Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 3 Kasim 2001
Birikim Özgür

Örgütlenme - ÜTK Tarihine Küçük Bir Katkı

Örgütlü mücadele, demoktarik katılım gibi kavramlar insan hayatında büyük yer tutmalıdır diye düşünürüz. İnsanın gönüllü olarak, hiçbir maddi karşılık beklemeden kendini bir örgüte, bir mücadeleye adaması kadar onurlu başka bir davranış şekli herhalde yoktur. En güzeli insan hayatında gelişmenin sadece eğitim kurumlarıyla sınırlandırıldığı ülke şartlarında herşeye rağmen gelişmeyi bir yaşam tarzına dönüştürmek için de bireysel bir seçenektir insanın gönüllü olarak bir örgütte var olması, çalışmalara katılması…

ÜTK yılları benim için bu anlamda en “verimli” yıllardı. ÜTK çatısı altındaki mücadelem benim geleceğimi şekillendirdi.

Yaz aylarında eski bir ÜTKlı dostla çok kısa bir sohbetimiz olmuştu. Köşe yazarlığı uğraşımı küçümsemiş, “Ankara’daki üniversiteli gençleri biraraya getir, örgütlenmelerine yardımcı ol.” demişti. Köşe yazarlığını “oturduğu yerden ahkam kesme” olarak görüyordu. Yani elini taşın altına koymadan, özveride bulunmadan atıp tutmak… Anlamını bile bilmediğim birçok kelimeyle bana taş atmıştı… Aklımda birtek “konformist” kelimesi kaldı. Herhalde bu kelime de “rahatına düşkün, yazarken mangalda kül bırakmayan, iş yapmaya gelince de hep uzak duran kişilik” anlamına geliyordu.

“O’nu kendi haline bırak” demiş ve ortamdan uzaklaşmıştım.

Bazen insanlara şaşıyorum. O insanlar ki işlerine geldiği gibi en saf en kaliteli insanları kirli dillerinden düşürmezler… O insanlar ki hep işlerini bilirler, enayilik derecesinde özverili insanları yeri geldiğinde “bencil, çıkarcı” diye nitelendirirler…

Örgütlenmenin kelime anlamı nedir?

Bireylerin belirli bir amaca yönelik bir işi tamamlamak için o işi bir ucundan tutmaları…

Ankara’daki öğrencilerin “örgütlenmek” gibi bir arayışları varsa, bu gerçekleşecektir. Liderlik vasıflarına sahip insanlar bu işi başarabilirler. Kimden ne şekilde yararlanacakları, kimin bu örgütlenmeye işin hangi ucundan tutarak katkı koyacağı zaman içinde şekillenir.

Ne yaptığını, ne istediğini bilen demokrat bir insan gibi gelecek yardım taleplerine yanıt vermekten kaçınmayacağız elbette. “Üniversite öğrenciliği”, 4 yıllık bir “öğrencilik” yani hayatı tanıma, mesleki açıdan donanma sürecidir. Bu süreci tamamlamış, meslek hayatına atılmış ve haftada 2 kez “içerikli” köşe yazıları yazmaya gayret eden bir “köşe yazarı”na “Öğrencileri örgütle” derseniz, size gülerler…

Basit düşünmekte fayda vardır. Pratikte imkansız bir “beklenti” sözkonusu…

Yaşam tarzı olarak gerçekleştirilmesi çok zor bir “beklenti”…

Bir de hayatın öğrettikleri vardır… Yaşanılanların öğrettikleri… Belki korkular, belki hoşnutsuzluklar… Kendinizi saf saf bir örgüte adarsınız… Çok da yol kat edersiniz… Günü gelir sizin hayatta vazgeçemediğiniz ahlaki prensipler hiçe sayılarak nankörce arkanızdan vururlar… Siz meseleye kişisel çıkarın çok ötesinde yaklaşırken birileri çıkar ve sizin omuzlarınızda taşıdığınız bir örgüte kişisel davranıp ihanet ettiğinizi söyleyebilir.

O örgüt ki yıllarca partizanlığa karşı savaşmış ve daha sonra partizanlığın alasını gerçekleştirmiş… O örgüt ki iğneyle kuyu kazar gibi dürüstlük temelinde inşa edilmiş… Ve sonra bozuk para gibi harcanmış…

Örgütlenme galiba aşka benziyor… Temkinli olmanın, kendini fazla kaptırmamanın önemini hayat bize öğretti…

Arkadaşlarla zaman zaman şakalaşırken şöyle derim: “Bu hayatta bir CTP vardı bir de GS benim için…”

CTP maalesef örgütlü mücadelede en güzel örnek iken bizim için ilkelere, mücadeleye nankörlüğün en acımasız örneği oluverdi.

Denktaş’ın kucağına oturdular, hükümette kalabilmek için geçmişten gelen misyonlarını bir tarafa bırakıp O’nu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediler. Sonra utanmadan dönüp bunun böyle olmaması gerektiğini söyleyenleri örgütten dışladılar… Üstelik de kendi yandaşlarına bu dışladıkları kişilerin partiyi Denktaş’a gebe bıraktığı yalanlarıyla uyutarak yaptılar bunu.

Bunları gözlemlemiş bir kişi insanlara ne kadar güvenebilir?

İhanetin kol gezdiği diyarlara küsmek akıldan geçmez. Geçmez ancak “dikkatli” davranmanın gereği de çok güzel kavranır…

Nasıl ki aşka küsülmez, küsülmemeli, örgütlü mücadeleye dair inanç da hiçbir zaman bitmez, bitmemeli.

