bir arkadaş, yazıda da bahsedilen KIB-GENÇ’in İnternet ortamındaki haberleşme ağına postaladı. Yazıda eleştirilen Kudret Özersay yazımızı okudu; cevap verme gereği duydu. Cevabını ilgiyle okuduk, şahin olmadığına dair düşüncelerini beğendiğimizi ifade ettik.

Yazıyı Hamamböcüleri Dergisi’nden okuyanların da yazıya verilen cevabı okuma hakkı vardır. Bu yönde bir ricada bulunduk. Sağolsun, Kudret Özersay, kendisi açısından bunun bir mahsuru olmadığını ifade etti. Kendisine teşekkür ediyor, cevabını, noktasına virgülüne dokunmadan, beğeninize sunuyoruz:

Asağıdaki satırları yazmadan önce uzun bir süre düşündüm. Hatta sevgilimin gecesini o karamsar ve üzgün halimle mahvettim diyebilirim. Bu yazdiklarim icin herkesten (Birik haric) simdiden özür diliyorum.

Uzun süredir tanıdığım ya da en azından tanıdığımı sandığım Birikim tarafından geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen konferansta yaptığım konuşmaya atfen (aslında atfen terimi az kalır çünkü yazının yarısı benim üzerime tesis edilmiştir) yazılmış olan Görüş, insanların isteğe bağlı olarak nasıl olmadık yerlere itilebileceğinin ya da görüşlerinin nasıl saptırılabileceğinin çok yerinde bir örneğini oluşturmakta. Birikim tarafından yazılan metin içerisinde zaman zaman “uzun yıllardır tanınan sevgili kudret”, “sayın Özersay”, “Kudret Özersay” “Kudret” ve “Dr. Özersay” tanımlamarıyla yer alıyor olmam başta olmak üzere, pek çok yanıyla rahatsız edici unsurlara yer veriliyor. Ben yine de, sadece “Birikim” demekle yetinmeliyim, yıllardır olduğu gibi.

BM tarafından 11 Kasımda sunulmuş olan plan konusunda yanıltıcı ve olumsuz bir hava çizmiş olmakla ve bu şekilde dolaylı yoldan çözüm karşıtlarının, şahinlerin ekmeğine bal sürmekle veya Birikim’in bir diğer ifadesiyle barışa katkı koymayan bir yaklaşım sergilemekle suçlanıyorum.

Hafta sonu yaptığım konuşmayı dikkatlice dinlemiş olanlar, BM planı içerisinde yer almış olan olumlu ve olumsuz unsurları, uluslararası hukuku esas alarak katılımcılara aktarmaya özen gösterdiğimi hem konuşmamın başındaki ifadelerimden hem de metnin genelinden anlayacaklardır. Ben daha konuşmamın ilk başlığını açıklarken, ortaya çıkan metnin bir uluslararası antlaşma karakterine sahip olmaktan uzak olduğunu ama Rumların istediği gibi bir anayasal metin de olmadığını vurguladığım sırada acaba Birikim salonda değil miydi? Aynı başlık altında yetkilerin kaynağı niteliğindeki Foundation Agreement’in BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmasının bu metni uluslararası seviyeye çekeceğini ve bunun Türk tarafı bakımından olumlu olarak görülebileceğini söylediğimde Birikim salonun en arkasında oturmuş gözlerimin içine bakarken, kendi ifadesiyle “Denktaş ve Klerides’in çapkınlıklarını mı düşünüyordu”?

Benim BM planı konusunda uluslararası hukuk gözlüğüyle yapmış olduğum olumlu değerlendirmeleri ısrarla görmezlikten gelmek isteyen Birikim, Garanti Antlaşması konusunda söylediklerimi ve bunun büyükelçi Bulunç’ta yaratmış olduğu rahatsızlığı da mı atlamıştır. Konuşmam sırasında, BM planı içerisinde Garanti ve İttifak Antlaşmaları bakımından “shall remain in force” ifadelerinin kullanıldığını vurgulayarak, bunun çok önemli ve Türk tarafının uzun süredir savunmakta olduğu bir noktanın doğrulanması olduğunu vurguladım. Öte yandan, BM barış gücünün adadaki varlığının monitoring faaliyeti ile sınırlı bırakıldığını ve bu nedenle Garanti Antlaşması’nın sulandırılmadığını da özellikle belirttim. Bunun üzerine büyükelçi söz alarak bu Antlaşmanın sulandırıldığı yönünde fikir beyan etme zorunluluğu hissetmiştir. Peki o sırada Birikim ya da kurgulamaya müsait bakışları nerededir?

Tüm bunlara ek olarak, sanıyorum Birikim’in salondan ayrılması ertesinde, bana sorulan bir soruya cevaben, Türkiye ile KKTC arasında yapılacak olası bir entegrasyonun, yüzünü Batı’ya ve AB’ye dönmüş olan bir Türkiye bakımından ciddi sorunlar yaratacağını ve hukuksal olarak bir “yokluk” üzerine tesis edilecek yeni ilişkinin çok iyi hesaplanarak kararlaştırılması gerektiğini söylediğimde Birikim ayrılmış durumdaysa, bu durum ona beni yerli yersiz itham etme hakkını verir mi?

