Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 20 Aralik 2002
Birikim Özgür

Fincancı Katırları...

Bugünlerde akademik yoğunluk nedeniyle düzenli yazamıyorum. 17 Aralık 2002 tarihinde kaleme aldığım ve 20 Aralık 2002’de yayınlanmış Yeni Çağ gazetesinde çıkmış yazımı sizlerle paylaşmayı uygun gördüm. En kısa zamanda, Hamamböcüleri’ne “Yaşanan Gelişmelerin Örgütlenme Bağlamında Ele Alınışı” içerikli bir yazı hazırlayacağım. Henüz güncelliğini yitirmemiş “Fincancı Katırları...” başlıklı yazım şu idi:

***

Kıbrıs’taki gelişmelerden çok Türkiye’de neler olup bittiğini algılamaya çalışmak lazım bugünlerde.

Türkiye heyeti, Kopenhag’daki zirveden şartlı tarihle döndü.

Öngörülen süreç mantıklıdır.

Türkiye henüz siyasi ve ekonomik anlamda kriterleri yerine getirmemiştir. Bu kriterler yerine getirilince müzakerelere başlanacaktır.

Sabıkalı bir ülke için bu durum “bulunmaz hint kumaşı” olarak nitelendirilebilir. Türkiye, Louzidou davasını, Kıbrıs’ı çözeceğiz diyerek uzunca bir süre erteletmeyi başarmıştı. Adamlar bunun bir oyalama taktidiği olduğunu anladı, artık eşşeği sağlam kazığa bağlıyorlar.

Herşeyin ötesinde, Türkiye de bu durumu anlayışla karşılayacak olgunluğu gösterebiliyor, geleceğe dair ilk olumlu sinyali bu şekilde veriyor.

Şimdi ne olacak?

Türkiye’de taşlar yerinden oynayacak mı?

Herkesin kafasındaki soru bu.

Aydınlar, taşları yerinden oynatmaya çalışıyorlar. Aydın kesimin işlevi, demokrasiyi kovalamaktır.

Bu iş o kadar kolay mı?

Türkiye değişik bir ülke.

Bu ülkenin insanları yıllardır cahillikten yola çıkılarak yönetildiler.

Düşünsenize, adamların en çok başını ağrıtan iki sorun Kıbrıs ve Kürt meseleleridir. İsveç’teki bir genç, Türkiye’deki bir gençten Kürt sorununu çok daha iyi bilmektedir.

Böyle birşey olabilir mi?

Diğer taraftan Kıbrıs’ta bir denge kurulmuş gibi görünmektedir.

Herşeye rağmen Denktaş kahramandır diyenlerin sayısı hala daha çok fazla.

Herşey gelip AKP’nin takınacağı tavıra bağlanıyor.

AKP ne kadar cesurdur?

Türkiye Kıbrıs’ta işgalci konumundadır (28 Şubat sonrasında) deme cesaretini gösteren bir Dışişleri Bakanı elbette ki 12 Aralık sonrasında kaybolan bütün umutları yeniden yeşertebilecek konumdadır.

AKP MGK’nın rafında duran kırmızı kitabı hatim edecek kadar okuma fırsatı bulamamış mıdır?

Yoksa Erdoğan bunları elinin tersiyle bir kenara mı itmiştir?

Henüz umutlanmak için erkendir.

MGK’nın başkanı, cumhurbaşkanıdır.

Cumhurbaşkanı ile O’na yakınlığı bilinen CHP’nin işaret ettiği politika, Kıbrıs’ın kuzeyi ile Türkiye’nin AB’ye birlikte girmeleridir.

Bir de unutmamak gerekir ki DP-CTP hükümeti bozan, o zamanlar Kıbrıs işlerinden sorumlu bakan olan Abdullah Gül idi.

Abdullah Gül 28 Şubat tarihinde yediği darbenin bir benzerini hayatın cilvesine bakın ki yine aynı tarihte, 28 Şubat’ta “karşı tarafa” yapma yeteneğine sahip midir?

Halk kendisine bu yeteneği bahşetmiştir.

AKP karar verecektir. İktidar mı olacak yoksa hükümette mi kalacak?

Fincancı katırlarını ürkütsem mi yoksa ürkütmesem mi?...

AKP bu sorunun yanıtı kısa sürede vermek durumundadır.

İpler yine Türkiye’nin elindedir. Biz Kıbrıslılar’a düşen, halkı mücadeleden daha da önemlisi topraklarından soğutmamaktır. Gelinen aşamada Kıbrıs’ın kuzeyinden vazgeçmek, Kıbrıs’tan vazgeçmek anlamına gelecektir. Kıbrıs sorunu bugünkü sorun değildir. Yarın da bitmeyecektir; imza atılsa bile... Bu nedenle içinde bulunduğumuz günleri örgütlenme ve halka kendimizi anlatma fırsatı olarak değerlendirip 12 Aralık öncesinde yaptığımız gibi “bu iş bitti” söylemleri ile değil, halka gerçekleri anlatan yaklaşımları tercih etmeliyiz. Bu gerçekleri anlatırken Türkiye’nin aydın kesiminden gelecek desteği de teşekkürlerle karşılamalıyız. Yıllar öncesinden beridir yazıyoruz; Türkiye’deki aydınların Kıbrıs konusundaki yardımları bizim için çok önemlidir. AKP’nin 28 şubat darbesini sadece biz Kıbrıslılar değil, o bahsettiğimiz Türkiyeli aydınlar da merakla bekliyorlar.

Bakalım Erdoğan fincancı katırlarını ürkütmeyi göze alacak kadar Kasımpaşalı mıdır?


Birikim Özgür|Ana Sayfa