Evet. Örgütlenmek isteyen gençler varsa, önce kimden ne şekilde yararlanacaklarını kestirebilmelidirler. Bazılarımız ticaret erbabına yakındır. Finansman konusunda yardımcı olacaklardır. Bazılarımız olaylara tepeden bakmayı tercih eder, hazıladıkları dökümanlarla yönlendirici rolünü üstleneceklerdir.

Bazı kişisel nedenlerle Hamamböcülerindeki yazılarıma birkaç aylık bir “ara” verip vermeme düşüncesiyle haşır neşir olduğum şu günlerde örgütlenmek isteyen gençlere (eğer varsa) geçmişte ÜTK için yazdığım sayfalarca raporları okumalarını öneririm. Yıllardır yazılmış yazılarımı okumalarını öneririm. Bazı insanlar yazılanları önemsemeyebilir… Yetersiz bulabilir… Benim katkım onlardır… Gerçekten faydalanmak isteyenler için de bulunmaz kaynaktırlar.

Bir örgütte herkes mutlu olacağı şekilde katkısını koyar, sorumluluklarının bilincinde hareket edebilirse o örgüt gerçekten “anlamlı” kılınır.

Bu sabah bilgisayarımdaki dökumanları karıştırırken ÜTK Genel Sekreteri olarak bu örgütün sözcülüğünü yaptığım döneme ait bir röportaja rastladım.

Daha önce hiç tanımadığım bir öğrenci gelip benden yardım istemişti. Kültür Gecesi’ne hazırlanıyorduk. Yoğun tiyatro çalışmalarımız vardı. Sorumluluk bilinciyle o öğrenciye ÜTK’yı anlatan bir röportaj hazırlamıştım. Bizden sonrakilerin eline kağıt kalemi hiç almamış olmaları bu tip kaynakların değerini artırıyor. Gençler örgütleneceklerse önce bu kaynakları gözden geçirmeliler.

Röportaj şöyle idi:

***

Soru: Merhaba. Sizinle Türkiye’de yüksek öğrenimini sürdüren Kıbrıslı gençlerin oluşturmuş olduğu Üniversite Temsilciler Konseyi (ÜTK) hakkında konuşmak istiyoruz.

Cevap: Merhaba! Bana böyle bir konuda görüşlerimi aktarabilme şansını verdiğiniz için teşekkür ederim.

Soru: İsterseniz sohbetimize başlamadan önce bize kısaca kendinizden bahsedin.

Cevap: Memnuniyetle.

Kısaca cevap vermek gerekirse; 1978 yılında Lefkoşa’da doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi yine Lefkoşa’da tamamladım. Şu anda Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde Bilgisayar Öğretmenliği Bölümü’nde 3. sınıfa devam etmekteyim.

İnsanın kendi kendini anlatması kadar zor birşey olamaz herhalde. Somut verileri bir tarafa bırakıp biraz daha soyut açıklamalar yapmak istiyorum.

Hayatı tanımlamayı, insanları gözlemleyip iyi ve kötü yönleriyle onları tanımayı seviyorum. Bu belki de yaşımdan da kaynaklanan bir takıntı. Herzaman için ‘acımasız’ olarak tanımlanan hayatta mümkün olduğunca az yara almak için çevremdeki insanları iyice tanıma gereği hissediyorum. Bahsettiğim çerçevede gözlemler yapabilmek için de iletişim şart. Buna dikkat etmeye çalışıyorum.

Bunu yaparken bazen ümitsizliğe düşmüyor değilim. Bazen öyle basit insanlarla karşılaşyoruz ki. Mevlana’nın bu konuda çok güzel bir sözü var: “Nice insanlar gördüm elbisesi yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok”. Maalesef dünya çok basit insanlarla dolu. Bunun önüne ancak da eğitimle geçilebilir. Bu nedenle okunan her kitabın insan hayatında altın değeri vardır. Ben de vakit buldukça okumaya, kendimi geliştirmeye, basitliğimi aşmaya çalışıyorum.

Herşeye rağmen, gerek arkadaşlar, gerek politik gruplar, gerekse ülkeler arasındaki sorunların ‘sağlıklı iletişim’in olduğu bir ortamda çözülemeyeceğine inanmıyorum. Birbirini anlayabilen ve birbirine saygı duyan insanların düşmanca tavırlar sergilemelerini yani çatışmalarını anlamsız buluyor, karşılıklı anlayışın hakim olduğu ortamlarda görüşü ne olursa olsun herkesin dostça yaşayabileceğini düşünüyorum. Böyle bir ortamı yakalamak şimdiye kadar ne arkadaş çevremde bana, ne de halen daha ateşkes antlaşmasının yürürlükte olduğu bir adada yaşamaya mahkum iki toplumdan biri olan Kıbrıs Türk Toplumu’na nasip olmuş. Kolay değil. İletişim çok önemli ancak sanırım komplekslerden arınmak da en az bunun kadar önemli. Kompleksi kişiler veya toplumlar sağlıklı düşünemez, gerçeklerden kaçar. Benim de öyle sorunlarım yok değil. Ani alınganlıklar, dargınlıklar yaşıyorum zaman zaman. Ama yine de nefret, kin gibi duygularımı zaman zaman çok istemiş olmama rağmen harekete geçiremem beni genelde çok anlayışlı ve barışa yatkın bir insan kılıyor. İnsan ırkına karşı bu merakım beni ÜTK gibi bir örgütte çalışmaya sevk etti. İyi ve kötü yönlerimizle, yalnız başımıza ahkam keserek bir yere varamayacağımızın bilinciyle, bir taraftan yararlı birşeyler yapmak için hevesle uğraşırken diğer taraftan da kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. İnsan olmanın gereklerini yerine getirmeye, sosyalleşmeye bakıyoruz.

