Görüş, 14 Aralık 2004 Birikim Özgür | ||
Bir konu üç görüş Paris Kürt Enstitüsü’nün 8 Aralık 2004 tarihli International Herald Tribune ve Le Monde’da çıkan ilanı ile ilgili gazetelerde pek çok farklı yorum okuyoruz.Yapılan yorumlar üç farklı temel siyasi yaklaşımın izlerini taşıyor... *** Konuyla ilgili kaleme aldığı yazısında bakın Özker Özgür ne diyor: Leyla Zana ve arkadaşlarının Herald Tribune gazetesinde yayınlanan ilanın yukarıya aldığımız bölümünü onaylamadıklarını açıklamak zorunda kalmaları, Türkiye’de, Kürt sorununun tabu olmayı sürdürdüğünün kanıtıdır. Alt kimlikleri bastırarak millet’i başat etnik grubun egemenliği altında inşaya girişen Ulus-Devlet türünden millet’in alt-kimliklerden oluştuğunu anlayan Demokratik Devlet türüne geçmeye hazır olduğunu duyuran Türkiye, 17 Aralık 2004, Cuma günü, Demokratik Devlet’i esas alan Avrupa Birliği’nden üyelik görüşmelerine başlama tarihi almayı beklemektedir. Büyük bir federasyona doğru evrimleşmekte olan Avrupa Birliği ile bütünleşmek isteyen Türkiye kendi içindeki alt kimliklere karşı hoşgörüsüzlüğünü sürdürmekte ısrarlı olduğu sürece Avrupa Birliği ile bütünleşmesi olanaklı olmayacaktır. *** Bir başka köşe yazarının (İsmet Berkan) göreceli olarak daha yumuşak ya da bir başka ifadeyle “köşeli olmayan” yorumunu konu ile ilgili yazısından aktaralım. Berkan diyor ki: Bir bölüm 'Kürt aydını' tarafından verilen ilanda ayrılıkçılık savunulmuyor ama 'Eşit kurucu ortak olmak'tan 'Bölgesel parlamentosuna sahip azınlık statüsü'ne dek pek çok şeyin talep edildiği ima ediliyordu. Yani aslında metni yazanlar da mahcup, belki de adli soruşturmadan korkuyor, o yüzden ne istediklerini bile cesurca ve açık açık yazamamışlar. Ama bir de o metnin gördüğü tepkiye bakın... Bazı köşe yazarlarının ve siyasetçilerin her beğenmedikleri fikri savunanı 'Vatan haini' olarak damgalamasına alıştık artık. Benim için şaşırtıcı olan, yaygın basından yok denecek kadar az sayıda kişinin 'Ben bu fikirlere katılmıyorum ama bu da sonuçta ifade özgürlüğünün kullanımıdır' diyerek değerlendirmiş olmasıydı. *** Bir de Gündüz Aktan’ın konu ile ilgili yazdıklarına kısaca bir göz atalım: Liberal köşe yazarları ilanın içeriğinden çok ifade özgürlüğü üzerinde durdular. Onlar için hayatın kendisi özgürlüklere sahip olmaktan ibaretti. O özgürlüklerin hangi amaçla kullanıldığı, hangi çıkarlara hizmet ettiği, hangi sorunları yarattığı, bu sorunların çözümlenmesine veya çözümsüzleşmesine nasıl katkıda bulunduğu önemli değildi. Esasen bütün entelektüel enerjilerini özgürlüklerin genişletilmesi gibi pek de karışık olmayan talepler yaparak tükettiklerinden, sorunlara eğilecek güçleri de kalmamıştı.Onlar için toplumun özgürleşen hayatını temaşa etmenin keyfi yeterliydi. Özgürlükler sorunları kendiliğinden çözeceğinden, kimsenin özel gayretine de ihtiyaç yoktu. Ama ne yazık ki biz ilanı incelemek ve ne anlama geldiğini anlamak zorundayız. Metinde imzacıların 'Kürt toplumunun tüm siyasi ve kültürel farklılıklarıyla temsil ettiği' iddiasının hangi temele dayandığı belirtilmiyor. Kürtlerin 'ata topraklarında onurlarıyla yaşama hakkı' da tam anlaşılamıyor. Eğer söz edilen topraklar Güneydoğu Anadolu ise, Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşayan bir o kadar Kürt için onursuz bir yaşam mı öngörülüyor? … İlanda söylendiği gibi, Kürtlerin 20. yüzyılda acılar çektiğine kuşku yok. Ama mağduriyet halet- i ruhiyesiyle sürekli karşıdakini suçlamak, terörist şiddete başvurma hakkını kendinde görmek ve akla gelen her talepte bulunmak, bu acıların sadece artmasına yol açar. *** Genel anlamda bu görüşlerden biri diğerlerinden üstün falan değil! Bireysel bakış açımız, tecrübelerimiz, hayattan beklentilerimiz, siyaseti ele alış şekillerimiz, birini diğerlerinden daha fazla beğenerek okumamıza sebep olabiliyor. Ancak bir konuda yapılmış üç farklı yorumun illa ki bir tanesini doğru bellemek, diğer insanların doğrularını görmezden gelmemize ve bir süre sonra da körleşmemize sebep olabiliyor. Sizce üç farklı dünya görüşü ışığında verilen üç farklı mesajdan hangisi ya da hangileri tutucu bir felsefenin ürünü? Hangisi ya da hangileri “ilerici”? Sizce hangi bakış açısı ya da bakış açıları ilerici siyasetçinin güncel sorunlarla boğuşurken önünü açar nitelikte mesajlar içeriyor? Üç köşe yazarından hangisi ya da hangileri iyi niyetle kaleme sarılmış? Hangisi ya da hangileri gelişmeyi hedef almış? Hangisi ya da hangileri pozisyon belirlercesine bir üslup kullanmış? AB çatısı altında ortak bir gelecek hayali kuruyoruz. Bunun için “etleri aynı kazanda kaynamaz” diye nitelendirilecek çok çeşitli kesimlerin bir arada yaşamayı öğrenmeleri gerekiyor. Farklı milletler, dinler ve dünya görüşlerinin dünya yüzündeki varlığı, farklı bakış açılarının oluşmasının başlıca sebebi. AB projesi kapsamında ele alındığı zaman tüm bunların artık dünyadaki tek kutuplu yapıdan ciddi şekilde rahatsızlık duyarak belli başlı konularda gereksiz yere tartışmaktansa (ve bu şekilde varolmaktansa) güncel sorunlarla ilgili düşünceler üretip bu sorunların tüm yönlerinin dikkate alınarak çözümlere kavuşturulabileceği ortamlar yaratabilmeleri gerekiyor... Bu yapılmadıkça, AB projesinin iyice ete kemiğe bürünmesi ve demokratik devlet anlayışı üzerinden refahın önce bölgemizde ve sonra da tüm dünyada daha adil bir şekilde paylaşılabilmesi için gerekli girişimlerin başlatılması iyiden imkansız bir hal alacaktır gibime geliyor.
copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||