Görüş, 1 Aralık 2004

Birikim Özgür

 

İdeoloji, eğitim ve eğitimin toplumsal değişimdeki yeri

Öncelikle şunu vurgulamak gerekiyor:

Eğitimi doğrudan tek bir ideoloji üzerinden ele almak bir lükstür. Hatta denilebilir ki hiçbir sorumluluk sahibi eğitimci de bu lükse sahip değildir...

Bu yaklaşımın açıklaması kısa bir köşe yazısına sığdırılmayacak kadar geniştir. Dünyayı ve hayatı nasıl algılayıp yorumladığımızdan tutun da daha güzele doğru yapılacak yolculukta kullanılacak yöntemler üzerindeki düşüncelerimize kadar pek çok alanı kapsayan bir tartışmadır bu.

Güncel siyasi tecrübelerimizden bir örnekle bunu anlamaya çalışalım.

Örneğin; çözüm yanlısı toplumsal unsurların ilkeli birlikteliklerini savunuyoruz.

Değişik kesimlerin ve hatta kültürlerin saygı görmesini ve dikkate alınmalarını istiyoruz.

Güç birliği olgusunu, “farklı kimliklere saygılı birliktelik” anlayışı üzerinden yorumluyoruz.

Kısacası, siyasi odakların, tek bir kalıptan çıkmış gibi diğer siyasi odaklarla aynı davranmasını, aynı tepkiler vermesini beklemenin uygunsuzluğunu anlatmaya çalışıyoruz sürekli olarak. Bu yöndeki baskıları eleştiriyor, çözüm yanlısı güçler arasındaki farklılıkların birer zenginlik olduklarını vurguluyoruz.

Eğitim alanında, söz konusu kitle sadece çözüm yanlıları değil. Bütün bir toplum bahis konusudur. Sağcısıyla, solcusuyla, zenginiyle, fakiriyle, kuzeylisiyle, güneylisiyle; koskoca bir toplum...

İşte bu yüzden tek bir bakış açısı ya da tek bir öğreti üzerinden eğitime yaklaşmak tehlikelidir ve lükstür. Kaldı ki bir toplumda eğitimdeki sorunların çözümünü sürekli geciktiren en temel unsur da ideolojik tartışmalardır. Diğer toplumlar alır başını gider ve siz hala daha Kıbrıslı mı yoksa Türk mü yetiştireceğinizin kavgasını verirsiniz. Tarih kitapları hakkında yapay bir tartışma üzerinden toplumu bir güzel uyutursunuz...

Eğitimde gelişmenin önünü açacak olan, ideolojik tartışmaların son bulması ve diğer toplumlardaki siyasi-kültürel olgunluk düzeyine çıkılmasıdır. Bunun başka bir alternatifi yok...

Başlığa ve sunuma bakınca, “Acaba Birikim Marksist eğitimcilerin çağ dışılığından mı dem vuracak?” diye düşünüyor olabilirsiniz.

Yok öyle bir şey.

İdeolojiler, kuyruklu yıldız gibidir. Uzanırsınız ama o yıldızı hiç bir zaman tutamazsınız. Ancak o kuyruklu yıldızdır ki size yolunuzu gösterir, elinizdeki pusulanız olur...

İşte Marksist eğitimcilerin yazıp çizdikleri ve vurguladıkları değerler, bu denli önemlidir; özellikle de bireysel değil toplumsal düşünen eğitimciler için...

Bugün “modern eğitim” popüler söylemler üzerinden varlığını sürdürebilmektedir. Bunların başında, “demokratik eğitim”, “herkes için eğitim” ya da “hayat boyu eğitim” gibi sloganları andıran anlayışlar gelmektedir. Tüm bu olgular elbette ki çok doğru ve çağdaş hedefleri işaret etmektedir ancak tüm bunların hayata geçirilebilmesi için de toplumsal yapının geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun için de politika, felsefe, sanat, vs gibi değişik boyutları da kapsayacak toplumsal bir süreç şarttır. Toplumsal bir dönüşümle birlikte gündeme gelmeyen bir “çağdaş eğitim” iddiası, popülizmin ötesine gidemeyecektir.

Marksist eğitimcilerin uyarıları bu nedenle çok önemlidir bizler için...

Althusser, eğitimin modern kapitalist toplumda egemen bir kurum olduğunu savunur örneğin. Okulu, devletin ideolojik bir aygıtı olarak görür. Althusser’e göre bir devletin baskıcı ve ideolojik olmak üzere iki tür kontrol aygıtı bulunmaktadır. Bunlardan baskıcı devlet aygıtları (ordu, polis, mahkeme) “zor” ile işlerken, okul gibi ideolojik aygıtlar daha çok “ikna” yöntemiyle çalışırlar. Althusser’e göre ortaçağda temel ideolojik aygıt din iken, günümüzde eğitimdir. Çünkü eğitim çocukluktan başlayarak devam eden uzun bir toplumsallaştırma ve kültürleştirme sürecini içerir. Althusser, bu süreçte öğrencilerin geldikleri sınıfsal konuma uygun işler için eğitildiklerini iddia eder. Örneğin, üst sınıftan gelen öğrencilere yaratıcılık, bağımsızlık ve girişimcilik öğretilirken, alt sınıflardan gelen öğrencilere boyun eğme ve emirleri yerine getirme öğretilmektedir.

Diğer taraftan Giroux gibi Neo-Marksist eğitim kuramcıları, eğitim sistemi ile sosyoekonomik ve politik sistem arasındaki ilişkinin asla bire bir ilişkiye indirgenemeyeceğini vurgularlar. Onlara göre eğitim, hakim sınıf ve yapılar arasında daima dengesizlikler, uyumsuzluklar, çatışmalar ve direnmeler yaşanır. Neo-Marksist eğitimcilere göre öğretmen ve öğrenciler tamamıyla kendi dışındaki birtakım faktörler tarafından kontrol edilmiyorlar. Öğretmen ve öğrencilerin serbest hareket edecekleri alanlar da vardır. Okullar, sadece ekonomik ve kültürel yeniden üretim alanları değil, derin izleri olan çelişme ve çatışma sahalarıdır.

Giroux, Freire gibi eğitim kuramcıları, eğitim alanlarında ezilenlerin, baskı altında tutulanların özgürleştirileceği ve böylelikle dünyanın daha güzele dönüştürülebileceği bir ortama vurgu yaparlar. Eğitime, eleştirel gözle yaklaşırlar.

Eğitimle ilgilenen her bireyin bu gibi eleştirel teorileri ve önerileri dikkatle incelemesinde, sorgulamasında ve pratikte mümkün olduğunca diğer bireyler ilişkilerinde özgürleştirici bir yaklaşımı ön plana çıkararak eğitim sistemine katkılarını koymalarında büyük yarar vardır...

Bir eğitimcinin eğitimi doğrudan tek bir ideoloji üzerinden ele alma lüksü yoktur ama eğitim sistemini eleştiren ve toplumsal yaşamın daha eşitlikçi bir düzeyde hayat bulmasını önemseyen eleştirel kuramcıları da görmezden gelme veya onların katkılarını önemsiz gösterme hakkını kendinde görmemelidir.

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org