Soru: ÜTK çatısı altında hevesle çalıştığınızdan bahsettiniz. Bu örgütteki görevinizi bize anlatabilir misiniz?

Cevap: ÜTK Genel Sekreteriyim. Bu göreve geçtiğimiz yaz aylarında seçildim. Birkaç ay içinde genel kurulumuz toplanacak. Bu toplantıdan sonra büyük bir ihtimalle görevi başka arkadaşlara devredeceğiz.

Soru: Madem ki görevinizi zevkle yürütüyorusunuz, neden bunu bir yıl daha sürdürmeyecekmişsiniz gibi konuşuyorsunuz?

Cevap: ÜTK sürekli yenilenen bir örgüt. Her yıl yeni arkadaşlar üniversiteyi kazanıyor. Temsilcilerimiz sürekli değişiyor. Arkadan gelenler var. Bayrağı onlara teslim ediyorum. ÜTK içinde çalışmalarımız devam edecek. Hayata küsmüş olmadığımıza göre alışık olduğumuz bir arkadaş kitlesinden ayrılmamız sözkonusu olamaz. Tabi böylesine stresli ve zahmetli bir görevin dersler sözkonusu olunca götürüleri çok oluyor. İşin bir de bu yönü var yani. Bu nedenle gelecek yıl ÜTK çatısı altında beni daha az yoracak görevlere soyunacağım.

Soru: Şu anki göreviniz tam olarak nedir? Daha açık sormak gerekirse, ‘ÜTK Genel Sekreteri’ ne gibi sorumluluklar taşır? Ne yapar?

Cevap: Sanırım öncelikle ÜTK’nın yapılanmasından bahsetmekte fayda var.

Genel Kurul temsilcilerimiz Yürütme Kurulu üyelerini seçiyorlar. Genel Kurul’dan hemen sonra yapılan YK (Yürüme Kurulu) toplantısında görev dağılımı oluyor. YK’ya girmeye hak kazananlar bu toplantıda kendi ilgi alanları ve yetenkleri çerçevesinde belirli görevler üstleniyorlar. Bunlardan en önemlisi Genel Başkanlık, bir diğeri ise Genl Sekreterliktir. Bu iki görevi üstlenenler örgütün tüm etkinliklerinde ‘tam sorumlu’ konumundadırlar. Bir başka deyişle, aldıkları sorumluluğun büyüklüğünden kaynaklanıyor olsa gerek, bu iki şahıs hertürlü görevi canlarını dişlerine takarak, hiçbir özveriden kaçınmaksızın yapmak durumundadırlar. İdeal olan budur. Genel Sekreter, örgütün yazışma işlerinden de sorumludur. Bu nedenle tüm resmi ve gayrı resmi yazışmalarını yapma görevini de üzerine alır. Örgütün çalışmalarını kamuoyuna aktarma, toplantılar sonucunda alınan kararlar doğrultusunda örgütün tutumunu kitlesine anlatma görevi de yine Genel başkan ve Genel Sekreter’in sorumluluğundadır.

Soru: Peki tüm bu görevleri yaparken genel olarak amaçlanan nedir? ÜTK’nın esas hedefini bize anlatabilir misiniz?

Cevap: ÜTK’nın faaliyetlerini iki temel başlık altında özetlenebilir.

Bunlardan birincisi yurdundan, evinden, ailesinden uzakta yaşayan gençlere yaşanabilir bir sosyal çevreyi hazırlamaktır. Bu, esas hedeflenendir. En doğal insani ihtiyaçlardan olan ‘iletişim kurma’ gereksinimini giderecek üretken bir ‘gençler topluluğu’ ulaşılması gereken en öncelikli hedefimizdir.

Mutlaka her insanın ilgilendiği bir sosyal araç vardır. Bazılarımız tiyatro oynayarak, bazılarımız okuduğu kitapları başkalarına anlatarak, bazılarımız müzikle uğraşarak, bazılarımız da herhangi bir spor dalıyla uğraşarak boş zamanlarımızı değerlendiririz. Tüm bunların yanında eğlenmeyi de ihmal etmemek gerekir. Zaman zaman eğlence amaçlı partilere katılarak derslerin stresinden kurtulmaya çalışırız. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Tüm sayılanların en önemli ortak özelliği çağımızda yaşanan en büyük sıkıntıların başında gelen ‘paylaşamama’ sorununun üstesinden gelecek ortamları yaratıyor olmalarıdır. Üniversitede okuyor olmanın getirdiği zorlukları hepimiz biliyoruz. Kendimize zaman ayıramamaktan şikayetçiyizdir çoğu zaman. Güzel arkadaşlıklar kuramamaktan, içimizden geçenleri yaşayamamaktan ciddi psikolojik sorunlar da kapımızı çalar bazen. Tüm bunların üstesinden insanlara ulaşarak gelebiliriz. Bunun için de en iyi ortam örgütlü bir gençlik topluluğudur.

Tatiller dışındaki dönemlerde ÜTK’nın yapmaya çalıştığı bundan ibarettir. Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek olan “Kıbrıs Türk Kültür Gecesi” için son hızla çalışmalarımızı sürdürürken birkez daha anladık ki belli bir amaç etrafında toplanıp beraberce hedefe ulaşmaya çalışmak tatlı bir yorgunluğun yanında mükemmel bir dinlenme, kendini gösterme ortamını da sağlıyor. Çalışmalar esnasında kazanılan ya da pekiştirilen dostluklar yıllar sonraya da kalacak olan esas getirilerdir.