Konuşmamda BM planı konusunda yer alan olumlu ve olumsuz unsurları, kendi anladığım kurallar çerçevesinde analiz etmeye çalışırken, Birikim bunun içerisinden kendisine, olumsuz olanları seçmiş ve olumlu olanları ayıklamıştır. Elde kala kala, Birikim tarafından haftanın yazısı için malzeme ve eski bir hesabı kapatmakta kullanılacak tatsız bir metin kalmıştır.

Şimdi bu listenin tüm okuyucularına şunu sormak gerekir: Yaptığım değerlendirme içerisinde spesifik bir noktaya yönelik bir görüş, Birikim tarafından şahin olarak nitelenenler tarafından herhangi bir zamanda kullanılmışsa benim Şahin olmam kaçınılmaz mı olmaktadır? Devrim’in söylediğine bir yerde katılıyorum. [Yazımız haberleşme ağına gönderildikten sonra Devrim adında bir arkadaş yazı ile ilgili birtakım yorumlarda bulunmuştu, Dr. Kudret Özersay cevabını listeye gönderdiği için arkadaşa atıfta bulunmuştur. (Ekleme: Birikim Özgür)] Artık ara seçenek yoktur bizim için: ya barışı seçeceğiz ya da seçmeyeceğiz. Ama buna birşeyi daha eklemek kaçınılmazdır: Barışı tercih edenler, bu barışın yaşayabilir ve kalıcı olması için teklif edilen barış çözümlerinin bazı yanlarını eleştirebilir veya değiştirilmesini isteyebilirler. Bu tutum, illa ki barış istememek anlamına ve konumuna getirmez insanı. BM planı açıkça bu metnin bir müzakere zemini olarak hazırlandığını ve taraflar arasında uzlaşma olması halinde her noktasının değişime açık olduğunu vurgulamaktadır. Zaten ilk adım ertesinde bir al-ver süreci öngörülmektedir. Bu da, tarafların rahatsız oldukları noktaların karşılklı olarak giderilmesine çalışmayı ifade eder. Peki bu noktaları belirlemeye çalışmak, metni reddetmek ya da barış istememek olarak nitelenebilir mi? görünen o ki, kararı verecek olan Birikim ise yanıt “evet”dir.

Birikim, BM planının basına sızdırılması konusunda yanlış yapıldığını ve taraflara baskı yapmak amacıyla Yunanistan tarafından bu yolun tercih edildiğini söylemiş olmama rağmen, bana olan olumsuz yaklaşımının yansımasıyla benim UHH’cılar gibi konuştuğumu savunacak kadar ileri gitmiştir. Ardından da, sözde kendi savlarını desteklemek için uluslararası hukukun ekollerinden birinin temsilcisi olan hukukçunun yazdıklarından alıntı yapmıştır. Gerek bu konudaki değerlendirmesi, gerekse Türk-Yunan yakınlaşmasına ilişkin olarak yönelttiği iddialar, Birikim’in Türk dış politikası ve uluslararası hukuk konusunda sahip olduğu formasyon ve derin araştırmaları !!! akla getirmektedir.

Birikim’in “yıllar içerisinde edinilmiş olan formasyonuma” yönelik sözleri ise, yanıt gerektirmeyen bir ayıptan öteye geçmemektedir.

Birikim’in asıl yanlış yaptığı nokta, eğer kendisini doğru tanımışsam, insanları illa ki belirli bir kategoriye katma gayretinde yatmaktadır. Ben bir akademisyen olarak, metnin olumlu ve olumsuz yanlarını dile getirdiğimde, olumsuzları bunun içerisinden çekmek ve bunlar mevcut siyasi otoritenin görüşleriyle örtüşüyor diye beni bu kategori içerisine koymak haksızlıktır, insanları ve yaşamı yanlış anlamak ve anlatmaktır. Bu da yapıcı ve uzlaşıcı değil, daha baştan sizinle birebir uyuşmayan insanları bir kenara itmeye, kafanızda yarattığınız “karşı kampa” sokmaya hizmet eden “yıkıcı” bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, yıllardır Kıbrıs’ta barış için yürekten çaba göstermiş pek çok insanın “vatan haini” yahut “Rumcu” olarak tanımlanmasını ve toplumda hak etmediği muamelelere tabi tutulmasını sağlamıştır. Birikim tarafından ortaya konulan yaklaşımın bu sonuncusundan farkı yoktur. Hayatın sadece Siyah ve Beyazdan ibaret olmadığını anlamak için, alim olmaya gerek yoktur. Sıradan bir insan olmak, ama “insan” olmak yeter koşuldur.

Not: üniversite yasami bakimindan zaman hayati öneme sahiptir. Bu nedenle, Birikim tarafından bundan sonra bana yöneltilecek benzeri satasmalara yanit yazmayacağım. Ne kendi zamanımı ne de baska arkadaslarin zamanini, Birikim’in kısır çekişmeleri hedefleyen sözde tartışmaları için harcamak istemiyorum.

Herkese sevgiler,

Kudret


Birikim Özgür|Ana Sayfa