ÜTK’nın iki temel amacından biri Kıbrıslı öğrenciler arasındaki iletişimi sağlamakken diğeri ise ÜTK’nın tüzüğünde yer bulduğu çerçevede toplumu için olumlu işler yapmaktır. Bunlardan en önemlileri hiç kuşkusuz tatil dönemlerinde gerçekleştirilen paneller ve çeşitli sorunların dile getirildiği eylemlerdir. Yapılan eylemler çoğu zaman öğrenci kitlesinin sorunlarının çözümüne yöneliktir. Şubat ayında gerçekleştirilen eylem sonrası Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş biz gençlere bazı sözler vermişti. Yurda döner dönmez verilen sözlerin takipcisi olup gençliğin haklarına sahip çıkmakta bir an bile tereddüt etmeyeceğiz.

Soru: Az önce ÜTK’nın tüzüğüne atıfta bulundunuz. Tüzüğünüzdeki ilkelerden bize kısaca bahsedebilir misiniz?

Cevap: Tüzüğümüzde 5 tane ilkeden bahsedilmektedir. Bunlar sırasıyla Bağımsızlık, Barışçılık, Demokratiklik, Toplumculuk ve İnsan Hakları ve Evrensel Bildirgesi’ni kabuldur.

Tek tek kısaca değinmek gerekirse;

En temel ilke bağımsızlıktır. ÜTK Genel Sekreteri olarak size tüzüğümüzde yer bulduğu çerçevede bundan ne anladığımızın yanında bu konudaki kendi görüşlerimden de bahsetmekte fayda görüyorum.

ÜTK’nın yetkili organları var. Yürütme Kurulu’ndan bahsetmiştim. Bunun yanı sıra Türkiye’nin değişik bölgelerindeki faaliyetleri organize eden, YK’ya bağlı olarak sadece bulunduğu bölgedeki ÜTK çalışmalarından sorumlu, bu çalışmaları yönlendiren ve denetleyen birim kurullarımız var. Ayrıyeten bir de Denetim ve Disiplin Kurulu var ki bu da işin yargı bölümünü oluşturur. Bu kurul tamamen bağımsızdır. Daha önceden de belirtmiş olduğum gibi Birim Kurulları YK’ya bağımlıdır. Buna rağmen YK üyeleri Birim Kurulu’nda yer alabildikleri halde herhangi bir oylama sırasında oy verme hakkına sahip değiller. ÜTK tüm bu kurullarını kendi insiyatifi ile toplar, çalıştırır. Dıştan hiçbir güç bunları hükmedemez.

Bana soracak olursanız, bir örgütün onurlu bir mücadele verip vermedğini attığı adımlardan, takındığı tavırlardan anlayabilirsiniz. Bağımsızlık bu açıdan çok önemlidir. Eğer amaçlar doğrultusunda birşeyler yapmaya çalışırken işin ençok dikkat edilmesi gereken noktası saygınlık, güvenilirlik gibi ahlaki kavramlar kabul edilirse, bağımsızlık da kendiliğinden gelir. Ben görev sürem içerisinde bunlara dikkat etmeye çalıştım. Zaten Kıbrıs’taki bir siyasi partiye bağlı olarak çalışmalarımızı sürdürdüğümüz yönünde söylemlerle zaman zaman karşılaşıyoruz. Bunlar biraz önyargılardan, biraz da çizilen yolun sözkonusu partinin çizgisiyle paralelliğinden kaynaklanıyor olsa gerek. İsterseniz bu konuyu daha sonra detaylı bir şekilde konuşalım. Şimdi, ilkelerimizi anlatmaya devam edeyim.

İkinci ilkemiz Barışçılık’tır. Sohbetimizin başında benim kişi olarak barışa meyilli bir insan olduğumu anlatmıştım. ÜTK’da görev alan arkadaşların birçoğu uygar insanlar. Sorunların kavgayla değil, konuşarak halledilebileceğini kavramış olan seviyeli arkadaşlar. Zaten bugün dünyada tüm medeni toplumlarda barışın değeri anlaşılmış, ‘barış’ evrensel değerlerden en önemlisi olarak kabul edilmiştir. Gelişmiş toplumlarda da bu böyledir. İnsanlar artık istikrar istiyor. Yüzyıllardır dünyada sayısız savaşlar yaşanmış. İnsanlık savaşların ‘kötü’, barışın ise ‘iyi’ olduğu görmüşler. Bu nedenle çatışmalardan uzak durmayı tercih ediyorlar. Zaman zaman tatsızlıklar çıkmıyor değil. Bunlardan da, bana sorarsanız, silah tüccarlarının para kazanabilmek için bazı kesimlerin duygularını sömürmesinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bahsettiğim duygular, milli duygulardır. Bir insanın kendi toplumu sevmesi, kültürüne sahip çıkması, milletinin çıkarlarını düşünmesi kadar doğal ve içten birşey olamaz. Ama ne zaman ki bu duygulardan yola çıkarak başka milletlere karşı saldırgan bir tavır takınılır, işte o zaman anlayın ki o işin içinde bir iş var. O kadar güzel duyguların insanları çatışmaya sürükleyeceğini benim düşünemiyorum. Öyle bir durumda işin içinde bir bit yeniği vardır. Sözkonusu duygular kullanılarak küçük bir kesimin çıkarları korunmaktadır.

Bugünkü teknolojik gelişim göz önünde bulundurulduğunda barışın karşıtı bir durumda, yani herhangi bir savaşta kullanılacak silahlar son derece tehlikeli silahlar olacak. Bunlar insanlar arasında yaş, cinsiyet, politik düşünce, din, dil, ırk, milleyet ayrımı yapma kapasite olmayan öldürücü silahlardır. Teknoloji nükleer serpintinin ülkeler arasındaki sınırları tanımasını olanak tanıyacak kadar gelişmiş değildir. Bu nedenle dini, dili, milliyeti ne olursa olsun, her insanın barışı savunması, barışın alternatifinin her zaman için savaş olduğunu ve bunun kendi ölümüne de sebep olacağını görebilmelidir.

Bu düşünceleri taşın bizler, yani Kıbrıs Türk Toplumu’nun en dinamik kesimi olan gençler, barış mücadelesine kendimizi adamışız. Atatürk’ün de “Yurtta sulh, cihande sulh” şeklinde ifade ettiği çerçevede barışı savunuyoruz.

Yurdumuzda da bugün hala daha bir barış antlaşması yapılmamıştır. Ateşkes vardır. Barış antlaşması olmazsa ne olacak? Barışın alternatifi ne idi? Bu bilinci insanlara aşılamaya çalışıyoruz. Bunu yaparken kesinlikle politik düşünclerinden dolayı kimseyi yargılamıyoruz. Tüm insanların “barış” ortak paydasında buluşabileceğine inanıyoruz. Bu nedenle de Kıbrıs’ta üzerinde mutabık kalınacak olan Barış Antlaşması’nın her iki toplum tarafından da kabul görecek bir antlaşma olmasını istiyoruz. İki kesimlilik temelinde bir antlaşma diyoruz çünkü böyle bir antlaşmanın olumsuz taraflarının da olabileceğini görüyoruz. Yıllardır birbiri ile temas kurmamış iki toplumun bazı çıkar gruplarının işine geldiği için çatıştırıldıkları halde oluşan önyargılardan dolayı iç içe yaşadıkları bir ortamda olumsuz sonuçlar doğuracak çatışmalara girebileceğini düşünüyoruz. Böyle bir çatışmanın ancak da önyargılardan ve kişisel sorunları olan hasta beyinlerin davranışları sonucunda çıkabileceğinin de farkındayız. Yine de önleimi almak gereklidir. Aynı şekilde, adaya barış gelcekse bunun bizi geriye götürmesine olanak tanımayacak bir anlaşmayla mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Bu da geçmişten de ders alarak ancak siyasi eşitliğimizin tanınmasıyla mümkün olacaktır. İki toplumluluk ve siyasi eşitliğimiz de olmazsa olmazlarımızdır. Tabi geçmişte çok çile çeken bir toplum olarak korkularımın da göz önünde bulundurulmasını ve Türkiye’nin ada üzerindeki garantörlüğünün sulandırılmamasını istiyoruz. Kıbrıslı Türkler olarak işleri yokuşa sürmeden, sadece olmazsa olmazlarımızda direterek toplumlararası görüşmelerden yüzümüzün akıyla çıkabileceğimizi düşünüyoruz. Bu noktada ÜTK olarak, bugünkü olumsuz tavırların bizi kötü noktalara taşıyacağını gördüğümüzden Kıbrıs Türk Liderliği’ni eleştiriyor, gençlik olarak ılımlı tavır takınılmasını ve mümkün olduğunca toplumumuzun rahat nefes almasını sağlamalarını istiyoruz. Güven Artıcı Önlemler Paketi tartışılırken Türk tarafı pakei kabul etmişti. Top Rum tarafındaydı. Baskılar onlaraydı. Demek ki ambargolardan inim inim inleyen toplumumuzun önünü açacak olan restleşmeler değil, ılımlı politikalardır.

Bahsetmiş olduğum çerçevede bir anlayışla savunulabilecek ve kaygılarımızı da gözetecek antlaşma modeli olarak iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayanan ve Türkiye’nin garantörlüğünde kurulacak olan bir federasyondur.

Demokratiklik ilkesine gelince… ÜTK içinde herkes istediğini söyleyebilir, savunabilir. Kılınç kimsenin elinde değildir. Kılıncı hep beraber tutuyoruz. Birlik halinde birşeyler yapmaya, herşeyi hepberaber tartışıp en sağlıklı kararları almaya çalışıyoruz. Kendi içimizde yaşattığımız demokrasi anlayışını toplumumuz için de istiyoruz. Bu noktada bazı sorunlar yaşamıyor değiliz. Kendi doğrularımızı savunurken bazıları rahatsız olabilirler. Bu doğaldır. Ancak bunların bizi karalama derecesine varan eleştirileri oluyor ki böylesine şeylerle karşılaşmak bizim de hevesimizi kırıyor, kendi içimizde yaşatmay çalıştığımız anlayışların toplum içinde hala daha oturmamış olduğunu görmemize sebep oluyor. Bu durumda da eğer toplumumuzu gerçekten seviyor ve onun için olumlu işler yapmak istiyorsak, yapacak tek birşey kalıyor: Toparlanıp, yola devam etmek…

Toplumculuk ilkesinden kısaca bahsetmek gerekirse… Toplumumuzdaki tüm sorunların üzerine eğilmemizin gerekliliğini anlatan bir ilkeden bahsediyoruz. Bu çerçevede başta Kıbrıs Sorunu olmak üzere, Kıbrıs Türk Toplumu’nu ilgilendiren her türlü sosyal, kültürel soruna da parmak basıyor, çözümlendirilmeleri için var gücümüzle uğraşıyoruz.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi insanların hor görülmelerini engellemek, söz ve inanç özgürlüğü kısıtlamalarına bir son vermek ve ulusların dostça, insanca ilişkiler içine girmelerini sağlamak için hazırlanmıştır. Bizim anlayışımız da bunlarla paralel olduğundan bu bildiriyi ilkelerimiz içerisine kattık. Kaldı ki, kendi toplumumuz içinde de hala daha maalesef nedeni ne olursa olsun kabul edilemeyecek insan hakları ihlalleri vardır. Özgürce seyehat etmemiz engellenmektedir. Zaman zaman düşünürlerimiz ölüm tehditleri alabilmekte hatta suikaste kurban gitmektedirler. Bunlar bize göre yanlıştır, toplumumuzun ayıplarıdır. Üzerlerine gitmek gerekir. Görüşü ne olursa olsun herkesin Kıbrıs Türk Toplumu için, insanlık için yararlı işler yapmaya çalıştığı bir gerçekliktir. Genelde kabul görmeyecek önerilerde ya da suçlamalarda bulunanlar olacaktır. Bunlar demokrasinin gereğidir. Korunmaları gerekir. Günü gelir, bizi de kendimizce ‘doğruları’ söylediğimiz için öldürmek isteyebilirler. Ölümden korkmuyor değiliz. Ölümden herkes korkar. Ne zaman ki korkularımızda kormaya başlarız, işte o zaman insan haklarının bir numaralı savunucusu olur, toplumun ilerlemesi için elimizden geleni yapmaya çalışırız.

Soru: Az önce ÜTK’nın bağımsızlık ilkesini anlatırken hernagi bir siyasi partiyle organik bağınızın olmadığını, bazen öyle suçlamaların geldiğini ancak bunların önyargılardan kaynaklandığını anlatmıştınız. Bu konuyu biraz açabilir misiniz? ÜTK’nın gerçekten de bağlı olduğu bir kuruluş yok mu?

Cevap: Bakınız. Bu sorunla ÜTK kurulduğu günlerden itibaren yani 1986 yılından beridir uğraşıyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler. Peki nedir bu ateş? Gerçekten de böylesine bir durum söz konusu mu?

Az çok ÜTK’nın ilkelerinden bahsettim. Bunlar toplum içinde bazı kesimlerin rahatsız eden ilkelerdir. Toplumumuzda barışı savunmak sanıldığı kadar kolay değildir. Belli bir kesim bunu cesurca yapıyor. Bana göre gerçekten barışı savunanlar bu kesimdekilerdir. Böyle bir durumda da bu kesimi eleştirenler hedef gözetmeksizin bunu yapıyorlar. Bu kesimdeki insanların hepsini aynı kefeye koyuyorlar. Onlar için Kıbrıs’ta Türkiye ile bütünleşmekten farklı bir barış anlayışını benimseyenlerin hepsi işbirliği içindedir. ÜTK’nın savundukları ile bağlı olduğumuz iddia edilen partinin yani Cumhuryetçi Türk Partisi’nin toplumsal sorunlar karşısında takındıkları tavır az çok aynıdır. Büyük benzeşmeler vardır. Bu şüphelere neden olabilir. Halbuki öyle bir durum söz konusu değildir.

Daha da derine inecek olursak, CTP ile ÜTK’nın arasında organik bir bağ olduğunu iddia eden kesimin en büyük silahı ÜTK’daki şahısların isimleridir. Bugün Genel Başkanımızın babası CTP Lefkoşa Milletvekilidir. Geçen yılki Genel Başkanımızın babası da aynı şekilde CTP Lefkoşa Milletvekilidir. Her iki arkadaşımız da bu görevi en iyi şekilde yapabileceklerine inanıldığından oraya layık görüldüler. Böylesine bir durumun sorun yaratacağını tahmin etmiyor değiliz. Ama sırf bundan dolayı da işlerin aksamasını, bu görevi en iyi yapacak olan insanların önlerinin kesilmesini saçma buluyoruz. Hem zaten isimlerden kaynaklanan sorunun yanıtı bugün için benim ÜTK içindeki varlığımdır. Benim babam da politikacıdır. Cumhuriyetçi Türk Partisi ile hiçbir alakası yoktur. Aksine, bu partinin yönetimi ve üst düzey yetkilileri hakkında beni de etkileyebilecek olumsuz düşünceleri vardır. Bunların doğruluğu veya yanlışlığı tartışılabilir. Burdaki somut durum önemlidir. İsimlerden yola çıkarak ÜTK’nın CTP ile ilişki içinde olduğunu iddia edecek birisi çıkarsa en iyi yanıt ÜTK’daki bu partiye güvenmeyen insanların varlıklarıdır.

Soru: Peki. Madem ki ÜTK’nın gerçekten de bağımsız bir yapılanması var, finansal sorunlarınızı nasıl çözüyorsunuz? Anladığımız kadarıyla, gerek Türkiye’de iken, gerekse tatillerde sürekli faaliyetler gerçekleştiriyorsunuz.

Cevap: Yaz aylarında 11 yıldır ÜTK Gençli Festivali düzenliyor. Bu Limnidi’den Karpaz’a kadar bütün Kuzey Kıbrıs’ı kaplayan kapsamlı bir festivaldir. Elbette ki maddi destek olmadan böylesine bir festival gerçekleştirilemez. Festivalimizi devlet kuruluşlarının ve öel kuruluşların bize yaptığı yardımlarla finanse ediyoruz. Örneğin, geçtiğimiz yaz gerçekleştirdiğimiz festivalde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sn. Serdar Denktaş bize bakanlığı adına belli bir miktar yardımda bulunmuştu. Türkiye’deki faaliyetlerimizi ise burada yaptığımız etkinliklerin getirileri ile finanse ediyoruz. Sıkıntı çekmiyor değiliz. Tüm olumsuzluklara rağmen çalışmalarımızı yürübelimek için etkinliklerimize katılan arkadaşlardan cüzi bir miktar da olsa katı alıyoruz. Buna ilaveten temsilcilerimizden de her ay yine cüzi bir miktar aidat topluyoruz.

Soru: ÜTK’nın birçok etkinlik düzenlediğinden bahsettiniz. Bu etkinliklerden kitlenizi nasıl haberdar ediyorsunuz?

Cevap: ÜTK’nın yapılnmasının temel noktası temsilcilerdir. Her üniversitede temsilcilerimiz var. Bunlar bir yıllık bir süre için kendi üniversitelerindeki Kıbrıslı öğrenciler tarafından seçilirler. Temsilcilerimizin görevi kendi ünversitesindeki arkadaşlarına ÜTK’nın etkinliklerini duyurmaktır. Buna ilaveten, konuştukarı, görüştükleri öğrencilerin taleplerini, eleştirilerini dinleyip üst birimlere bunları ileten de temsilcilerimizdir. Sonuş olarak, Türkiye’de iken faaliyetlerimizi temsilcilerimiz aracılığı ile duyurmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan Kıbrıs’ta yapılan eylemler ve etkinliklerden kitlemizin yanında kamuoyunun da haberdar edilmesinin gerekliliğine inanıyoruz. Orda yaptığımız etkinlikler, ses getirdiği oranda başarılı olur. Yapılanların hepsi özelde öğrencilerin sorunlarına yönelik olup, genelde tüm toplumun sahiplenmesi gereken sorunlardır. Bu nedenle sürekli gazetelere basın bildirileri gönderiyoruz. Festival dönemlerinde ve Şubat ayında gerçekleştirdiğimiz Genç Kıbrıslı Günleri başlığı altındaki dizi panellerimizin olduğu dönemlerde sürekli radyo ve televizyonlarla röportajlarımız oluyor. Anlayacağınız, kitle iletişim araçlarını en iyi şekilde kullanmaya çalışıyoruz. ÜTK’nın bir de dergisi var. Bu dergide de ÜTK ile ilgili haberler yer alıyor.

Soru: Derginiz hakkında bize daha geniş bilgi aktarabilir misiniz? ÜTK ile ilgili haberlerden başka okuyuculara yönelik neler içeriyor derginiz? Tam olarak kapsamını anlatabilir misiniz?

Cevap: Üniversiteli Genç Kıbrıslı Dergisi, tam 11 yıldır yayın hayatına devam ediyor. Kıbrıs’taki dergiler arasında en uzun geçmişe sahip olma ünvanını da taşıyor dergimiz.

İçerik olarak çok geniş bir yelpazesi var. Aslında derginin çıkış amacı ÜTK’nın bir bülteni olarak değil de gençlerin kendilerini ifade etmelerine fırsat tanımak, seslerini en geniş kitlelere duyurmalarını sağlamaktır. Bu bağlamda, yazmaya meraklı her Kıbrıslı öğrencinin kendini bulacağı bir araç aslında dergimiz. Şiir, öykü, deneme, herhangi bir konudaki görüşlerin aktarıldığı serbest kürsü yazıları, vs, vs.

Dergimizi Yayın Kurulu yönetiyor. Sözkonusu kurul Istanbul’dadır. Ankara’da ise Ankara Dergi Bürosu mevcut. Büronun başlıca görevi, burdaki yazıları toparlayıp Istanbul’daki Yayın Kurulu’na iletmek… Çok zor şartlar altında çıkan Üniversiteli Genç Kıbrıslı’nın her sayıda biraz daha geliştiğini görmek beni memnun ediyor. Dergi çıkarmak kolay değil. Bazen sıkıntılar yaşamıyor değiliz. Bunları da arkadaşlarımızın özverili çalışmalarıyla atlatabiliyoruz.

Soru: Siz, Türkiye’de yüksek öğrenimini sürdüren gençleri temsil ediyorsunuz. Bu kesimin temel sorunlarından bize bahsedebilir misiniz? Bu sorunlar karşısında ÜTK ne gibi faaliyetlerde bulunuyor?

Cevap:ÜTK bir gençlik örgütü olmanın getirdiği sorumlulukla hareket etmek durumundadır. Daha önceden de anlatmış olduğum gibi, çeşitli yollarla sorunları öğreniyor ve çözümlenebilmeleri için gerekli adımları atmaya çalışıyoruz. Örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz dönem burslar konusunda bazı sıkıntılar olduğunu öğrendik. Yürütme Kurulu’nda konuyu tartıştık ve şubat tatilinde bu konuda bir eylem yaptık. Bilirsiniz, yürümekle yollar bitmez. Biz de yürürken sorunların hemen o anda çözülemeyeceğinin bilinciyle eylemlerimizi gerçekleştiriyoruz. İlgili makamları uyarmaya çalışıyoruz. Uyarmaktan kastım tabi ki dikkatlerini konu üzerine yöneltmektir. Sözkonusu eylemimizden sonra Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sn. Serdar Denktaş bizimle görüşmüştü. O görüşmede bize bazı sözler vermişti. Burs tüzüğünde yapılan bazı değişikliklerin haksızlıklara yol açacağı O’na uygarca anlattık. O da bizi uygarca dinledi. Sonuçta haklı olduğumuzu, bizi Eğitim Bakanı ile görüştüreceği sözünü verdi. Şubat tatilinin sonuna rast gelen bu görüşmeden sonra olayın üzerine gitme şansını elde edemedik. Yaz tatili için döner dönmez verilen söz doğrultusunda Eğitim Bakanı ile görüşüp sorunları O’na da aktaracağız. Beklentimiz bizi dikkate almasıdır. Peki neydi istediğimiz? Kısaca değinmek gerekirse, geçtiğimiz yaz aylarında meydana gelen bazı polisiye olaylar olmuştu. Bu olaylarda ÜTK’nın festivalinde aktif olarak çalışanlar ve birkaç DAÜ-KÖB’lü öğrenci sorgulanmıştı. Bu arkadaşlarımıza karşı ve yaptıklarının ‘kötü’ olduğunu göstermeye yönelik bir tavır takınılmıştı. Bu tavır yüzünden arkadaşlarımızın burslarının kesilmesi söz konusudur. Bunu engellemeye çalışıyoruz.

Hak arama eylemlerimizin çerçevesi bu şekilde çizilebilir. ÜTK’nın toplumculuk ilkesinden de yola çıkarak yaptığı bazı eylemler olabiliyor. Mücadelemiz hem akademik hem de demokratik sorunlara karşıdır.

En önemli sorunlardan birisi uçak biletlerinin yüksek oluşudur. Bu konuda da yüksek öğrenim gençliğini temsilen gidip KTHY ile görüşmüş bulunuyoruz. Bize karşı tutumları olumlu olmasına rağmen sonuçta somut birşey elde edemedik. Bu konuda da ileride bazı eylemler yapmayı düşünüyoruz.

Soru: Peki tüm bunları yaparken ÜTK olarak ne gibi sorunlarla karşılaşıyosunuz? Çevreden aldığınız tepkiler nelerdir?

Cevap: Anlattıklarımdan da çıkarabileceğiniz gibi mücadelemiz bazen belli bir kesimi rahatsız edecek boyutlara varabiliyor. Bu durumda tabi ki sağda solda aleyhimizde konuşanlar ortaya çıkıyor. Doğaldır. Demokratik mücadele sırasında da bazı sorunlar yaşamıyor değiliz. Az önce burslar konusundaki eylemimizi anlatırken bahsettiğim sorgulanma olayları olmuştu örneğin. Sorgulananlar arasında ben de vardım. Bizi oynadığımız tiyatro oyunlarından dolayı sorguya çekmişlerdi. Oynan oyunlar militarzme karşıydı, “Kıbrıs’tan göçe hayır” gibisinden mesajlar veriyordu. Bazı yanlış anlamalar oldu, beklenmedik bir tepki aldık. Sonradan olay öylece kapandı. Kapandı kapanmasına ama bu üzerimize atılmış bir çamur gibi hala daha belleklerdedir. Bizi anlayamamış olanlar ÜTK’dan söz açıldığında suçlu muamelesi görmüş bir kesimden bahseder gibi konuşurlar. Kendi kafalarında bizi yargılamalarına sebep oldu yani o olaylar.

Tabi madalyonun diğer yüzünü, bizim açımızdan onur verici yüzünü de anlatmakta yarar var. Bir taraftan bizi dışlamaya çalışanlar olsa da toplumun büyük bir kesimi bize destek oluyor. O sorgulama döneminde 36 tane sivil toplum örgütü ÜTK’ya destek gecesi düzenlemişlerdi. Bu da bize doğru yolda olduğumuzu gösteriyor sanırım. Anlayacağınız yaptıklarımızın doğruluna inanan, evrensel değerleri sahiplenip toplumunun geleceği için doğruları söylemekten çekinmeyen tek örgüt biz değiliz.

Soru: Bu güzel sohbetiniz için size teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz, geleceğe dair düşünceleriniz, planlarınız var mı?

Cevap: Asıl ben size tekrardan görüşlerimizi aktarma fırsatını bize verdiğiniz için teşekkür ederim.

Gelecekte de bugün olduğu gibi gençliğin ve toplumumuzun sorunlarının üzerine gitmeye devam edeceğiz.

Biz kendimizi şanslı sayıyoruz. Baba parasıyla aylak aylak gezenler maalesef çoğunlukta. Biz de öyle olmamak için çalışıyoruz aslında. İnsan sürekli bir arayış içinde olur. Gerçekleri görene kadar bu arayış devam eder. Çoğu insanın arayışları hiç bitmez. Gerçek mutluluk arayışların bittiği anda başlar. Bizim toplumumuzun da içinde bulunduğu bazı gerçekler var. Bunların başında kimliğimizin ve kültürümüzün yok olmaya yüz tutmuş olması gelir. Biz bunlara karşı gelerek, bir başka deyişle köklerimize sahip çıkarak mutlu oluyoruz. İnsanın kendi kültüründen olanların arasında rahat olabileceğinin farkına vardık. Bu nedenle kültürümze, köklerimize dört elle sarılıyoruz. Böylece hem zamanımızı iyi değerlendirmiş oluyoruz hem de belki de bir toplumun yer yüzünden silinmesine engel oluyoruz. Bugün olduğu gibi gelecekte de bizimle aynı değerleri paylaşanların bize omuz vermelerini bekleyeceğiz. Ne kadar çoğalırsak, sesimiz de o kadar gür çıkacaktır.

Derslerinizde başarılar.


Birikim Özgür|Ana Sayfa